“Bu topraklardaki zulüm hiç bitmeyecek, kargaşa hep sürecek, kan akışı durmadan körüklenecek. Beklenen kurtarıcının gelmesi için şiddet ve ölümler daimî olmak zorunda. Burayı cehenneme çevirenlerin inancı, ‘Kanı ne kadar çoğaltırsanız cennete o kadar yaklaşacaksınız!’ diyor. Kıyameti isteyen bu sapkın akıllar, bunu başararak kendilerini kurtaracaklarını düşünüyorlar. Hayır, buna müsaade edemeyiz!” Cümleler 1577 yılının İstanbul’undan… Ama sanki trajedinin, acının, feryatların hiç bitmediği günümüz Ortadoğu’sunu anlatıyor. İnsanlık tarihi biraz da zulümler tarihidir. Kan ve şiddet üzerinden yapılan hesaplar dünyayı kaosa sürüklemeye başladığında sapkın akıllar, gökten inecek muhayyel bir kurtarıcı için cinayetler işlemeyi, zulümler üretmeyi masum bir iman olarak görürler. Gerisi insanlığın kaderidir.
İskender Pala (born 1958, in Turkey) is a Turkish Divan (Ottoman) Poetry Professor and author of best seller novels. He also used to write a column in the Turkish daily newspaper Zaman.
İskender Pala graduated from Istanbul University Faculty of Letters Turkish Language and Literature Department in 1979. He entered Turkish Navy as a lieutenant in 1982 and taught Turkish Literature in Naval Schools and Boğaziçi University. In 1987 he established Turkish Navy Museum Archives. He oversaw classification and restoration of many historic documents dated from the times of the Ottoman Empire. He published Encyclopedic Dictionary of Divan (Ottoman) Poetry and received Writers Union of Turkey Award in 1989. He was discharged from the Navy without any conviction during what is now called the "Postmodern coup". Later, he wrote a book about his life in Navy and his discharge, called Between Two Coups referring to military coup in 1980 and 1997 military memorandum in Turkey. He said that the reason for his discharge was his practicing İslam in his private life.
Osmanli zamaninda geçen sürükleyici bir polisiye. Ana karakterlerde inandırıcılık sorunu olsa da keyifli akıyor. Son kısimda çok da gerekli olmayan inanç-din tartısmaları olmasaydı bir yıldız daha verirdim.
Ramazan ayının ilk günü yani 12 Kasım 1577 İstanbul semalarında büyük bir kuyruklu yıldızın geçişi gözlenir. Galata'da kurulu rasathanede gözlem yapan Müneccim Başı zaten hesaplarını yapmıştır. Kuyruklu yıldız daha 40 gece gözlenebilecektir.
Spoiler!!
Ancak hem Osmanlı'da hem de Dünyanın diger yerlerinde toplumlar bu geçişe hazırlıklı degildir. Yaşanan bin bir türlü olay, kötülükler, (bazi iyilikler de ) kuyruklu yıldızın geçişine yorulur.
Bir de bu yıldızın kendisinin yüzyıllardır beklenen Mehdi Azdahak'ın gemisi olduğuna inanan sapkın bir tarikat var. Bu tarikat Mehdinin gelişini hizlandırmak ve onurlandırmak için şehirde vahşice cinayetler işliyor.
Yazarımız İskender Pala’nın kaleminden okuduğum her bir eseri ile bambaşka duygular yaşıyor, bambaşka ruh haline bürünüyorum. Özellikle tarihi kurgulara öyle başarılı imzalar atıyor ki yazarımız, kaleme aldığı dönemi tüm ayrıntılarıyla biz okurlara yansıtıyor eserimiz 𝐀𝐳𝐝𝐚𝐡𝐚𝐤’ta da olduğu gibi. O zaman hemen kitabımızdan bahsedelim kısaca…
Hikayemiz 1577 yılının Ramazan ayında tüm dünyanın ihtişamına hayran olduğu İstanbul’da geçiyor. O gece herkesin başı yükseklere çevriliyor; görevlilerin hilali görüp Ramazan ayının başlangıcını müjdelemeleri bekleniyor ve sonunda beklenen haber de geliyor. Hicret’ten itibaren 985. Ramazan’ın başladığını da Şeyhülislam müjdeliyor. Bu mübarek ayın başlaması ile ziyadesiyle mutlu olan halk ve imparatorluk sarayındaki devletlülerin mutluluğu Karabarut Hasan isimli hafiyeyenin huzura gelmesi ve yanında getirdiği bohçayı açmasıyla bozularak yerini huzursuzluğa bırakıyor. Bohçanın içinden çıkanlar Sultan oğlu Sultan Murat Han’ın memalik-i mahruse-i şahanesinde Allahın kitabıyla alay edercesine kirletilmiş sayfalardır. Kutsal kitap kirletilerek bu devlete meydan okunmuş Allahın dinine savaş açılmıştır. Şehrin farklı yerlerine farklı zamanlarda bırakılmış bu bohçalara karşı yapılacak olanlar, alınacak tedbirler düşünülüp konuşulurken çok daha büyük, kıyamet alameti olarak görülen bir haberle sultan iftar sofrasından kaldırılır. Kimine göre uğursuzluk kimine göre hayra yorulan o dehşetli ışık kümesi gökyüzünde belirmiş, akılları baştan almıştır.
Bu doğa olayını farklı yorumlayan ve uzun zamandır bu anı bekleyen, kan akıtmaktan can almaktan çekinmeyen, kıyameti isteyen sapkın akıllar, yaptıkları akıl almaz vahşetle kendilerini kurtaracaklarını düşünüyorlardır fakat yeryüzünde kafirler kadar onlara dur diyecek aklı başında iman sahibi gerçek vatanseverleri; Uzun sadrazam, Karabarut Hasan ve muhteşem bir hafiye olan Emanet ile isimlerini buraya sığdıramadığım daha nice kahramanları hiç hesaba katmamışlardır. Başlarına geleceklerden habersizce işlemeye devam ettikleri bu büyük günahlarla cehennemin o kızgın ateşini iflah olmaz ruhlarıyla besleyeceklerdir o anlarda farkında olmasalarda. Burada yazmakla anlatılamaz kitabımızdan daha fazla bahsetmek istemiyorum çünkü okuyarak yaşayabilececeğiniz, yüreğinizin en derinine işleyecek bir eser 𝐀𝐳𝐝𝐚𝐡𝐚𝐤. Kesinlikle ve şiddetle TAVSİYEMdir. Syf: 375
Mutlaka okunmalı. Olay örgüsü, gizemli, insancıl. Güzel bir macera/polisiye/gizem romanının ahlaksızlık ögeleri olmadan da yazılabileceğinin en güzel örneği. Amerikalı yazarlık sektörüne inat.
Yazarın ilk kitaplarına göre olay örgüsünü fazla karmaşık bulduğum ama dilini her zaman sevdiğim bir roman. Polisiye türüne daha yakın. Güçlü kadın karakterin erkekleşmesi fikrini sevemedim.
Katre-i Matem tadında bir Osmanlı polisiyesi diyebiliriz ama içinde Şehname kaynaklı olduğu söylenen ama bize daha çok Amerika'daki dehşetli sinagog olaylarını hatırlatan olaylar var. İskender Pala yine konuşturmuş kalemini.