Telefonda neden romandan öyküye geçtiğimi sordunuz. Ben, öyküden romana geçen bir yazarım. İlk gençliğimde ve daha sonraları da yüzlerce öykü yazdım. Bunlar gazete sayfaları arasında kaybolup gittiler. Kaybolan bu öykülere hiç acımıyorum. (...) Sonradan roman yazmaya başladım. Arada öyküler yazmadım değil. Ama bunları kendim için yazar, saklar gibiydim. İlk öykü kitabım 1978'de çıktı. Kitaba adını veren Jaguar, insanlardan çok bir arabanın öyküsüydü. (...) Birkaç roman arasında yazdığım öyküler, 1981'de Bir Hanımefendinin Ölümü adıyla çıktı. Son öykü kitabım da Pay Kavgası. (...) Öykü yazmak kolay iş değil. Romandan bile zor bir bakıma. Daha da zevkli. Ben, bildiğiniz gibi, burjuva bir aileden gelen, büyük kenti ve bu çevrenin, büyük kentin tutucu, yozlaşmış insanlarını eleştiren bir yazarım. Mektup adlı bu yeni kitabımdaki dört öykü de, romanlarım gibi aynı düşünce ve gözlemlerle yazıldı. -Peride Celal-
1916’da İstanbul’da doğdu. Tam adı Peride Celal Yönsel. İstanbul’da Saint Pulchérie Fransız okulunda okudu. 1944’te İsviçre’ye gitti, Bern’de Basın Ateşeliği’nde sekreterlik olarak çalıştı. Yurda dönüşte Basın-Yayın Kurumu ve Yeni İstanbul gazetesinde görev aldı. Edebiyat hayatına, Yedigün dergisinin 142. sayısında (27 Kasım 1935) yayınlanan "Ak Kızın Hikâyesi" adlı öyküsüyle başladı. ______________
Peride Celal was born in 1916 in Istanbul. She attended French college Saint Pulchérie in Istanbul. In 1944, she lived in Switzerland for a while, working as a secretary in Press Consulate. Back in Turkey, she worked for the Press Institute and Istanbul Newspaper. She started her writing career with her story "Ak Kızın Hikayesi" -published 27.11.1935- on Yedigün Magazine.
İlk öykü olan "Böcek" üzülerek söylüyorum ki okuduğum en kötü öykülerden biriydi. Anlatımı çok amatörce geldi, hatta bu kitabın yazarın yazarlık kariyerinde epeyce ilerlediği döneminde yazdığı bir eser olmasına şaşırdım, o derece sevmedim o öykünün üslûbunu. Neyse ki sonraki üç öykü gayet güzeldi; kitaba adını veren Mektup adlı neredeyse yüz sayfalık öykünün biraz Kafka'nın Babaya Mektup'undan etkilenerek yazıldığı belli, hatta sevmedigim Böcek öyküsünde de Dönüşüm'ün etkilerini hissetmek mümkün. Ama benim en sevdiğim öykü Koşucu adlı olandı; birinci tekil kişinin ağzından bir başka karakteri odağına alması sebebiyle farklılaşıyor da bu öykü diğerlerinden. Daha yalın, daha iddiasız bir anlatımı vardı, işlediği konu da güzeldi ve dokunaklıydı. Kaçak adlı son öykünün finalindeki küçük şaşırtmacayı da ayrı sevdim. Yani öyle beni aşırı etkilemese de genel olarak hoş, okuması keyifli bir kitaptı.
Peride Celal'in öykülerini seviyorum. Bu kitabında da öykü yazarlığının en yetkin örnekleri var bence. Özellikle Koşucu öyküsünü keşke herkes okusa. Öykü, dümdüz bir anlatımda ilerliyormuş gibi görünse de o yalınlığın altında öylesine derinleşen yerler var ki okur fark etmeden içine çekiliyor. Ölen annesini, annesiyle kendisinin olamadığı yakınlıkta olan bir başkasının gözünden yeniden tanımaya başlayan anlatıcının içine düştüğü duygusal anlar buna örnek. İncelikle örülmüş bir kurgu. Zamanda ileri geri sıçramalar çok iyi. Kurgu bağlamında incelemek için tekrar tekrar okunası. Okura geçirdiği duygusuyla da ayrı bir yerde benim için bu öykü. Kitap sadece bu öykü için bile okunabilir.
Seviyorum ruhu okuyan yazarları, Peride Celal de onlardan biri. Boşuna ruh okuma demiyorum, kitap psikiyatri seansı ile açılıyor. Epey ilgi çekici bir şey bu dönemine göre. Ve ayrıca, kitaba da adını veren Mektup öyküsüne bayıldım. Saffet Bey, yazarı tarafından ruhu didik didik edilen bir karakter ve bu analiz unutamayacağım bir yere koydu öyküyü. Mutlaka şans verilmeli, çok büyük beklentilere girmeden okunursa gayet sevilir bence.
Peride Celal'den hepsi birbirinden güzel ve etkileyici dört öykü. Tekrar okunası. Öykü okumayı yazmayı seven herkesin dikkatine. Mektup şahane bir kitap.