Leyla Erbil, Zenîme Hanım'ın hikâyesini anlatır bize Cüce'de, "terk etmeyip seven"lerden oluşan kalabalıklar arasında yalnız kalmayı tercih eden bir kadın. "Leyla, yazın adamı değil, kadınıyım ben anlayacaksın tümünü okuduğunda." diye kendini azarlattırdığı Zenîme'sinin kaleydoskopik bir portresini sunar Erbil. Zenîme hanım başlı başına bir romandır haddizâtında: Erguvan rengi elbiseleri içinde Portugalya imparatoriçesi edasıyla salınan, yüzünde Coly pudrası, boynunda Cuir de Russie parfümü ile Amerika'larda üç kuşağa "İslam'da Hümanizma" dersi veren ama ülkesinde Madımak'tan yükselen dumanları görünce kendinden utanan bir asılsız kimliktir o.
Erbil kendini bir yaratıcı yazar anlatıcı olarak konumlar Cüce'de ki, anlatabilsin bu daktilosu ağzı açık bekleyen kadının hikâyesini. Bunu yaparken dili de biçimi de, hem anlatısal hem görsel olarak, eğip büker. Zenîme Hanım'ın sesi Calibri, iç dünyası Handwriting, Erbîl'in kendisi Times New Roman puntosunda biçimlendirilir, bir de üstüne Mustafa Horasan'ın resimleri eklenince Cüce bir biçim-bükücü metaromana dönüşür. Erbil metaromanının eklemini göstergeler ile kurar: Ev ve bahçe, güvenli alan ve geçiş yeridir. Dışarıda roman boyu bir sis vardır; "dinlene dinlene ilerleyen", "beyaz-mavi-mor duman bukleleri"nden oluşan, büyük harfle stilize edilmiş SİS, bilinmezliktir. Sisin ortasından bir Cüce çıkar, Velázquez'in Nedimeler'inin Menipo'su, ataerkin kibrinin, medyanın baskısının simgesi; Zenîme'ye o cinsel organlaştırılan gür kara saçlarını örttüren korkunun ta kendisidir. Ve elbette ayna, Zenîme'nin temel derdi kimlik ve yabancılaşmanın temsilidir.
Son tahlilde Cüce, kişisel bir roman deneyimidir. Erbil, "kendi eziyetine katlanabilecek" okurlar ya da Zenîme hanımın deyimiyle "kollayacağı birkaç kişi"yi arar. İçinden çıktığı çirkeften leke almadan gezemeyen, bekleyişin süslü imparatorluğundan, kadın olmanın ürperik ağırlığından aldığı nefes ile üflemektedir yaratısına. Batılının Bulantı'sına benzemeyen Doğulu bir yarıktır Cüce. Karıncaların, ezan seslerinin ve parasızlığın ortasında hoşnutluk dolu sırıtmaların yakıp kavurduğu bir yürek yarığı.