An experimental novel-in-verse from Leylâ Erbil, the first Turkish woman to ever be nominated for the Nobel Prize.
In this remarkable, multilayered narrative, Erbil pens an elegy to the Istanbul of eras past and all that’s been lost in its transformation. Through the eyes of a woman named Lahzen we witness the landscape shift from a vibrant multicultural hub where a young Jewish girl snaps her pencil in half to share it with her Turkish classmate to a city fractured by political violence. The sharp crack of that pencil becomes an echo in Lahzen’s life: a symbol of both rupture and communion, the sound of something shared and something lost.
From the Byzantine Empire to the twentieth-century Turkey of Erbil’s experience, What Remains searches urgently for a way to escape recurrent cycles of suffering, all while preserving hope in the smallest acts of kindness. Now available for the first time in translation, with an introduction by Ayten Tartici, What Remains is a fearless, deeply felt narrative from one of the most influential Turkish writers in recent history.
Leylâ Erbil is one of the leading female contemporary writers of Turkey, author of four novels and three collections of short stories, a book of essays and a biographical text about one of the best woman writers in the Turkish language, Tezel Özlü, who died in her early forties. Educated in Istanbul, she has also worked as a translator. In the 1960s she was involved in the activities of the Turkish Labor Party, which was the most influential socialist party at the time. Her stories are usually based on emotional and sociological conflicts of individuals and the society. Whether it is a love story or the story of a family or about the political and social developments of society, she usually presents contradictory states and situations and motivates the reader to deepen his/her thought about the matter. One of the author's main principles is that her works are not to be nominated for any of the literary contests or for any organizations that distribute awards. The author’s latest novel "The Three Headed Dragon" (Üç Başlı Ejderha) has been published in 2006. Other Books:
Novels Tuhaf Bir Erkek 2013 (A Strange Man) Kalan 2011 (Rest) Üç Başlı Ejderha 2005 (The Three Headed Dragon) Cüce 2001 (Dwarf) Mektup Aşkları 1988 (Love’s Letters) Karanlığın Günü 1985 (Darkness of the Day) Tuhaf Bir Kadın 1971 (A Strange Woman)
Short Stories Eski Sevgili 1977 (Old Sweetheart) Gecede 1968 (In the Night) Hallaç 1959 (The Wool Fluffer)
6-7 Eylül'ün, Fener'in, Balat'ın, halaların romanı. Sayıklamalarla, hatırlamalarla bir bakıyoruz ki Türkiye tarihi romanın asıl kahramanı oluvermiş. Leitmotif olan Kierkegaar'un İshak ve İsmail anlatısı da bir sayıklamaya dönüşüyor örneğin. Fakat bu kadar sayıklama, benim için, fazla yorucu. bu, güç anlaşılırlık minvalinde bir yoruculuk değil. Okuyucuyu kendisiyle diyaloğa çekmekten vazgeçen bir metni takip etmenin yoruculuğu. Bana kalmaz tabi ama kalırsa, Leyla Erbil'in öykülerinin romanlarından çok daha ustaca olduğunu düşünüyorum.
Arkadaşımın iyi gelecektir önerisiyle çantama koyduğu kitap Leyla Erbil'in çocukluğundan, istemediği kişilerden ve hatırlamaya maruz kaldığı anılardan bir arınma. Zeyyat-Sabit kararsızlığı, "DIŞARIDAN GELEN EL" Dayının sebep olduğu huzursuzluk, arada rehberlik yaptığım Fener-Balat coğrafyasında artık olmadığından içim yanan mekanların kötümser anılarla önüme dökülmesi,politik yüzleşmeler. Bu kitapta konuşmak için kalanları dökmüş, yetebildiği kadarıyla. Mis gibi olmuş yine o yarım kalma duygusu. Tekrar tekrar okunası.Özellikle benim gibi unutamayanlar için.
Kitaptan sevdiğim bir alıntı: "Yazıyorsun,,, anlatıp duruyorsun,,, sana ne elin padişahlarından anlatmak istediklerin bunlar değil biliyorsun,,, fakat bunlarsız olmaz dediğin bir dürtü var önleyemediğin,,, seni asıl olandan alıkoyan,,, asıl olan ne bilmiyorsun,,, bulacaksın,,, anlatma artık,,, anlatma,,, anlatarak bulabilir misin,,, unutmaya çalış,,, neyi,,, bilmediğin aradığın şeyi unut artık,,, ilacını al,,, bak yaşlandın,,, evli barklı saygın biri oldun,,, saygın,,, saygın mı,,, ne saygını,,, müesses nizamın bir parçası olarak saygın,,, kızını karganın deştiği deliğe gömen saygınlar ülkesinde saygın..."
