Melisa Kesmez, hayatı ıskalamış bir kadının kocasının ölümünün ardından yeni bir başlangıç yapmak için cesaret arayışını anlatıyor. Türkan'ın "her şey mümkün"lerle, yeşeren umutlarla "dünyaya doğru" attığı adımlarını takip ederek okuru çiçekli bir içsel yolculuğa davet ediyor.
“Bütün yaşamımı birilerinin yanında durarak geçirmiştim. Birilerinin bana açtığı boşluklara sığmış, taşmamış, yükselmemiş bile ama kurumamış da, orada eski bir göl gibi durup beklemiştim. (…) Hiç kendi kaderimi tayin edecek bir adım atmamış, ekseriyetle bana gösterilen yere ilişmiş, bundan şikâyet etmemiş ama şimdilerde yeni yeni ve epey sarsılarak fark ettiğim şekilde bu sınırları belirlenmiş hayattan sandığım kadar tatmin olmamıştım.”
Hayatın tekdüze akıp gidişi içinde hayallerini usul usul yitirdiğini fark etmeyen, aşkın neye benzediğini unutan, bir adada tek başınaymış gibi yaşamayı benliğinin parçası olarak kabullenen, neyi beklediğini tam olarak bilmeden yıllarca bekleyen bir kadının hikâyesi…
Melisa Kesmez, hayatı ıskalamış bir kadının kocasının ölümünün ardından yeni bir başlangıç yapmak için cesaret arayışını anlatıyor. Türkan'ın "her şey mümkün"lerle, yeşeren umutlarla "dünyaya doğru" attığı adımlarını takip ederek okuru çiçekli bir içsel yolculuğa davet ediyor.
Eylül 1980’de İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Sosyoloji okudu. Yazarlık, gazetecilik ve fotoğrafçılık alanında eğitim aldı. Yazılı basında kültür sanat yazıları, söyleşileri yer aldı. Tiyatro projelerine çevirmen ve dramaturg olarak dahil oldu. Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz, Bazen Bahar, Nohut Oda, Küçük Yuvarlak Taşlar ve Çiçeklenmeler adlı beş kitabı ve Anneanne Gezegeni adlı bir çocuk kitabı var. Bazen Bahar ile 2017 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nde Mansiyon alırken; Nohut Oda, 65. Sait Faik Hikâye Armağanı’na layık görüldü. Nil’in annesidir.
"Birinden o kadar uzun zamandır, belki de hiçbir zaman bir şey istememiştim ki, sorarken sesim titredi çocuk gibi."
Melisa Kesmez'in son romanı Çiçeklenmeler'i Mart ayının başlarında okudum. Minicik bir novella, hatta belki bir uzun öykü. Kocasını kaybeden bir kadının; Türkan'ın kocasını kaybedip kendini bulmasının öyküsü aslında. Bulmasının ve çiçeklenmesinin öyküsü.
Kitap iki bölümden oluşuyor, gördüğüm kadarıyla çoğunluk ilk bölümü, yani Türkan'ın aslında hiçbir zaman gerçek bir ilişki kuramadığı kocası Orhan'ın yasını tutuşunun anlatıldığı kısmı sevmiş. Bu kısım bana kendi kişisel tecrübemden de ötürü epeyce dokundu ama ben kitaba ismini veren ikinci bölümü de çok sevdim. İçimi umutla, çiçeklerle doldurdu. Kendi hayatının figüranı olmuş bir kadının hikayeyi baştan yazmasının öyküsünü okuyoruz ikinci bölümde. Pek çok insana ikna edici gelmemiş bu bölüm, anlıyorum ama ben insanların bu denli büyük dönüşümler yaşayabileceğine, kendilerini bile şaşırtacak biçimde davranabileceklerine inanan biri olarak yazarın anlattığı hikayeye teslim olmayı seçtim ve iyi geldi bana bu. Belki biraz temenni gibi de okudum bu bölümü - hepimiz mümkün olduğunu hayal edersek, inanırsak olur çünkü, olmaz mı?
Yine de bu ikinci kısım daha uzun olsa, Türkan'ın dönüşümü, kafa karışıklığı, çekincesi, kaygısı, korkusu, ürkek adımları daha detaylı anlatılsa roman çok daha zenginleşirdi diye düşünüyorum. Buradaki hikaye bir novelladan daha fazlası olmayı hak ediyor bence, Türkan'ın iç sesini daha çok duymayı isterdim, bu kısmın daha geniş tutulması ikna edicilik sorununu da aşmasını sağlardı bence.
