Tek kelimeyle şiir gibi bir kitaptı vallahi... Çabuk bitmesin diye az az okudum, elimde taşıdım günlerce. Kürşat Başar'ın kendine has bir tarzı vardır, bilen bilir. Çok büyük olaylar anlatmadan hikaye anlatmak, daldan dala atlamak, felsefi, aforizmalı, zihninizin kıvrımlarına temas eden şiirsel ve romantik bir dil kullanmak... Yaz da bu tarzın sanırım en iyi örneklerinden biri olmuş; ne çok ağır, ne hafif, bir yandan hayal dünyasına uçarken bir yandan acımasız gerçeklere başarıyla işaret eden bir kitap. Ha şu var ki, bu tarzı sevmeyenler muhtemelen kitabı sıkıcı ve "hiçbir şey anlatmıyor" bulacaklardır. Bir yerde biraz da öyle aslında, hiçbir şey anlatmıyor kitap... Ama bu anlatmamayı öyle güzel yapıyor ki, hayran kalmamak bence mümkün değil.
Sanatsal açıdan çok üst düzey bir eser olduğunu düşünüyorum, herkese hitap etmez ama kendi tarzı içinde muhteşem. Okurken sıkça gözlerim doldu; eğer beğendiğim cümlelerin altını çizmem gerekse herhalde sayfaların yarısı çizilirdi.... Yazıyla, edebiyatla, kitapla, okumak ve yazmakla ilgili bazı cümlelerse fazlasıyla tanıdık ve vurucuydu.
Tek eleştirim, nedendir bilinmez bir sürü yazım yanlışı vardı kitapta, ne yayınevine ne de yazara yakıştıramadım.. Neden böyle olduğunu da sahiden merak ediyorum, yani, özensizlik bu raddeye sıçradıysa artık, dilimizin işi sahiden vahim.
Ancak neticede, gerek baş karakteriyle, gerek cümleleriyle, gerek verdiği derslerle olsun; Yaz, kitaplığımın en sevilen köşesine yerleşmeyi hak etti. Kürşat Başar'ı daha önce okumuş ve sevmişseniz keisnlikle kaçırılmamalı. :)