İstisnasız her gün kendi kendime sorarken bulduğum benzer soruları ve varoluşsal sorgulamalarımı Leyla Erbil’in cümlelerinde bulmak inanılmazdı. İnsana şu dünyada yalnız olmadığını ve henüz delirmediğini hissettiriyor. Ya da mevzu delirmemek için uğraşmamak da olabilir. Neyse önemli olan şu an bu değil; şu kelimelerin bir araya gelip anlatmaya çalıştıkları:
“kimim ve nasıl biriyim hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime her gün sen hangi biliçtesin lahzen hangi göklerin bulutlarından yağdın bu çorağa söyle son bilinç ölüm olacağına ölüm anındaki bilincin bilinci yazılamayacağına göre hangi kavşağındasın tinsel gerçekliğin”
leyla erbil okumaktan hoşlanmıyorum,bu sondu.onun baktığı yerden bakmakmıyorum.din ile özellikle islam diniyle meselesi var.kitaplarına bu mevzu sinmiş.inanclı olmak acziyet değil bilinçli bir tercihtir.yakın tarihte yaşanan kirli olaylar vicdanı olan herkesi utandırıp üzer ama bunu dinin eksenine kaydırmak vicdani-adil bir tutum değil.seven sevsin beni ilgilendirmez.ben yazarın genel tutumunu sevmedim.
Daha önce böyle bir kitap okumamıştım. Halbuki Camus geçti ellerimden Kierkegaard, Kafka, Çehov, Balzac,,,
Uzun zamandır okuduğum makaleler, polisiyeler , araştırma yazıları ve klasiklerden sonra bu kitap,,,
“Pure” edebiyat “Pure” yazın,,, her cümlesi gözümden beynime giden yol yerine tenime yayılıp gözeneklerimden absorbe edildi cildime sanki.
Kierkegaard’ın Korku ve Titremesine göndermeler dolu, hani şu Ishakı yere yatırıp bağlarken ellerini İbrahim’in duyduğu belki duymadığı ama duyması gerektiği kaygıyı anlattığı kitabı.
Tadı damağımda kaldı. Leziz ve hafif bir yemek gibiydi kitap. Damakta tadı KALAN
Bu destansı tarz ve şiir sesi taşıyan romanın edebiyat adına verdiği mutluluğa itirazım olamaz. Ancak malesef içeriğin bende yarattığı hayal kırıklığı çok büyük. Bu topluma yabancı septik aydınlık iddiası beni her zaman derinden üzmüştür...
Kitap çok etkileyici detaylarla doluydu..Farklı,şiirimsi,epik bir yazım tarzı bulunuyor.Hayatımda okuduğum en farklı metinlerden biri olarak kalacak hafızamda..
Şiirsel bir roman. Leyla Erbil, Lahzen'in kişisel tarihiyle Türkiye'nin geçmişindeki karanlık olayları birbirine çok iyi işlemiş. Bir yandan Lahzen'in varoluş sancılarını okurken bir yandan Bahçelievler katliamıyla karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Kitabın konusu kadar dili de beni etkiledi. Devrik, kesik cümlelerle ve uyaklarla anlatı çoğu yerde şiirsele kaysa da dergilerde yazan genç şairlerimizin şiirleri kadar yapmacık ve kapalı bir dil gelmesin aklınıza. Sonuçta Leyla Erbil'den bahsediyoruz. Anlatıdaki boşlukları okurun doldurmasını bekleyen modernist bir metin diyebiliriz. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Leyla Erbil'in kendine özgü o etkileyici üslubuyla yakın tarihimizin yakıcı olaylarını da ustalıkla işlediği harika bir olgunluk eseri. Dini inanç adına kurban etme (İbrahim/İshak) temasını Kierkegaard ekseninde ele aldığı bölümler, 6-7 Eylül olayları sonrasında ülkemizden göç etmek zorunda kalan azınlıklara değinen kısımlar, anlatıcının çocukluk dönemine dönüşleri özellikle çarpıcı.
Hiçbir şeyden ve her şeyden kalan... Kendi hakikatini çocukluğunda arayan ama asıl hakikatin içinde olduğunu farkeden bir kadının hikayesi... Tuhaflıklar kadını Leyla Erbil'den mutlaka okunması gereken bir kitap
Lahzen,kitabın ana karakteri,kişisel tarihini anlatırken anıları toplumsal tarihle budaklanan,okurun ellerinden tutup dönemin İstanbul'una,İstanbul'un asıl yerlilerine götüren kadın.Bu İstanbul'da kimler yok ki?Türkmenler,karapaklar,yezidiler,zazalar,ermeni asıllı hemşinliler,laz asıllı hemşinliler,keldaniler,kürtler,çerkezler,burkalılar,mavi sakallı adamlar,Lenin kasketli,haki montlu postallı genç adamlar,isa yontusu taşıyan genç adamlar... 6-7 Eylül olaylarına götürüyor Leyla Erbil okuru.Bazı satırların dokunmadan geçmesi mümkün değil: ''Bir gün Rodos'ta bir kuyumcu dükkanının önünde bakıyorum vitrine içeriden bir adam çıktı geldi yanıma türksünüz değil mi,dedi.Evet?dedim.Ben de türküm dedi ama kovulduk memleketimizden.Tarabya'da otururduk,türkü rumu çocukluğum en güzel yıllarım orada geçti benim.Burnumda tütüyor şimdi;deniz kıyısındaki taşları bugün bile bir bir sayarım size. dönemez misiniz dedim,,,gözleri yaşardı,,,yapamam dedi,çok kırgınım size,,,yemin ettim ölene kadar basmayacağım o topraklara.Sonra dükkana soktu beni,bir acı kahvemi için dedi.İçtim.Özür diledim onlara yaşattıklarımızdan...'' Henüz Leyla Erbil okumamış olanlar için belirtmek isterim,Kalan'ı Tuhaf Bir Erkek'ten önce okuyun mutlaka.Bu kitabın apayrı,biricik bir yeri olacak kalbimde.İyi ki geçtin dünyamdan Leyla Erbil.