Ezcümle, temel meselesi kısalığı olan bir roman bence Çiçeklenmeler. Ben sevdim. Keşke Melisa Kesmez daha uzun yazsa, zaten kelimeleri yumuşacık; insanı okşuyor gibi, anlattıkları tanıdık - uzun uzun yazsa da okunur, hem de ne güzel okunur.
Kitabın ilk yarısı çok, çok güzeldi. İkinci yarıda biraz sıradanlaştı. Diyaloglar çok gerçekçi hissetmemeye başladı. Ulaş karakteri de ete kemiğe bürünemedi hayalimde, inandırıcı gelmedi bir türlü. Acaba kadın olsaydı o karakter daha mı güzel olurdu diye düşündüm. Her halükarda pek tatlı ve su gibi akıp giden bir hikaye. İlk yarıya 5, ikinciye 3 yıldız, yuvarlak hesap 4 :)
"Ben eskiden sandığımın aksine, herhangi bir yere ilişmeden, herhangi bir toplama ilave edilmeden de mevcutmuşum meğer."
Eşinin ölümüyle yalnız kalan Türkan’ın hayatı sorgulamasının sonrasında ani bir kararla çıktığı seyahatte kendini bulmasını okuyoruz bu kitapta.
Kırk sekiz yaşına kadar yaşamın ona sunduklarını kabul etmiş bir kadının, yolculuğunun ertesinde tesadüf eseri hayatına dahil olanlarla büyüdüğünü ve değiştiğini görüyoruz. Ana karakterin melankolisinden sıyrılarak hayata umutla bakan bir kadına dönüşmesi hikayesi bence okuyanlara iyi gelecektir.
Melisa Kesmez’in kalemini ve tasvirlerini beğeniyorum. Her Melisa Kesmez kitabını bitirdiğimde, o çocuksu naifliğinin, hayata ve yaşananlara tebessümünün tatlı etkilerinin benimle devam etmesi halini seviyorum.
İkinci bölüm fazla yüzeysel olduğu ve her şeyi hızlı hızlı geçtiği gibi gerekçelerle çok eleştirilmiş, haklılık payı da var ama ben biraz farklı yorumlamak istedim:
İlk bölüm diş ağrısı gibi geçmiş bir ömre ağıt, ikinci bölüm ise kağıda çizilmiş Hıdırellez dileği gibiydi. Bir evin bir odasında varlığının ağırlığını kimsenin gözüne bile yük etmeden yitip gitmiş onca yılın ardından tek bir gün daha beklemeye tahammülü kalmamış birinin hayaliydi sanki daha çok. Her şey bir an önce yoluna girsin, bir an önce yaşamaya başlayayım, yaşayamadığım anlar için de üç kat, dört kat yaşayayım, ne kadar vaktim kaldığını bilmezken tek bir anı daha boşa harcamayayım hayali.
Yazık Oldu Yarınlara ve Aşk ki şarkılarının bıraktığı etki gibi, Melisa Kesmez’in sesindeki tını gibi, baharın habercisi frezya gibi, erguvan veya anemon gibi, öykücülükten romancılığa geçişin bir ara formu gibi. Gibi de gibilerim bitmez. Hissettirdiği duyguları olay örgüsünün iknasında da görebilmek dileğiyle bir sonraki kurmacasını merak ederek kapatıyorum. Kesmez’in edebi değişiminin seyircisi olmak kendimi pudralı ve tatlı bir “şey” gibi hissettiriyor.
Melisa Kesmez’i ilk okumam bu kitaba kısmetmiş. Daha önce de ödüllü derlemeleriyle ismini duymuş; fakat kitaplarından birini okuma fırsatı bulamamıştım. Eylül Görmüş’ün Pandora’nın Merakı’nda kendisinin yaşam ve yazın serüvenine ilişkin anekdotları izledikten sonra artık bir yerden başlamalıyım demiştim. Öykücü kimliğiyle bildiğim yazarın, romana göz kırpan, Çiçeklenmeler isimli novella türüne daha yakın duran eseri, kendi adıma doğru bir başlangıç oldu, diyebilirim.
