Ne tehlikeli, lezzetli oyundur, uzun süredir görmediğin sevgiliyle bıraktığın yerden devam etmek, hiçbir şey değişmemiş gibi yapmak. Her şey değişti oysa. Bana rastladı, kim bilir daha neler oldu hayatında, benim bilmediğim, sevgilisinin, kimsenin bilmediği.
Oynamayı bilmiyorum. Hiç öğrenemedim. Şimdi oynamak istiyorum. Şehir beni çağırıyor. Sonunda buluyorum birlikte oynayacak birisini. Gene beceremiyorum. Kuralları bilmiyorum. Meğer kural falan yokmuş. Fotoğraf sanatçısı Şirin yeni sergisine hazırlanırken, bir karşılaşmayla hayatı yörüngesinden çıkıyor. Serbest Düşüş, olgun yaşta bir kadının genç bir adamla yasak aşkının öyküsü. Ama gerçek bir öykü mü, yoksa tamamen fantezi mi? Hayal gücünün insan hayatı üzerindeki dönüştürücü etkisini bu romanda göreceksiniz. Nilüfer Kuyaş, arzunun ve fantezilerin dünyasını anlatırken dinamik, akıcı ve derin bir dil yakalamış. Her dönemeçte şaşırtan, sürprizlerle dolu bir roman. (Tanıtım Bülteninden)
Nilüfer Kuyaş, İstanbul’da doğdu, Robert Kolej’de okudu. Lisans eğitimini ABD’de Wellesley College’da tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi’nde sosyal psikoloji yüksek lisansı yaptı. Londra’da BBC’de radyo yapımcısı ve sunucu olarak çalıştı. Türkiye’de kısa bir dönem televizyon programı hazırladı ve sundu. Sabah, Milliyet ve en son Taraf gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı Başka Hayatlar 2004’te Memet Fuat Deneme Ödülü’nü kazandı. 2007’de yayımlanan ilk romanı Yeni Baştan’ı 2011’de Ada’daki Ev izledi.
"Ruhlarımız önden koşuyor, öyle bir çağ bu, zamanın önünde koşuyor ruhlarımız,zaptetmekte zorlanıyoruz,hırçın atları tutmak gibi,bir an önce kırlara çıkmak,sonraki anda olmak istiyoruz."
Gazete yazılarından tanıdığım N.Kuyaş'dan okuduğum ilk roman. Olgun bir evli kadının, kendisinden epeyce genç bir adamla yaşadığı - gerçek mi fantezi mi olduğu belirsiz bırakılan - ilişki ekseninde, arzuları ile eşi/ailesi arasında denge kurma çabalarını anlatan güzel bir kitap. Aşağıdaki alıntılar dikkate değer:
"Özgür olduğumuza inanmıyor musun? Söyledim sana, sürü hayvanı olmaktan kaçış yok. Çok gelişmiş bir tür sanıyoruz kendimizi, ama özgür değiliz."
"Mutlu olmaktan neden bu kadar korkuyor ve kaçıyoruz? Neden hep suçluluk duymak zorundayız? Çünkü mutluluk tabu, yasak, hep birilerine ihanet anlamına geliyor."
"Bazen sırf yaşamaya devam edebilmek için affedilmez şeyler yapmak zorunda kalırız, diyordu sevdiği kadına, onu terkederken."
"Arzu iki kişiyi birleştirmek yerine büsbütün ayırmıyor mu! Arzuda bir sahneye çıkıyoruz, öteki insanın tanıklığı bir teselli veriyor, ama temelde yalnızlık bitmiyor. Arzu çok kısa bir süre geçirir gibi oluyor bu yalnızlığı, sonra daha da derinleştirmiyor mu! Aşk bu yalnızlığı aşma özleminden başka bir şey olabilir mi?"
"Rilke haklı diye düşündü. İki yalnızlık bitişiyor aşkta. Birbirini koruyan ve selamlayan iki yalnızlık."
"Farklı şeyi tatmak değil mutluluk, sürekli aynı şeyi tadabilmek, o şansın varsa - asıl mutluluk bu."
"Evlilikte ufak flörtlere annesi hoşgörüyle bakardı, fazla ilerlememesi koşuluyla. Herkese bazen bir gönül yelpazesi lazımdır, derdi annesi, onu hatırlıyor gülümseyerek. Gönlünü yelpazelemekte bir sakınca yok, derdi annesi. Ama yelpaze körüğe dönüşmeyecek, ufacık ferahlatıcı bir esinti, o kadar, fırtınaya izin yok."
"Bedenin insanı azar azar terkedişi, insanı aşağılayışı, ruh tek başına tutuşmaya devam ederken - cehennemin tarifi olabilir miydi yaşlılık?"
"Sadece istemek üzerine hayat kurulamaz. Çok istiyoruz, herkes çok fazla istiyor, hepimiz biraz daha az istesek, iyileşecek dünya."