Lahzen: kimim ve nasıl biriyim/ hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime hergün/ sen hangi bilinçtesib lahzen/hangi göklerin bulutlarından yağdın/ bu çorağa söyle/ son bilinç ölğm olacağına/ ölüm anındaki bilincin bilinci yazılamayacağına göre/ hangi kavşağındasın tinsel gerçekliğin/ ben lahzen Kendi hayatını, hatıralarını ve onların bıraktığı tortuları anlamlandırarak anlatmış Leyla Erbil. Varoluşunu, toplumsal belleği de unutmamış. Erkeklerin egemen olduğu toplumu balkonda kahve bekleyen kocasında da hatırlıyor kendi varoluş mücadelesinin her anında da. Bence kadınların zihni Leyla erbil gibi duygu asena gibi öncülerin dile getirdikleriyle zenginleşiyor. Benim düşündüğümü o bir zamanlar bir yerde söylemişse bir ohh diyorum. Bize faydalarını bilmeden kendi savaşlarını verdiler, yaşadılar dertlendiler ve çoğunlukla garip karşılanıp ötekileştirildiler. Nehir gibi aklından geçenleri yazmış yöntem olarak da ama bu nehir kimi suyu çekilip kuraklaşıyor öfkeleniyor kimi özellikle istanbul rumlarını hatırladıkça çağlıyor. Vagel’i de ondan seviyor belki başka bir zihin saf ve önyargısız. Neyse okudukça hayran kaldım bir kadın olarak, erkeklere karmaşık ve anlamsız görünür belki, ama kiöin umrunda.
Öncelikle kitap, bir şiir kitabının ötesinde, bir romanın ve bir anlatının iç içe geçtiği zengin bir deneyim sunuyor. Leyla Erbil'in şiirlerini düz yazı şeklinde okumak da ayrı bir keyif veriyor. Daha önceki kitaplarında da çok zevk almıştım.
Istanbul'u Leyla Erbil'in kaleminden okumanın tadına varıyoruz bu kitapta. Karakterlerden çok dikkatimi çeken şey bu oldu. Çok sevdim!
Onun siyasi duruşunu ve omurgasını çok benimsedim. Erbil'in cesur siyasi eleştirilerini, dönemin atmosferini bize cesurca yazıyor olması her zaman, bu korkusuz yapısını gölgelememesini ve her kitapta göstermesine çok saygı duyuyorum.
Yazım tarzına pek alışamadım. İlk başlarda (ritim, akışkanlık) nasıl okuyacağım konusunda zorlandım. Yorum yapamıyorum ama cesaretine hayran kaldım.:) Cesur yürekli kadın yazar olarak kalacak aklımda. Yabancısın, ne kadar derinlerine kök salsanda birileri gelip koparıyor seni köklerinden.. Ama Şu bir gerçek ki Rumların kökleri anıt gibi duruyor. Hayranlıkla baksakta bizim utanç ve suçlulugumuz olarak kalacak o kökler..
28. Ocak'ta okumaya başlamıştım. Biraz kafam dağılsın diye devam edip bitireyim dedim fakat çok yanlış bir tercih oldu. Yazara haksızlık olmasın diye puan vermiyorum. Soren Kierkaagard'ın Korku ve Titreme kitabını okuyup tekrar ele alabilirim bu metni. Not olarak dursun burada bu bilgi.
Yordu. Sayıklamalar halindeki tekrarlar... Konudan konuya zıplamasını meşrulaștırdıktan sonra acımamış geldiği gibi yazmış. Kayboldum. Ama yine de zaman zaman eğlendim.
Kuskusuz anlatilanlar bizim için degil bize ait olmayan bir dunyadan geriye kalan acilar, ozlemler, sevdalar bize yuk. Tasinmayacak kadar agir. Leyla Erbil in bütün yazdiklarini okumaliyim.
Okuması gerçekten yorucu. Ama satır aralarında tarih, politika, din, ruh ve kimlik sorgulamaları, Lahzen’in arayıp bulamadığı bulduğunu sandığı ve anlatmak isteyip anlatamadıkları var.
Bu kitap hiç sıradan değil, roman hiç değil. Bu kitap bir şiir, bir kafa karışıklığı. Toprağını kaza kaza hem İstanbul’u hem de yazarı katmer katmer açan bir roman.
Değişik bir okuma deneyimiydi. Başlangıçta biraz kekeme okuyorsunuz. Yazarın tarzını ve düşünce akışını anlayınca okuma akıyor. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı.