1953te Sait Faik, ikinci Türk olarak, Amerikadaki Uluslararası Mark Twain Derneğinin onur üyeliği payesini aldı. Bu kadarı küçük bir haber olarak gazetelerde çıktı çıkmasına ama, sanatçılar gazete sütunları için pek çekici konu değildi.
Oysa bundan önceki Mark Twain üyeliği ilk Türk olarak Atatürke verilmişti. Şimdi ikinci Türk de Sait Faik oluyordu. Aradan yıllar geçti, bugüne kadar başka hiçbir Türk bu onura layık görülmedi.
Sait Faik Abasıyanık (18 November 1906 - 11 May 1954) was one of the greatest Turkish writers of short stories and poetry. Born in Adapazarı, he was educated at the Istanbul Erkek Lisesi. He enrolled in the Turcology Department of Istanbul University in 1928, but under pressure from his father went to Switzerland to study economics in 1930. He left school and lived for three years in Grenoble, France - an experience which made a deep impact on his art and character. After returning to Turkey he taught Turkish in Halıcıoğlu Armenian School for Orphans, and tried to follow his father's wishes and go into business but was unsuccessful. He devoted his life to writing after 1934. He created a brand new language and brought new life to Turkish short story writing with his harsh but humanistic portrayals of labourers, fishermen, children, the unemployed, the poor. A major theme was always the sea and he spent most of his time in Burgaz Ada (one of the Princes' Islands in the Marmara Sea). He was an honorary member of the International Mark Twain Society of St. Louis, Missouri.
Sait Faik mostly published under the name Sait Faik, other pen names being Adalı ("Island dweller"), Sait Faik Adalı, and S. F..
There is an award for his name which is given every year on his death anniversary: Sait Faik Hikâye Armağanı
Herbiri birbirinden degerli, Anadolu insanini, sehri, dunlerimizden pek cok degeri icinde barindiran bir kitapti.
Hic bir hikayede sıkılmadim, bazilarina tebessum ettim, bazilarina huzunlendim. En begendigim hikayeleri kitaba adini veren Sahmerdan, Mahpus, Zemberek ve Kasik Adasi'nda olarak siralayabilirim. Ozellikle Mahpus'ta verilen kurgu cok etkileyiciydi.
Kitabin sonuna Ara Guler'in "Bir devir boyle gecti, kalanlara selam olsun eserinden yazarla ilgili bir bolum eklenmis. Iyiki de eklenmis. Yazari, donem olaylarini ve o donem sanatcilarinin hayata bakisini anlamakta pusulaniz olacaktir.
Sait Faik'in Amerika'daki Uluslar Arasi Mark Twain Dernegi'nden onur uyeligi payesi alan ikinci Turk oldugunu ogrenmekten buyuk mutluluk duydum. Ilk Turk kim miydi, tabi ki Ataturk!
“O gün çocuktum ama hatırlıyorum. Hükümet önünü hemen hemen bugünkü gibi doldurmuşlardı. Yüzlerinden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Öyle ki, insan, bu adamların niçin buraya geldiklerini bilmediği zehabına kapılabilirdi. Halbuki bu, bir sürü değildi. Hepsi tek bir maksat için geldiklerini teker teker biliyorlardı. Fakat bu bilgi o kadar paylaşılmış bir haldeydi ki açığa vurmaya lüzum yoktu.
Ölmeye, yahut bir şey, iyi bir iş veya hareket yapmaya karar vermiş köylü yüzü kadar donuk, soğuk ve ciddi hiçbir yüz görmedim.”(s.33)
¨Ölüm belki de bir memlekettir.Işıkları söndürülmüş bir Paris kadar güzel, tayyare korkusundan ışıkları söndürülmüş bir Paris'te, bir çift Parisli kadar yalnız aşıklarını düşünmeye çalışan insanlarla doludur,belki de ölüm şehri. Orada belki de insan yalnız iskeletiyle güzeldir¨. Okullarda insanı en iyi anlatan öykücü olarak bize okutulan Sait Faik'le ilgili bu bilgi, belki de örgün eğitimde öğrendiğim yegane değerli şeydi. Keşke Sait Faik'in öylesine doğal anlattığı İstanbul'a, o insan zenginliğinin hala var olduğu eski İstanbul'a dönebilsek. Balıkçılar, meyhaneler, adalar, kuşlarla dolu şimdi ırzına geçilmiş o güzel kentin öyküleri Şahmerdan'daki. Oradaki basit insanların kalbinizde yaralar açtığı, Sait Faik'in yaralara bir de tuz bastığı öyküler. Pişmanlıklar, hayal kırıklıkları, kalp kırıklıkları. ¨İnsan başkalarının aç, perişan olduğu günlerde nasıl mesut olur, dememeli. Öyle bir olur ki. Öyle de bir olmayabilir ki...¨ İnsan çünkü mutlu da olur mutlu olduğuna pişman da. ¨Ben hep Odisya'yı niçin, nasıl öptüğümü düşünür, dudaklarımın derisini koparır koparır atardım¨.
