Kulağıma durmadan yürü diye fısıldayan, gittikçe uğultuya dönüşen, menşei belirsiz bir ses çalınıyordu. Gökyüzü pusunu üzerime kusuyor, beni yutmaya yelteniyordu. Boyun eğmek, geri dönmek yoktu. Yolu bir çaprazına, bir dikine dilimledim. Sonunda bitap düşüp bir merdivenin başında durdum. Çöksem olduğum yerde uyuyacak, soğuğun ikide bir dürten dikenli ellerinde yığılıp kalacaktım. Artık bir evim yoktu ama bir okulum vardı. Ailemi yeni arkadaşlarımdan kuracak, atanmışlarla değil, seçilmişlerle mutlu mesut yaşayacaktım.
Böreğe pudra şekeri ister misin? Ertürk Yöndem, Lenin’i döver mi? Kim otlu peynir kokuyor? “Bekâret esaret”, yarım yarım hatıralar, öğrenciler, gazeteciler... Kim dans eder ki komparsitayla? Şehrin yokuşları, çıkmaz sokakları... Yalnız mısın sen oralarda?
Genç bir kadın evden kaçıyor, kalın fitilli kadifesi kirden üzerine yapışmış, kaşı-bıyığı gür Pala Hayriye bu... Figen Şakacı, doksanlı yıllarda üniversiteye başlayan Hayriye’nin kırklı yaşlara kadar yaşadıklarını anlatıyor. Pala Hayriye, neşeli, meydan okuyan, direnen bir kadının hikâyesi... Figen Şakacı, Bitirgen’le başladığı büyüme hikâyesine Pala Hayriye’yle devam ediyor.
1971 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. 1989 yılında gazeteciliğe başladı, çeşitli gazete ve dergilerde muhabirlik, köşe yazarlığı yaptı. Televizyona dizi senaryoları yazdı. İş Bankası Kültür Yayınları’ndan Her Doğum Bir Mucizedir ve Mizah Zekânın Zekâtıdır adlı iki nehir söyleşi kitabı yayımlandı. Üçleme olarak tasarladığı roman serisinin ilk kitabı Bitirgen 2011’de (ilk baskısı Everest Yayınları’ndan), ikincisi Pala Hayriye 2013’te yayımlandı (İletişim Yayınları). Aynı kitaptaki “Pişti” hikâyesinden uyarladığı “Topuklu Terlik Süt Yapar” tiyatro oyunu, Aysa Prodüksiyon tarafından 2017’de sahnelendi.
Pek çok iyi roman, ilk sayfalarında güçlü başlayıp giderek genişleyen sağlam bir gövde ile okura tutunacak bir sütun sağlarken bitmeye yakın incelmeye ve zayıflayıp okurun önceki bölümlerde edindiği izlenimden uzaklaşmasına neden olan bir zaafiyete meyleder. Pala Hayriye tam aksi. Giderek derinleşiyor, bitmeye yakın atağa kalkıyor. Okur doygunluğa ulaştığını düşünürken yeni bir açlık ile tanışıyor. Figen Şakacı zaman ayırmaya değer bir roman yazmış.
Yıllar sonra tekrar okuduğumda kitabı daha çok sevdim. Her ne kadar arada kopukluklar olsa da kitap yer yer romandan çok öykü kitabı izlenimi yaratsa da severek okudum.
Ay Hayriye’nin asla yüzünüm gülmemesi ? Ne çekti be bu kız. Ben kitabın adından Hayriye’nin lezbiyen hikayesini dinleyeceğiz fiye bir tık sevinmiştim bu arada.
Figen Şakacı'nın roman üçlemesinin ikinci kitabı.. 80'lerde 10'lu yaşlarında bıraktığınız Bitirgen ile üniversite döneminde 90'larda Hayriye olarak karşılaşıyorsunuz.. Bitirgen nasıl 80'lerde çocuk olmanın romanı ise, Pala Hayriye de 90'larda büyümenin romanı.. Bir anlamda Bitirgen'in Direngen'e dönüşmesinin de hikayesi diyebiliriz.. Özellikle Metin Göktepe ve Hüseyin Toraman'a selam verilen bölümlerde nefes almada zorlanıyorsunuz.. Kitabın sonunda yazar Gezi Direnişi'ne göz kırpıyor.. Bakalım 40'lı yaşlarına adım atan Hayriye Gezi Direnişinde neler yapacak?
"Hayatım yazacağım birkaç kitap daha için, okuyacaklarımdan bir şeyler öğrenip ben onu da biliyorum demek için, izlediğim filmlerin yönetmenlerini, oyuncuların isimlerini ezberlemek için geçiyor. Zamanı oyalayan benim!"
"Nicedir bir hayal kurmuyordum kimseyle, müsaitsen birlikte kuralım demek istemiştim."
Okuduğum en kötü kitaptı diyebilirim hiç zevk alamadım, hiç bir şey anlamadım, anlam konusunda deneyimlemediğim laf kalabalığından başka bir şey değil sanki cümleler yan yana konulmuş ama anlam bulamamış ,bu kitaba ayırdığım zamanın benim için kayıp olduğunu düşünüyorum. Karakter ise tam bir fiyasko sol meraklısı, ülkesinin gerçeklerinden kopuk, sanki kendine bir ütopya yaratmış onu bulamadığı için kaybolmuş.
Kitabın başı annemin üniversite hayatına oldukça benziyordu, Beyazıt kampüsü ve gazetecilik olarak. Yazarın dilini, yazım şeklini beğendim. Kısa kısa anekdotlar şeklinde değil düz roman gibi yazsa daha da çok hoşuma giderdi, ondan uzun bir kitap okumayı isterim çünkü edebi bir dili vardı, ama yapmacık değildi.
Bir ayrık otunun, nereye gitse ait olamayan, mutluluğu bulamayan Hayriye'nin bu sefer de ilk gençlik ve orta yaşa doğru ilerleme hikayesi. Aralarda anlatılan başka başka hikayeler biraz kafa dağıtıcı olsa da güzel ve merak uyandırıcıydı.
Bitirgen kadar etkili bulamadım sanırım ama Türkiye'de kadın olmak ile ilgili çok güzel detaylara yer verdiği için önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum.
İçimi çok sıktı bazı bölümler...çoook fazla da alıntı yaptım. Ah bu değersizlik hissi... yazarlık atölyesindeki yazar kadına da çok sinir oldum. Hatta nefret ettim.
baslarda eglenceli sonradan huzunlu. gecen yillar,degisen dunya, kaybedilen arkadaslara ragmen hayatin kendi icinde eritemedigi yalniz bir kadinin oykusu. cesur bir abladan anilarini dinlemek gibi geldi bana, iyi geldi:)