Hikayenin çıkış noktası bilindiği için bu kısma girmeden Türkan’ın yerleşik düzenini ve bildik dünyasını terk ederek adım attığı yepyeni hayatını anlattığını belirtmek yeterli olacaktır, sanırım. Elbette Türkan’ın öyküsü bu kısa aktarıma sığmayacak kadar uzun, aslında. Yalnızlık, orta yaş bunalımı, içe dönük geçen yarı ömür, başkalarının ekseninde belirlenen bir hayat hikayesi. Özellikle pandeminin, dört duvar arasına sıkışan bireylerin iç dünyasında yarattığı tahribatın yansımasını, günümüz insanının betonların ve kalabalığın arasında kaldığı karabasanın dışa vurumunu okuyorsunuz, arka planda. Yazarın yukarıda anılan programda değindiği kendisinin de deneyimlediği bir yol ve yolculuk vadediyor, kitap.
Ne çok uzatmış Kesmez, ne de kısa kesmiş, kararında bırakmayı bilmiş. Sündürmekten çok sağaltmaya çalışmış. İyileşmek için tedaviye değil yola çıkmaya ihtiyaç varmış.
Melisa Kesmez’in son romanı Çiçeklenmeler. En sevdiğim kadın yazarlardan biridir Melisa Kesmez. Duru anlatımını, çağımız insanını tahlil edişini, büyük olaylardan küçük anlara geçişini ve karakterlerin içsel dönüşümlerini anlatmasını okumaktan her zaman büyük keyif almışımdır. Bu yüzden yeni kitabını büyük bir heyecanla okudum, ancak ne yazık ki benim için hayal kırıklığı oldu.
Kitabı iki farklı temelde değerlendiriyorum. İlk bölüm, yani neredeyse kitabın yarısı, büyük bir hayranlık ve yazara duyduğum özlemle geçti. O kadar özlemişim ki yazarın kalemini, kelimeleri adeta nefessiz okudum. Başkarakterimiz Türkan, kırk sekiz yaşında, sıradan hayat süren bir kadın. Hikâye, Türkan’ın kocası Orhan’ı kaybetmesiyle açılıyor. Önce onun yas sürecine, evlere sığamamasına, bu duyguyla başa çıkmaya çalışmasına tanıklık ediyoruz. Ardından konu yavaş yavaş Orhan ile Türkan’ın ilişkisine evriliyor. Tek taraflı yaşanmış bir aşka, sessizce yapılan anlaşmalara, beklentiye girmeden istemeyi bilmeden alınamayan sevgiye, tükenen bir ömre ve Türkan’ın en başından itibaren hasar almış hayatına şahit oluyoruz.
Gelelim kitabın ikinci kısmına. Türkan, duygularıyla baş edemediği için tüm hayatını geride bırakıp bir karavan yolculuğuna çıkıyor. Ancak burada yaşadıkları ve cesaret ettiği şeyler, baştan beri çizilen naif karakterine öylesine ters ki metin kendi içinde tezatlıklar yaşamaya başlıyor. Otobüste nerede ineceğini bile söyleyemediği için son durağa kadar gitmek zorunda kalan biri olarak tasvir edilen Türkan’ın böylesine ani ve köklü bir dönüşüm geçirmesi, metinle olan bağımı kopardı. Olayların ve karakter değişimlerinin hızı adeta başımı döndürdü.
Sonuç olarak, büyük bir hayranlıkla başladığım bu metinden üzülerek ayrılıyorum. Ancak bu, yazara olan sevgimi azaltmıyor elbette. Melisa Kesmez yazmaya devam ettikçe, ben de onu keyifle takip etmeye devam edeceğim.
