Bir "Cemil Arıkan" Macerası Dönem, İkinci Dünya Savaşı’nın, daha kazananın kim olduğunun bilinmediği 1940’lı yılların başı. Türkiye tarafsız olarak bu zor dönemi geçirme sevdasında ama İnönü başkanlığındaki hükümet savaşın bize de sıçrayabilme olanağını gözden ırak tutmuyor. Önlemler ülkede büyük ekonomik sorunlara neden oluyor. O günlerde yüzde sekseni köylerde yaşayan nüfusun en genç kesiminden bir milyon kişi askere alınıyor... Korku, endişe kamuyu doğal olarak çok etkiliyor.
O günlerin İstanbul’u diğer taraftan hem İngilizlerin, hem Almanların gizli ajanlarının cirit attığı, birbirini gözetip çeşitli tertipler içinde olduğu bir kent.
Akgüç’ün kahramanı Cemil’i son macerasında yine İstanbul’un bu kâbuslu günlerinde istemeden bulaştığı bir macerada, hem de bir sevda olayının içinde görüyoruz. Olayların gelişimi ilginç ve sürprizli son çok etkileyici. Ben bir polisiyesever olarak keyifle okudum. Siz polisiyeseverlerin aynı keyfi alacağınızı umarım. Erol Üyepazarcı
Poyabir ödülü sayesinde bu harika seriyi keşfettiğim için çok mutluyum. 1940'ların İstanbulunda casusluk faaliyetleri ilginizi çekiyorsa mutlaka okuyun.
1940'ların başında, İstanbul'da geçen bir uluslararası casusluk öyküsü. Ordu terk, yeni yayıncı Cemil, eski tanıdığı Sahaf Barati'nin cinayetini, Barati'nin kızı Mona ile birlikte araştırıyor. Tarihi bilgilerle birlikte, oldukça gerçekçi bir siyaset/savaş komplosu okudum. Tam benlik bir kitap. Cumhuriyet dönemi hikayeciliğine övgü atıflarını, Lovecraft göndermelerini, mezat sahnesini çok sevdim. Kapaktan nefret ettim. Oğlak şu kadar güzel, rengarenk sinematografik bir atmosfer sunan kitaba, bu sıkıcı, mesajsız, anlamsız kapaktan çok daha iyisini yapabilirmiş. 2025 yılı Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı ödülünü de eve götürdü. Yakıştı, helal hoş olsun.