Hikayeler ne mesaj kaygısı taşıyor ne de süslü kelimeler ile karmaşıklaştırılıyor. Okuyucuya buyrun ben anlatıyorum siz nasıl anlamak isterseniz öyle anlayınız diyor. 3 yıldız olmasına takılmayalım o benim hikaye türü ile aramdaki ilişkiden kaynaklı tamamen kişisel :)
sait faik’in şiirlerindeki öyküler, öykülerindeki şiirler… diye bir şey okumuştum yıllar önce, hala aklımda ve bu kitapla da ne kadar doğru olduğunu bir kere daha onayladım. sadece, öyle normal bir kitap gibi okunabilecek bir kitap değil, mutlaka keyifli bir anında ve güzel bir ortamda olmalı insan bunu okurken.
" "Oraya her günkü perişan ve güzel yüzümüzle gidemeyeceğiz," dedi Emin."
"Fukaralık ayıp değil dediğimiz zaman, hamal olalım, ıskatı olalım; fukaralık ayıp değil dediğimiz zaman bunun ancak bir teselliden ibaret olduğunu ve fukaralığın bal gibi hem ayıp, hem günah, hem enayilik olduğunu biliriz."
Sait Faik artık ustalaşıyor, her bir hikaye daha kuvvetli sanki. Bu kitabındaki öykülerde hem biçimsel hem de ele aldığı konular açısından daha geniş bir çerçeve çizmişti. Bir Define Arayıcısı, Zemberek, Alt Kamara, Satılık Dünya, Şeytanminaresi en sevdiklerim. Projektörcü, Krallık, Beyaz Pantolon, Bir Kadın, Köye Gönderilen Eşek yine okumayı sevdiklerim. Kalan külliyat için katlanmış heyecanlıyım. “Doktor bey, doktor bey! Ben bu parayla dünyayı satın alacaktım.” dedi. İşte kahvenin bir köşesinde, bu perişan, saçı başı birbirine karışmış, iyi yüzlü insan, dünyayı satın almak isteyen adamdır.”
Sait Faik’in 1940 yılında yazdığı üçüncü hikaye kitabı. Elimdeki baskı 1955 yılına ait. 20 kısa öykünün 14 tanesi İstanbul ve adaları, diğerleri Adapazarı ve Bursa kırsalını ele alıyor. Çalışan insana, emeğe ve belki toplamda insana gerçekçi bir bakış var öykülerde. Anlık izlenimlere dayanıyor çoğu. “Çelme” isimli öyküsünde halkı askerlikten soğuttuğu gerekçesi ile hakkında bir dava açılmış, 1941 de davadan beraat etmiş.
İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yokluğun her öyküde katmer katmer hissedildiği, geçmişteki öykülere nazaran yoksulluğun sevimli ve iyilikle dolu olmaktan çıkıp iyice sefilleştiği, yaratıcılığın ve yaşama inancın azaldığının belirginleştiği öyküler. Sait faik’in o damakta yoğun lezzet bırakan dili bile çiğleşmiş, mecburiyetin, sefaletin dili olmuş, aylaklık kaybolmuş, yerini yaşama zorunluluğu almış.