Yola -yolculuğa çıkmayı hep çok sevdim ben, hayatım boyunca hep o yoldaki anları sevdim. Bir gün Ilgıt “yol yakışıyor sana” dediydi de çok sevindiydim. Ben de kendime yakıştırıyorum doğrusu. O yüzden aslında birinin hayatı boyunca hiç yolculuğa çıkmaması- ve bunu aklına bile getirmemiş oluşu çok ilginç geliyor - benim tam zıttım. Biraz da yadırgarım aslında gerçek hayatta karşıma çıksa. İmkansızlıktan olanı değil de bizzat gitmemeyi matah bir şey görenleri. Ama sevdim Türkan’ı ben, buruk bi ilgiyle dinledim hayatını. Çiçeklenmek için neden 48 yıl bekledi diye üzüldüm onun adına. Ama sonunda açtı ya! “Ona da helal olsun” gibi geliyor. “Bir kuşun nasıl uçtuğunu anlamak için onun içini deşmeye gerek var mıydı ? Uçuyordu işte. Uçmuştu. Uçtuğuna, uçmuş olduğuna inanmak istiyordum.”/syf 74 Melisa Kesmez’e çok hakim değilim, okuduğum 2. kitabı. Hayatımın 2 Şeyda’sının yine birbirlerinden habersiz ama sezer gibi halleriyle bana önerdikleri- birinin okurken beni bulduğu Bazen Bahar; diğerinin gidip hediye aldığı işte bu kitap .. tam onlarla -ikisiyle başka biçimde ve yaşamımın başka evrelerinde konuştuğumuz gibi şeyler anlatıyor. Ve dili çok güzel, yumuşak, gerçek, bir gözyaşı mutlaka saklıyor cümlenin noktasına varamadan. Usul usul düşürüyor okurken gözlerinden. Hayatından geçen uğrayan kalan insanlar, ömürler tüketen bekleyişler (bu kadar herkeste gerçekdışılaşsa da o tadından balından kaybetmiyor ) ve nihayet yeni hayat: Ulaş ile sarı karavan ve Ege. Ali ile atölye ve İstanbul- hatta Çiçekçi/Üsküdar. Mavi ile ilk adımlar. Hepsi beni hem ağlatan hem güldüren birden kalbime giren hikayeler oldular. Teşekkür ederim; ben de, insanlarıma. Buluşturduklarına! “Bu insanlar bana verilmemişti, ben onlara doğmamıştım. Onları yeryüzünde arayıp bulmam gerekmişti. Onlara doğru yürümem ve yanlarına varıp çemberlerime katmam gerekmişti. Kabilemi bulmuştum. Öyle hissediyordum. Aile sanıldığı kadar tesadüfi bir şey değildi, kuradan çıkmıyordu, onu bulman veyahut oturup kendi ellerinle yapman gerekiyordu.”/syf 114
Türkan, Orhan’ı kaybediyor. Yıllardır birlikte yaşadığı, eşi-dostu-yol arkadaşını. Çok ani oluyor sanki. Hep böyle mi olur? Bir gün ertesi gün olmayacağını bilmemize rağmen; hiç hazırlamaz mıyız kendimizi bu gidişe? Sanıyorum hayır. Türkan da hazırlıksız yakalanıyor. Saksıda susuz, güneşsiz kalan bir bitki gibi. . Çiçeklenmeler kapalı bir perdeyle- bir kayıpla başlayıp, perdeyi yavaş yavaş aralıyor. Önce ışık sonra umut doluyor odaya. İki bölümlü Çiçeklenmeler’de ilk kısımın o vurucu etkisi ikinci kısımda yoktu benim için. Acıyı sevdiğimden-acıyla yoğrulan karakterleri görmek istediğimden değil; yolculuk birden hızlandığı için. Sanki Türkan o çok sevdiği çayı bu sefer demini beklemeden içmiş gibi geldiğinden. Yine de bu soğuklara iyi geldi Türkan’ın hikayesi. . Melisa Kesmez yazdıkça onu okumaya keyifle devam edeceğim ~ . Seda Mit kapak illüstrasyonuyla~
Büyük kısmını ağlayarak okuduğum , çok içime dokunan, çok sevdiğim bir kitap. Sanırım bizi sarıp sarmalayan , başımızı okşayıp “yalnız değilsin” diyen kitapları çok da objektif değerlendirme şansımız yok. Böyle olmasa son kısımları biraz aceleye gelmiş gibi duruyor diyebilirdim, diyemiyorum. Her şeye rağmen yaşamı sevdiren , ümit veren kitaplardan .
