Emrah Öztürk öykülerini Varlık, Kitap-lık, Dünyanın Öyküsü ve Sarnıç Öykü dergilerinde yayımlayarak adını duyurmuştu. Şimdi Limon Yağmuru ile öykü serüveninin ilk adımını atıyor. İlk kitaplar her zaman ilgi ve merakla ama daha çok hoşgörüyle karşılanır. Ama Limon Yağmuru içindeki öykülerle, yazarının parlayan kalemiyle bu ilgiyi hak ediyor. Gerçekten de ilk kitaplarda az görülen bir ustalıkla karşı karşıyayız. Birbirinden çarpıcı öyküler, kendine özgü bir dünya, işlek bir dil. Onat Kutlar’ı andıran bir anlatım, Vüs’at O. Bener’de karşılaştığımız kişiler, Yalçın Tosun’a komşu bir yazar. Emrah Öztürk bugün Türkçede giderek kabaran öykü damarına taze bir kan.
10 Mart 1986’da Lefkoşa’da doğdu. Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü’nden 2008’de mezun olduktan sonra Sunderland Üniversitesi’ndeki Film ve Kültürel Çalışmalar üzerine yaptığı yüksek lisansını 2010’da tamamladı. Sinema filmlerinde ve televizyon programlarında çalıştı. Halen İstanbul’da sinema eğitmenliği yapmakta, Fil’m Hafızası adlı sinema platformunda sinema yazıları yazmakta ve editörlük görevini sürdürmekte. Çekmiş olduğu kısa filmler, başta Altın Koza ve Boston Türk Filmleri Festivali olamak üzere çeşitli festivallere seçilip dereceye girdi.
Emrah Öztürk, 'Limon Yağmuru' kitabında kullandığı sade dili ile dikkat çekiyor. Kitapta hiçbir şekilde ağdalı cümlelere, tavsirlere yer vermeyerek okura kolay bir okuma biçimi sağlıyor. Bunun neticesinde kitapta altını dahi çizebilecek bir cümle bulamadım lakin öykülerde bakış açısını sevdim.
Limon Yağmuru on yedi öyküden oluşuyor. Öykülerin hepsi birbirinden farklı ama hepsinin arasında bir bağ var gibi duruyor. En sevdiğim öyküsü; Hikaye. Bir çamaşır leğenin gözünden yaşadığı hayatı yükseliş dönemini ve sonra kendisini bir derede bularak düşüş dönemini oldukta ustalıkla anlatıyor.
Öykülerin çoğunluğunda anne sevgisi, anneye özlem duyguları sezdim. Kamil Duruel'in mezarı isimli öyküsünde işlenen yalnızlık duygusu çok gerçekçi anlatılmış. Aynı zamanda Hortum isimli öyküsünde de bir çocuğun hayat kadını olan annesinin müşterisi tarafından öldürülmesi anlatılıyor.
Öykülerin çoğunu sevdim. Yeni öykü yazarlarıyla tanışmak isterseniz okunabilecek bir kitap olmuş.
Bir ilk kitap için gayet başarılı buldum. Dili, anlatımı çok yerinde. Özellikle Kıbrıs şivesinin geçtiği öyküler çok içten, çok sıcak geldi bana. Nice güzel öyküler yazması dileği ile.
17 öyküden oluşuyor kitap. Farklı tarzdaki birkaç öyküsünün dışında çoğu öykü dikkatli okunmazsa anlaşılamayacak minik detaylarla birbirine bağlanıyor.
Ana karakter Hikmet'in ve çevresindekilerin hayatlarından kesitler var kitapta...
Nostaljik öykülerin arasından bir anda çıkan kıbrıs ağzında yazılmış öyküsü kitaba farklı bir hava veriyor.
Halk ağzından samimi toplum hikayelerinin dışında, Küçük prens , aylak adam gibi kitaplara ve çeşitli film/oyuncuya gönderme yaptığı sanatsal öyküler de mevcut.
Doğa motifleri ile süslenen kitabın ben en çok bu bütünlük gösteren öykülerini bir çekirgeden, bir vazodan keşfetmeyi sevdim..
beklediğimden çok daha iyiydi. fakat bazı hikayelerin teğelleri atıyordu. sadelik konusunda sıkıntıları vardı. yine de damakta güzel bir tad bırakan, bittiğine üzüldüğüm bir kitap oldu.