ŞAHMERDAN / SAİT FAİK ABASIYANIK İndirimden alıp, okunmayı bekleyen Şahmerdan'ı Sait Faik'in ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs'ta onu anmak için okudum, böylece bu haftayı Sait Faik için ayırmış oldum. “1953’te Sait Faik, ikinci Türk olarak, Amerika’daki Uluslararası Mark Twain Derneği’nin onur üyeliği payesini aldı. Bu kadarı küçük bir haber olarak gazetelerde çıktı çıkmasına ama, sanatçılar gazete sütunları için pek çekici konu değildi. Oysa bundan önceki Mark Twain üyeliği ilk Türk olarak Atatürk’e verilmişti. Şimdi ikinci Türk de Sait Faik oluyordu. Aradan yıllar geçti, bugüne kadar başka hiçbir Türk bu onura layık görülmedi.” Ara Güler (kitaptan, s.139) Tanıtım yazısında Ara Güler'in söyledikleri için kitaptan diyor ama aslında Güler'in "Bir Devir Böyle Geçti Kalanlara Selam Olsun" (1994) adlı biyografi kitabının Sait Faik ile ilgili bölümü bu esere alınmış, on dokuz öykünün sonunda yer alıyor. Şahmerdan, Sait Faik'in 1940'ta yayımlanan üçüncü kitabı. İlk iki kitabı Semaver ve Sarnıç'ın tersine bu kitapta Faik'in yurtdışı gözlemlerine dayanan, oraları anlattığı öyküler yok. On dokuz öykünün on üçünde İstanbul izlenimleri var. Çelme, Zemberek, Mahpus ve Köy Ağası İle Sığırtmaç'ta Bursa ve Adapazarı'ndaki gözlemlerini anlatmış. Köye Gönderilen Eşek ve Çöpçü Ahmet'te ise Abasıyanık, ilk defa Doğu Anadolu bölgesine açılmış. İlk olarak 22 Mart 1937'de Kurun Gazetesi'nde daha sonrada 15 Haziran 1940'ta Varlık Dergisi'nde yayımlanan Çelme isimli öykünün halkı askerlikten soğuttuğu iddiasıyla Ankara'da askeri mahkemede yargılanmış. 1941'de beraat etmiş. Bir Kadın adlı öykü ilk olarak Semaver'de yayımlanmış, sonra Şahmerdan'a alınmış. Kaşık Adası'nda adlı öykü ise Medarı Maişet'ten (kitaplıkta sıra bekliyor) bu kitaba alınmış. Şahmerdan'ın anlamı; kazık çakmaya yarayan düzenek diye dip not olarak verilmiş. Kitapta İstanbul temalı hikayeler, klasik öykü anlayışı yerine, anlık izlenimlere dayanan, konusuz öyküler. Sait Faik, bu kitabında hayata ve insanlara daha gerçekçi bir pencereden bakmış. Örn. "İnsanlar her yerde aynı idi. Hareketli, hırsız, namuslu, iyi, kötü..." (Bekar) Belki insanlara, olaylara daha gerçekçi baktığı için yazdığı öykülerin hepsi hüzünlü. Oysa Sait Faik, bu öyküleri kaleme aldığında henüz 34 yaşında ama yazdıkları hayat mücadelesinin yorgunluğu, bıkkınlığının izlerini taşıyor. Sıradan yaşamların günlük akışı içinde meydana gelen ölümlerin yarattığı duygusal yıkımın izlerini yansıttığı hikayeleri ölüm temasının öne çıktığı öyküler. Uluslararası Mark Twain Derneği’ne onur üyesi seçilen, öykü ustasını okumaya devam.
Sait Faik büyük bir usta ancak bu kitaptaki öyküleri bana öncekiler kadar dokunmadı, özellikle Alemdağ’da Var Bir Yılan kitabını yanlışlıkla bu kitaptan önce okuyunca hata yapmış oldum 🙈siz kronolojik sırayla okursanız Şahmerdan sizi daha çok etkileyecektir. Sınıf çatışmasını derinleştirdiği bu öykülerde bu sefer insan ve doğa sevgisini daha az duyumsadım. Daha çok bir çözümleme hissettim. Özellikle erkeklere adanmış bir kitap gibiydi; hamallar, işçiler, balıkçılar, azınlıklar...
“Kaşıkadası’nda”, “Mahpus”, “Satılık Dünya” ve özellikle kitabın en sıcak öyküsü olduğunu düşündüğüm “Çöpçü Ahmet” en çok beğendiğim öyküler. Üç yıldız vermiş olmam kitabın okuma zevkinin zayıf olmasından değil, sadece tekrar eden temalar olduğunu düşünmemden ve metinlerin diğer Sait Faik öyküleri kadar beni yakalayamamış olmasından. Yine de ustanın bütün kitapları okunmalı.