Melisa Kesmez'i severim, ilk romanı Çiçeklenmeler'i de hevesle aldım ve okudum…
Roman, hayallerini bir kenara bırakıp, sıradan bir hayatı kabullenen Türkan'ın eşinin ölümünden sonra yaşadığı değişimi hikaye ediyor. Kitabın ilk yarısını çok sevdim. Aşık olduğu adamla evlenen, aynı karşılığı göremeyince derin bir kırgınlık ve kabullenmişlik içine hapsolan Türkan'ın yaşadıkları kalbime dokundu. Melisa Kesmez kadının ruh halini, evliliğinin dinamiklerini derinlemesine kurcalamış, samimi, gerçek bir tablo çizmiş.
Kitabın ikinci yarısı ise Türkan'ın yaşadığı şehri terk etmesini ve kendini bulma, yeniden inşa etme yolculuğunu anlatıyor. Bu kısmı ilki kadar sevdiğimi söyleyemem. Çünkü satırlar Türkan'ın yaşadığı ruhsal dönüşüme yeterince yoğunlaşmadan, çok hızlı ve yüzeysel bir romantik komedi tarzında ilerliyor.
Yine de hayatta yaşanan tüm zorluklara rağmen, yeni başlangıçların ve güzel zamanların mümkün olduğunu hatırlatan hikaye insana umut aşılıyor.
Sanırım okumadığım ve sevmediğim kitabı yok. Umarım aynı nesilden gelen kadınlar olarak beraber yaş alır, o yazdıkça ben okumaya ve sevmeye devam ederim. Çok yalın ama inanılmaz etkileyici bir dil, içe dokunan bir hikaye (her hikayesi gibi) ve de umudun hep orada olduğunu hatırlatan bir kitap daha... Çok teşekkürler Melisa Kesmez
Damağımda tat, dudağımın kenarında ince bir gülümseme bırakan Melisa Kesmez kitabı. “Ve-bütün yanlış yol tabelalarına inat-kendisini hiç bıkmadan, usanmadan arayan ve arayan ve arayan bütün canım kadınlara” teşekkür ederek bitirmiş ☺️
Ve altını çizdiğim o cümle… “Ama ben artık kimseye o kadar inanmak istemiyorum.”
kotu degıl ama ilk yarısında verdigi o hissi ikinci yarıda da almayı ister idim….. iki farklı kitap okuyor gibiydim, türkanın değişimi oldugu icin böyle hissetmek normal ok ama ikinci yarıya basladıgımda biraz garip geldi djjdjdjkdnd ikinci yarının gidişat degil de sonu güzel..ama yazımı falan güzel Klasik melisa kesmez..seviyoruz
"Kahve yapmak beni belli bir noktaya kadar yaşamsal faaliyetlerine devam eden biri yapıyordu. Gece dağılan parçalarımı bir araya getirip sıkıca yapıştırıyordu sanki. Kahve yapmak bana halâ dünyaya etki ettiğimi, yok olmadığımı, yeryüzünden gidenin ben olmadığımı, yaşamın sürdüğünü anlatıyordu."
Adı gibi bir büyüme hikayesi Çiçeklenmeler aslında çok basit, sıradan herkesin yaşamından izlerin,kesitlerin bulunduğu bir kitap ancak kitap o kadar sarıp sarmalıyor ki sizi içiniz sıcacık oluveriyor ele geçiriveriyor kalbinizi siz farketmeden sanırım asıl büyüsü de burada.
Türkan'ın çok sevdiği ama aslında yanında kendini bir türlü ona ait hissetmediği kocası Orhan'ı kaybetmesi ile başlıyor hikaye daha sonra Ulaş onun hikayesinde bir viraj oluveriyor en sonunda da Ali ile tamamlanıyor Türkan.
Gerçekten adı gibi bir çiçeklenme hikayesi.. Türkan'ın kendi hayatının çiçek açması,serpilmesi, yol alması, kendini yeniden bulması Çiçeklenmeler.
Aslında çok iyi söz sanatları ve betimlemeler var. Betimlemelerine bakınca Melisa Kesmez’in farklı bir düşünme şekli olduğunu görebiliyorum. Bu hoşuma gitti. Ama çok yüzeyseldi ya. Olaylar, karakterler, mekanlar falan acayip klişe. Okurken gözümün önünde dandik bir Netflix filmi canlandı. Teşekkür bölümünde “kendisini hiç bıkmadan arayan bütün canım kadınlara” teşekkür etmiş de kitapta Türkan haricinde tek bir kadın karakter var. O da yemek getirip götürüyor Türkan’a jsjskdk Onu çiçeklendirenler de solduranlar da hep erkek. Acil feminizm yardımı.
