BAZI SIRLAR SİZİ ÖLÜME GÖTÜRÜR, BAZILARI SUÇ ORTAĞI YAPAR. BİR KATİLİN SIRRINA ŞAHİT OLMAK İSE HER İKİSİNE YOL AÇAR.
Bir insanın kıyameti, ancak ölüm vakti geldiğinde koparmış. Bir kasabanın kıyameti, içinde yaşayanların günahlarında yatarmış. İşte bu yüzden Ravebelg Kasabası’nın kıyameti ben olacaktım.
Ama siz hâlâ o aptal beyinlerinizin içinde benim kötü olduğumu söyleyen kahrolası sese kulak veriyorsunuz. Söyleyin bana. Katilsin, deyin. Suçlusun, günahkârsın, deyin. Hepiniz gerçeği biliyorsunuz. Yakın bir zamanda öğrendiniz. Geçmişimin karanlığına pusmuş gölgelerin feryatlarını işitiyorsunuz artık. Zaten bu yüzden susuyorsunuz. Beni hâlâ ifşa etmemenizin sebebi tam da bu, öyle değil mi? Suç ortağım olmaktan korkmuyorsunuz çünkü bu kasabanın geçmişine gömülü sırların açığa çıkmasını istiyorsunuz. Zira kötü kalpler, ancak sırlar gün yüzüne çıktığında aydınlanır. Peki öyleyse... Bana yardım edin.
HER ŞEY SONA ERDİĞİNDE BU KASABA YALNIZCA OYUNCAK MÜZESİ DEĞİL, KURBANLARIMIN MEZARLIĞI DA OLACAKTI. OYUNCAK MEZARLIĞI
Sonu öyle güzeldi ki hem içimin yağları nedensizce eridi hem de çokkkk hoş ve yine psikopatça bir yöne evrildi (artık o daha ne kadar olabilecekse) Noanın başına gelecekleri tahmin ediyordum, hele ki sonra kendisinin tamamen değişmesini sağlayan olayı okumak için sayfaları sayıyordum diyebilirim Şimdi katilimize gelelim 🫠🫠 Evet nefret ediyorum, ama neyinden nefret ediyorum? Narsist bir karaktere sahip evet ama planları olay örgülerini nasıl bağladığı vesaire gerçekten hayran ediciydi (ama sanki sonlarda planlarınız sarpa sardı gibi ne dersin Bay OM?😉) Paul, Raymond, Sara ve Noanın ailesi hakkında çok söylenecek bir şey olduğunu düşünmüyorum geçelim 🤷♀️... Nate ve Becca her ne kadar sevsem ve içten sempati beslesem de bazen ikisine de 😐 oluyorum, Noayla olan arkadaşlıkları tatlı ama ASIL ŞİMDİ BAYILDIĞIM ŞEYE GELELİM Şu sondaki iki perspektif?!?!?!? ABİ ÇOK GÜZELDİ ONU OKUMASI O YENİ KİŞİNİN SİNSİLİĞİYLE BAY OM'UN BİRBİRLERİNİ TAMAMLAMALARI GİBİSİNDEN YAZILMIŞ OLMASI ÇOK OKUMASI GÜZEL BİR YENİLİKTİİİ 🫠🫠🫠🫠🫠🫠
500 sayfadan az. bana göre birinci kitap daha eğlenceli ve heyecan vericiydi. ama ikinci kitabın kattığı bir derinlik var. karakterlerle ve olaylarla daha derine inebilmişiz gibi bir his veriyor. 🌶️🌶️🌶️ yetişkin bir dil ve konuları ile 18 yaşını geçmiş okurların denemesini tavsiye ederim.
kitap hakkında tek basit şikayetim şu olabilir o da hikaye kuruluşu ve konuşmalar, aşırı derecede türk dili ve küfürlerinden ibaret olduğu için “tanrı” “yüce isa” diye sürekli bahsedilmesinden rahatsızlık duydum. sürekli yerli bir vibe veren kitaptan bunları görmek çok kasıntı geldi. ayrıca keşke yerli yazara ve dilimize yakışan bir şekilde karakterler ve bahsedilen kasaba yerli isimler ve yerlerden ibaret olsaydı.
