Uyku ile uyanıklık, rüya ile gerçeklik arasında, başka âlemlere uzanan dört başı mamur bir yolculuk… Kimilerince anlatıcının kozasını ördüğü bir masal evreni, kimilerince bir hayal seyahatnamesi… Zaman zaman içinde bir tarih sahnesi...
Ali Sürmelioğlu’nun deneysel mozaik romanı, Üsküdarlı Falanca’nın tarihte salındığı, beklenmedik karşılaşmalarla okuru şaşırttığı gerçeküstü bir serüven. Roman, okuru sultanın sofrasına, paşalar divanına, beyler meclisine, şeyhler meydanına, müderrisler minderine buyur ediyor. Üsküdar’ın sokaklarına, camilerine, mezarlıklarına, köşklerine, dergâhlarına, kahvehanelerine, saraylarına uzanan bir güzergâhta, sizi yaşamdan rüyaya, kendinizden kendinize götüren o haritanın söylediklerine kulak vermeye çağırıyor. Çünkü dinlemek iyileştirir, yorgun ruhlarımızı diriltir. Yeni dünyanın ilk gecesi, bir kandilin yanmasıyla başlar.
Deneysel bir roman olmuş. Yazar farklılık yakalamak adına biraz zorlamış gibi geldi bana. Harita fikri ve mekanlarla kurulan ilişki güzel ancak işleniş biçimi yavan kalmış bence.
Fikir olarak ilgimi anında çekse de anlatımı beni yordu, merakımı gittikçe kaybettiğimi farkettim. Bu sesle yarım bıraktığım kitaplar arasına girdi maalesef.