Okurken içimi sımsıcak, yumaşacık yaptı. Kötü hissettiğimde tekrar elime alacağım bir kitap olacak. Yazarın kalemi de çok güzel ve kendini okutan bir kalemdi. Bu yazarı okumaya devam edeceğim.
Büyük bir hevesle çıkacağı günü bekledim, çiçekli bir mini roman okuyacağıma emindim. Çiçekliydi, içinde Çiçekçi bile vardı; ama nedense bugünün yangın yerine dönmüş dünyasında hafif bir çiçek kokusu gibi burnumdan geçti, birkaç nefeste bitti. Belki başka bir gün okusaydım daha çok ısıtırdı içimi. Hatta belki böylesi kavurucu havalarda daha çok ihtiyacımız olan serinlemek olduğundan. Demeye de dilim varmıyor ama; biraz kısa, biraz sığ geldi. Romanın ortasında(n) geçen, içinde koca bir saat yüzülebilmiş olması fazla hayalci gelen o minik dere gibi aktı cümleler, zeytinliğe vardı, orada kaldı. Şahane bir Türkçe, leziz betimlemeler, doğa, ağaç, orman, deniz, çiçeklerle bezeli bir kadın anlatısı. Elbette ki iyi ki okudum; ama bir şeyler eksik kaldı sanki.
"bu insanlar bana verilmemişti, ben onlara doğmamıştım. onları yeryüzünde arayıp bulmam gerekmişti. aile sanıldığı kadar tesadüfi bir şey değildi, kuradan çıkmıyordu, onu bulman veyahut oturup kendi ellerinle yapman gerekiyordu."
melisa kesmez'in kalemiyle ilk çiçeklenmeler ile tanıştığım için mutluyum, türkan'ın kendini bulma ve hayata ikinci kez, belki de ilk kez tam anlamıyla başlayışı, deyim yerindeyse sonunda çiçeklenebildiğini görebilmek güzel bir okuma deneyimi oldu. aynı zamanda türkan'ın hayatı boyunca hep elindekilerle yetinmeyi öğrenmişliği çok içimizden bir hikaye, sırf bu yüzden bile kitabı okumanızı öneririm. ikinci kısımda bir eksiklik hissettiğim için bir puan kırdım ama onun dışında oldukça güzel bir hikayeydi.
Kalbimden hissettiğim, bir kadın olarak kendi gücümü görmem için (gücümü bilsem bile) beni sırtımdan destekleyen bir kitap oldu sanki. Başladım ve bitirdim, bir uçuş esnasında, hiç dağılmadan. Akıcı, hiç yormayan, hem iyi hem de hüzünlü hissettiren bir kitap oldu, biterken gözlerim doldu. En güzel şeyleri bulabileceğimi, en iyisini yaşayacağımı biliyorum, bu kitap da benim bu düşüncemi pekiştirdi sanki. Bu güzel hikaye için teşekkür ederim. Taşındığım yerde çiçek açacağım. Bahar insanın kendi içinde ♥️
Melisa Kezmez insan halinden çok iyi anlıyor bence ve bunu çok çok iyi aktarıyor. Çiçeklenmeler'i okurken insan ilişkilerini dile dökme şekline gıpta ettim. Bir hissi belki kolaylıkla betimleriz ama onu tanımlamakta zorlanırız. Kezmez, diğer öykü kitaplarında yaptığı gibi, öyle güzel tanımlıyor ki bu adı konması zor hisleri...
Novella iki bölümden oluşuyor. Her iki bölümdeki uzun diyalogların çoğu bana suni geldi. Sebebi belki de hikayenin birinci şahıs anlatıcı tarafından anlatılması olabilir. Uzun diyaloglar elbette birinci şahıs anlatıcı yoluyla aktarılabilir, aralara ara cümleler ya da duraksama belirleyicileri (hesitation markers) koyduğumuz sürece... Ancak böyle doğal hale gelirmiş gibi geliyor bana.
Ben birinci bölümü daha çok sevdim. Ana karakter Türkan eşi vefat edince kendine yani isteklerine & zaaflarına kulak vermeye başlıyor. Türkan her duygusunu ayrı ayrı dinleyip misafir edince bir okur olarak ben de onu çok iyi dinledim. Onunla duygudaşlık kurdum.