kitap içinde bazı olayların hiç gerçekçi gelmediğini söyleyebilirim kendi açımdan ama tabii bu bir kurgu + hayal ürünü olduğu için çokta mantık aramamak lazım bence. mesela: - yaralayıp saldığı kızın göğüsüne onca yazıyı nasıl kazmayı başardı. çok mantıksız hadi kazdın bari gerçekçi bir şeyler yaz amip resmen gazeteye çevirmiş kızın vücudunu. - mia ve jasmine okuldan alınma ve noa ile gezme günü, aşırı saçma geldi ne olursa olsun gerçek hayatta böyle bir durumun yaşanacağı çok olası değil.
- kesinlikle mia’nın ölümü ağırdı bir çocuk olduğu için ve asla beklemiyordum bunu yapmasını. şaka sanıyordum asla kabullenemedim hele ki bir kere odasında oyuncakla asılma olayından beri.
- becca ve nate gerçekten çok kurtardı bazı yerleri özellikle becca ve katilin konuştuğu gece aşırı komik ve eğlenceliydi keşke daha sık olsaydı böyle şeyler (parmak kesilme durumunu saymazsak)
üçüncü kitabı tabiiki sabırsızlıkla bekliyorum, birinci kitaptaki çoğu yorumlarım bu kitap için de geçerli. sonu merak ettiğim için kesinlikle okurum fakat bu kitabın sonu çok sönük geldi bana. geçirmek istediği merakı ve duyguyu tam veremedi gibi hissettim çoğu kez final dışında da.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Orman kıyısında kurulmuş, herkesin birbirini tanıdığı, yakın insan ilişkileri ve canlı sosyal yaşamı ile normal bir taşra kasabası Ravebelg’e götürmüştü bizi yazarımız. Bu sakin kasaba, fırtına öncesi sessizliği yaşıyordu. Kasabaya dönen ve intikam hırsıyla bilenmiş birinin yaratacağı kaos, farkında olmasalar da kapılarındaydı. İşte bu noktadan sonra başlayacak ve kasaba halkını silkeleyip can korkusu yaşatacak olaylar dizisi, iki kişinin gözünden anlatılıyordu kitapta: Çok sevdiği birinin kaybı nedeniyle hayatı zindan olmuş veteriner genç kızımız Noa’ydı bunlardan biri. Geçmişten gelen bu travmanın daha büyüğünü yaşatıyordu toksik annesi yıllardır kendisine. Küçük kardeşi Mia yüzünden terk edemediği ailesinin tavırları nedeniyle güvensiz, sürekli suçluluk hisseden ve tüm bunların etkisiyle sosyal ilişkilerde sıkıntı yaşayan biri haline dönüşmüştü kızımız. Bir diğer travması da kuzeni Sara’nın erkek arkadaşı Raymond’du. Raymond kafasını karıştırıyor, yanına yaklaşmaya çalışan tüm erkekleri uzaklaştırıyordu bu nedenle güzel Noa. Fakat çilesi dolmamış olacak ki, her şey bunlarla bitmeyecek, tüm bu karmaşaya bir de cinayetler eklenince derdine dert katılacaktı maalesef.
Bir de herşeyin müsebbibi, başrolümüz vardı: Geçmişten gelen bir intikamın peşinde koşan, herkesin gördüğü, ama çok iyi kamufle olmuş, zeki, takıntılı ve psikopat bir katil... Kasabada rahatça dolaşıp kimseden korkmadan cinayet işleyen, narsistlik derecesinde kendine güvenen, her adımı planlı, kurbanlarını iğneden ipliğe araştıran, kana susamış biriydi.