Şahmerdanadlı öykü kitabı, Sait Faik Abasıyanık’ın ilk kez 1940 yılında yayımlanan üçüncü öykü kitabı olarak bilinmektedir. İçerisinde dokuz adet farklı öykü yer almaktadır. Bu öykülerin büyük çoğunluğu kitaba alınmadan önce çeşitli dergilerde yayınlanmıştır. Dört adet öykü ise ilk kez bu kitap içerisinde okuyucuya sunulmuştur. Kitap içerisinde yer alan öyküler insanları anlamak, sıradan kişilerin hayat mücadelelerini görmek ve insanları sevmek için olabilecek en doğru seviyede gayret göstermek amacı ile yazılmıştır. Bu öykü kitabında yer alan Çelme adlı hikâye yüzünden Sait Faik Genelkurmay tarafından, gençleri askerlikten soğuttuğu gerekçesi ile mahkemeye verilmiştir. Bu dava sebebi ile kitapları toplatılmıştır. Yaşanan olay Sait Faik’i çok üzse de herhangi bir ceza almadan içerisinde bulunduğu durumdan kurtulmuştur.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Çocuğunun ölümüyle aklını yitiren babanın öyküsünü bu kadar yalın bir dille anlatmayı başaran ve yüreğime koca bir alev bırakan Satılık Dünya öyküsüyle aklımda kalacak en çok. Zemberek, Kaşıkadası'nda, Francala mı Ekmek mı? Köy Hocası ile Sığırtmaç öykülerine de kalbimi bıraktım. Öyküler genel olarak tipik Sait Faik öyküleri gibi sıradan insanın sıradan hayatındaki ayrıntıları ve derinlikleri yalın bir dille anlatıyor ve bir yolunu bulup kalbinizin derinliklerine sızıyor.
"Ölüm belki de bir memlekettir. Işıkları söndürülmüş bir Paris kadar güzel, tayyare korkusundan ışıkları söndürülmüş bir Paris'te bir çift Parisli kadar aşklarını düşünmeye çalışan insanlarla doludur; belki de ölüm şehri. Orada, belki de insan yalnız iskeletiyle güzeldir. Her şey kalbi atmadan, sükun içinde yapılır. Nehirler vardır ki kocaman ziftli kayıklarla geçilir. Nehrin öteki kıyılarında mor ışıklı asfalt caddelerde çıplak kadınlar dolaşır, ölüm memleketi belki böyledir..."
Hiç şüphesiz Ara Güler'in son notuyla, yazarın naifliğini hikayelerine sakladığını söylenebilir. Hikayelerine başlarken kendi gerçekliğinizden ayrılmak hem güç hem kolay. Bu hayal dünyasının her bir durağında gerçekliği tekrar tekrar kaybedip buldum. Böyle bir duygu zenginliği hayret verici. İşte tam tamlamalarının arasına sızabildim derken " önceki hayatımda yaşamış gibi" hatırlatan kurgusu.
Kaşıkadası'nda, Francala mı, Ekmek mi?, Çöpçü Ahmet, Köye Gönderilen Eşek, Zemberek, Satılık Dünya, Şeytanminaresi... uçurdu. Sait Faik hümanizmiyle ilgili küçük bir not: homoerotizmin insan sevgisine yorulması ilgimi çekiyor, erkek güzelliğini cinsel algılamamak için kıçımızı yırtıyoruz, bırak erkekler güzel olsun, inan rahatlayacaksın
Şahmerdan, ünlü yazarSait Faik Abasıyanık'ın 1940 yılında yayınlanan üçüncü kitabı. Kitap Sait Faik'in kendine has üslubu ile yazdığı hikâyelerden oluşuyor. Yazar özellikle İstanbul temalı hikâyelerinde klasik öykü anlayışını bırakarak konusuz, anlık izlenimlere dayanan öyküler anlatıyor.
Sait Faik'in kaleminden ilk kez okuyorum, dili zorlayıcı değildi, yazılan hikayelerle günümüzde de bağ kurulabilir, Şahmerdan, Zemberek, Bir Define Arayıcısı ve Beyaz Pantolon beni en etkileyen hikayelerdi. Bando! Bando!