İkinci bölüm ise olaylar ve kişiler daha derinleşemeden çarçabuk bitiyor. Sonlara doğru plot twist diyebileceğimiz (yazar belki hiç öyle niyet etmemiştir) olay öncesinde tahmin ediliyor. Bunların hepsi, metnin türü olan novella ve onun getirdiği handikaplardan meydana gelmiş olabilir.
(Bu arada kulağa çok saçma geldiğini biliyorum ama sanki ikinci bölümü Buket Uzuner yazmış gibi hissettim. Öyle tınladı bana. )
Her şeye rağmen, Çiçeklenmeler Melisa Kesmez'in yarattığı şahane atmosfer için bile okunur.
Kitapta yasa dair bir konu olduğunu bilmek beni ona çeken yanlarındandı sanırım. Ölüm üzerine okuması da, yazması da, konuşması da pek kolay olan bir konu değil. Babamı kaybedene kadar da varlığının çok farkında olduğum ya da yüzleşmeye açık olduğum bir kavram değildi sanırım benim için.
Fakat kalemini çok sevdiğim Melisa Kesmez'in buna dair yazdığını görmek ve çiçeklerle bezeli bir hikaye olduğunu fark etmek beni ona çekti.
Özellikle 1. kısımda hastalık, kayıp ve yasa dair öyle güzel ifadeleri vardı ki, duyulmuş, görülmüş, yalnız değilmiş gibi hissettim.
2. kısımda da ölüm ve yaşamın iç içeliğini görmek, yasla beraber yaşamayı öğrenme ve hayatı dönüştürebilmeye dair parçaların varlığı umudu çiçeklendirdi diyebilirim. Tek solukta okuduğum bir kitap oldu...
"Kahve yapmak bana hala dünyaya etki ettiğimi hatırlatıyordu. Dokunduğum bir şeyi değiştirebildiğimi, yok olmadığımı, yeryüzünden gidenin ben olmadığımı, yaşamımın sürdüğünü anlatıyordu."
Çiçeklenmeler, Melisa Kesmez’den okuduğum üçüncü kitaptı. Oldukça büyük beklentilerle başlamıştım.
Kitap iki bölümden oluşuyor: Birinci bölüm, birini kaybetmenin ve yas sürecinin anlatısı. İkinci bölümde ise ana karakterimiz Türkan’ın hayata yeniden tutunma çabasını okuyoruz.
Açıkçası okumakta oldukça zorlandım. Karakterlerin diyalogları bana samimi gelmedi; yapay bir hava taşıyordu. Ayrıca Türkan ile Ulaş’ın ilişkisi de Türkan’ın bize çizilen karakterine pek uymuyordu. İlk bölümde evden çıkmayan, hayata karışmayan bir kadırken; ikinci bölümde yanına şortla gelen bir adamla derin sohbetler edebilen birine birdenbire dönüşüyor.
Son on sayfada ise çocuğunu bırakan bir anne ve geçen yedi yıl, yalnızca üç sayfada anlatılıyor. Yeni eklenen karakterlerin ise hiçbir derinliği yoktu.
Bana bu şekilde çizilen hayatlar oldukça ütopik geliyor açıkçası. Yine de Melisa Kesmez’e olan saygımdan puanım 3/5.
Ulaş'ın onunla ilk tanıştığımız andan beri bana hissettirdiği, tam o anda içimde ışık ışık parlayan bir şey vardı, benim için yeni bir şeydi bu. Görülmek. Ulaş benimleyken her an beni izliyor, beni duyuyor, bütün dikkatini bana veriyordu, kendisini bütün varlığıyla birlikte yan yana durduğumuz ana dahil etmeyi başarıyordu. Herkesin önünden geçip gittiği bir şeye durup yakından bakar gibi bakıyordu bana. Beni tanımak, bilmek istiyordu. Bu kadar göz önünde olmaya, biri tarafından varlığımın bütün yönleriyle bu kadar net kabul görmesine, bu kadar kapsanmaya alışık değildim. '' Ben eskiden sandığımın aksine, herhangi bir yere ilişmeden, herhangi bir toplama ilave edilmeden de mevcutmuşum meğer.'' içimde çiçekler açtıran bir hikaye oldu.