İlk kitapla ilgili yorumumun bu kısmını olayları hatırlamanız için aynen yazdım yukarıda. Bu kitapta katilimiz bize sürpriz yapıyor, hem de kitabın ilk bölümlerinden birinde. Yine aynı takıntıları ve kanlı, zalim cinayetleriyle istikrarını koruyor maalesef. Bu kez sadece kasaba halkına değil, herkese nefretini kusuyor bozuk ağzıyla. İşlediği korkunç suçlara yenilerini ekleyip yine ortalığı kan gölüne çeviren katilin gizemlerinin bir kısmı da aydınlanıyor bu arada. Noa dahil herkes bu vahşetin durması için dua ediyor, araştırma ve soruşturmalar son hızla devam ediyor. Katilse, planlarını incelikle uygulamaya devam ediyor. Ama, Noa’ya olan takıntısı, her şeyi değiştiriyor. Ve olaylar katilin bile öngöremeyeceği bir doğrultuda ilerliyor, sürpriz bir şekilde sona eriyor kitabın sonunda.
Bakalım devam kitabı olan Oyuncak Mahşeri’nde bizi neler bekliyor? Çok yakında onu da okuyup paylaşırım inşallah Sizinle..
Kitaplarla kalın.
(alıntı)
“Her ölümün, bir öncekinden daha şairane olacağını söylemiştim. Peki, hangi birinde sıkıldınız? Her oyuncağımın ölümünde nefesiniz kesildi. Gözünüzü şöyle bir kapatıp düşündüğünüzde, zihninizde canlanan tüm anılar bana ait. Size sunduğum her şey eşsiz ve unutulmaz....”
“Doğmak ve ölmek... Göz açıp kapayıncaya dek yitip giden zamanın içinde bocalayıp dururuz. Yetişemeyiz zamana. Yaşayamadığımız her anın yasını tutarken harcarız koca bir ömrü.”
“Yaralar iyileştiğinde unutur insan. İzi kalmalı ki daima hatırlayabilsin yaralandığı günü. Aynı yanlışa tekrar düşmesin.”
“İnsan başkasının yarasını görene kadar en büyük yara kendi yarası sanar.”
Eveettt serinin ikinci kitabıyla gelmis bulunuyorum. 1 yıl arayla okumamdan dolayı bazı şeyleri hatırlamakta zorlandım ama bu benimle alakalı tabii. Onun dışında bence yine çok iyiydi. Katilin sürekli bizimle dalga geçmesi falan bazen canımı sıksada kitaba başka bir hava katmış. Ve cidden sürekli bir noluyor diyorsunuz. Beni birazcık sinir eden bir kaç şeyden bahsetmek istiyorum. Yazım dili çeviri kitap okuyormuşum gibi. Ve bu his beni çok rahatsız etti. Türk yazar okuyoruz ama niyeyse kendi dilimizi bir türlü oturtamadık kitaplarda. Okuduysanız fark edersiniz bence sürekli bir amerikan dublaj gibi yazılmış. Hakaretlere değinmiyorum bile. Hatta o kadar çeviri kitap gibi ki bazı yerlerde içimden İngilizce'ye çevirip sonra Türkçe yapmak bile mümkündü. Anlamda bozukluk olan yerler vardı. Ve evet anlıyorum marjinal olmak istiyorsunuz ama bu kadar +18'e gerek var mı? Yaş kitleniz belli, okuyanlar belli, yaşları belli. Yazcaksanız yazın bazı yerlerde hikayeye uyuyor ama zorlama yazmayın. Kitapta beni en çok bu rahatsız etti sanırım.
Eleştiri olumlu da yapılabilir diyor ve sizi bu kitabı okumaya ikna etmeye çalışıyorum
Kesinlikle, bir Türk yazardan böyle özgün bir fikir beni çok mutlu etti. Geçmişle bağlantı, üstü örtülmüş sırlar vs hepsi sizi kitaba bağlıyor. Katil bu kadarını da yapmaz diyorsunuz ancak bir sonraki sayfada kendinizi onu idrak etmeye çalışırken buluyorsunuz. Ayrıca cinayetlerin işleyişi biçimi beni çok şaşırttı. O klasik bıçak silah zehir falan aramayın burda çünkü katilimiz bu ölümleri bir sanat eseri olarak nitelendiriyor ve eserlerinin paha biçilemez olması önemlidir, sıradan değil. Ve bum! Tahminlerinize çok güvenmeyin çünkü katil sizden her zaman 1 adım önde. Ve unutmayın bu kitapta her şey bir ölümle başladı.
