Çok üzgünüm. Böyle bir olay yaşandığı için. Öncelikle kendi bilgilerimi paylaşmak istiyorum. Saniye, Celal Şengör'ün deyimiyle bir "gürcü kızı". Yanlış hatırlamıyorsam önce biyoloji okuyor sonrasında omurgalı paleontolojisi çalışmak istiyor ancak jeoloji bilgisinin yetersiz olmasıyla soluğu itü'de alıyor. Bu dönemde çat diye yurt dışına dil öğrenmeye gittiği için teknik üniversite kaydını siliyor. Af ile itü'ye geri döndüğünde ise 1 yılda tez (veya makale şimdi hatırlayamadım) yazması gerekiyor. Celal Şengör'ün gözüne çarpıyor bu durum. Rektöre danıştığında rektör "aman hocam al başımızdan bu kızı" gibi bir şey söylüyor. Saniye artık 30 yaşındadır ve bu bir yılda eşiyle beraber Celal Şengör'ün evinde kalırlar. Sonunda ise Amerika'da kitap olarak basılan bir makale ortaya çıkıyor. Bildiğim kadarıyla şu an Afrika'da bir üniversitede çalışıyor.
Yorumumu katmadan bildiklerimi aktarmaya çalıştım. Ayrıca kimse bir insanın izni dışında ona dokunma, vurma, tokat atma hakkına sahip değildir. Sonuç olarak, Celal Şengör suçludur.
Affınıza sığınarak söylemeliyim ki Celal Şengör'ün bilim aşkına imrenmeden de duramıyorum. Bu kitap da onun gazatelerde ve dergilerde yayımlanan yazılarının toplamıdır. Okumanızı öneririm.
"Peki neden Türkiye'de yaşamaya devam ediyorsun diye soracaksınız. Çünkü benim hissi vatanım Türkiye. Türkiye'nin topoğrafyasını, insanlarını, yemeklerini velhasıl her şeyini her şeyden çok seviyorum. Bunun nedeni ise tamamen duygusal bir aidiyet hissi. Ben Türkiye'ye ait olduğum düşüncesi ile büyümüşüm. Mesela köfteci Hasan Ağabey'siz, Atatürk'süz, İstanbul'suz vs. bir yaşamı düşünmek bile mümkün gelmiyor adeta. Ama Türkçe düşünmem maalesef bu tür konuları pek aşamıyor. Türkçe dil olarak fakir veya güçsüz olduğundan değil. Türkçede benim ilgi alanımda okunacak eser ve konuşulacak insan kıtlığı olduğundan."(Jeoloji otlarını İngilizce almasına dair açıklaması)
Notlar:
*Bacon duyularımızı, Kant aklımızı, Descartes tanrıların bizi dosdoğru bilgiye ulaştıracağını düşünüyordu. Michaelson-Morley deneyi ile hepsi yanıldı. Tek gerçek olasılıktı.
*Popper der ki,
bilim yanlışlanarak gider. Tümevarımın kesinliği için sonsuz gözlem gerekir ki bu imkansızdır.
Bilim, "İfadeleri gözleme dayanılarak çürütülebilen tüm uğraşlardır."
Bilim tanımı, Konrad Lorenz'in sandığı aksine sınırlanmalıdır. Gerçek ve zırvanın ayırdı için. Öncelikle evren bizi sınırlar ve bu sınırların varlığını fark etmek ancak bilimle olur. haliyle bilim tanımı da evrenle uyum içinde olması için sınırlandırılmalıdır. Yoksa dua ile depremden mi korunalım Sayın Lorenz?
"Yalnızca bilim tarihini(bilimsel problemlerin tarihsel gelişimi) anlamış biri bilimi anlayabilir. ve yalnızca bilimi(bilimsel problemleri) anlamış biri bilim tarihini anlayabilir."
*Bilgi, herhangi bir nesne ve/veya sürecin gözlemcinin ilgisini çeken özellikleri arasında ulaşılabilir olanlardan kodlanabilenlerin tamamıdır.
Werner Heisenberg (1901-1976)'in 1925 yılında yayımladığı belirsizlik ilkesine göre her bilgiye ulaşamayız.
Alman astronom Johannes Kepler(1571-1630), Isaac Newton'ın bilgilerinin çoğuna sahip olduğu halde calculusu bilmediğinden kodlayamadı.
*Toros, dağ demektir(eski arameik dilinde tûr)
*Paradigma yunanca model demek.
*"Tarih ve Fizik sonlu bilgilerden (tikel gözlem) yola çıkarak genel kurallara varmayı hedefler."
*Bilimcinin tek amacı doğayı anlamaktır. Bilim kendisinden başka efendi tanımaz, fakat kimseye efendilik etmek iddiasında da değildir.
*Katolik kilisesi vücudun evrimle, ruhun tanrının kudretiyle yaratıldığını kabul etmektedir.
*Jeoloji'nin 3 sorunu: Su temini, enerji, çevre
*Eğitim ve araştırma aynı anda var olmamıştır tarihte. Çünkü eğitim dedikleri ezber anlayış araştırmayı yok etmektedir. Bunun için eğitimin sorgulayıcı olması gerek.
*Bilimsel yöntem:
Problemin saptanması
Problemin çözümü için varsayımlar uydurulması
Varsayımın çıkarımlarının gözlemle denetlenmesi
Gözlemle çelişiyorsa varsayımın terkedilmesi
Genişlemiş gözlem temeliyle uyumlu yeni bir varsayımın uydurulması
Yeni varsayımın çıkarımlarının gözlemle denetlenmesi
*Demokrasilerde karar veren çoğunluk kendini geliştirmemişse karar verimli bir şekilde alınamaz(ilerici değildir güruhlar manipülasyona açıktır). Aynı zamanda acil durumlarda karar alımı güçleşir. veya amerikadaki gibi sağlık sektörlerinin düzeltilmesi zorlaşır. karar hakkına sahip birçok etmen bunu engeller(ilaç şirketleri, hastaneler, sigorta şirketleri, cahil halk)