Bazı sırlar sizi ölüme götürür, bazıları suç ortağı yapar. Bir katilin sırrına şahit olmak ise her ikisine yol açar.
Bir insanın kıyameti ölümü geldiğinde kopar fakat, bu hikayede kıyamet, içinde yaşayan kişilerin günahları nedeniyle bir kasabada kopuyor… Ve Ravebelg Kasabasının kıyameti olan Katil’i ise bu hikayede çözüyoruz. Ama unutmayın her katil ardında mutlaka bir iz bırakır…
Bay OM detayları bize anlatmaya devam ediyor hikayede. Yine küstah konuşmaları ve tavırları tabiki devam🤣 ama onun olayı artık bu. İlk kitapta işlenen cinayetlerin şaşırtıcı yönleri vardı ama siz birde bu kitabı görün demek istiyorum. Kasabanın geçmişine ve katilin yaşadıklarına bakıldığında kendini hala haklı görmeye devam ediyor ve cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor evet. Fakat boyut atlıyor. Yaptıklarının nedenleri ve niçinleri birer birer ortaya çıktı. Ama hala tam olarak gerçeklere ulaşamadık.
İkinci kitapta pek çok sır perdesi aralanıyor, gizemli kişilerin kim olduğu ortaya çıkıyor örneğin oyuncakları yapan.. Yeni karakterler ekleniyor. Saplantısı son hız devam ediyor. Ama katil yinede durdurak bilmiyor. Yani kasabının geçmişi temiz değil, insanları da öyle fakat katilde tam bir ruh hastası pek farkı yok. Öyle planlar kuruyor ki okurken şaşırıp kalıyorsunuz. Evet kabul ediyorum @emregül benim için hep genç okur yazarıydı fakat bu seri ile ters köşeleri ve inanılmaz olay örgüsü ile çığır açtı. Travmatik olaylar, tetikleyici unsurlar, fazlasıyla vahşet ve kan, ustaca planlanmış cinayetler. Yormayan düz ve akıcı bir anlatım. Yazarın kaleme aldığı en iyi seri olduğunu düşünüyorum.
Oyuncak Mezarlığı” (The Toy Graveyard) is one of those rare books that completely consumes you from the very first page. It’s dark, emotional, and full of mystery — the kind of story that makes you question everything and keeps you up at night just to read “one more chapter.” Emre Gül once again proves what an incredible storyteller he is.
The atmosphere he creates is hauntingly beautiful. The small-town setting, the secrets buried in the past, the feeling that something terrible is just waiting to be uncovered — it all gave me chills. What I loved most was how the story balances suspense with deep psychological insight. Every character hides something, and as the truth slowly unfolds, you start to realize that no one is truly innocent.
The plot is full of unexpected twists, and every revelation hits hard. I especially liked how the author doesn’t just focus on the crime itself but also explores guilt, trauma, and the weight of secrets. Some scenes were so intense that I had to pause for a moment to process what just happened.
Emre Gül’s writing style is incredibly cinematic — I could picture every scene like a movie. His descriptions are vivid without being overdone, and the pacing is perfect. The emotions feel raw and real, and that ending… absolutely unforgettable. It left me speechless and thinking about the story long after I finished it.
Overall, “Oyuncak Mezarlığı” is a masterpiece of psychological suspense. It’s dark, gripping, and emotional in all the right ways. I’d give it a solid 10/10 — not just because it’s thrilling, but because it makes you feel every word. Highly recommended for anyone who loves intense, thought-provoking mysteries.
“insan pek çok şeyin müzesidir. anıların müzesi, acıların müzesi, gözyaşlarının müzesi, yaşananların müzesi… en çok da yaşayamadıklarının müzesidir. hayatımız bir şeyleri biriktirmekle geçip gider. her şeyi biriktiririz de bir zamanı tutamayız elimizde. öyle hızlı geçer ki zaman, dönüp baktığımızda üstü tozlanmış anılarımızdan başka bir şey göremeyiz geride. kimimiz gözyaşlarıyla doldurur müzesini. kimimiz de sevinçleriyle. acıları fazla olanın müzesi daima yaşlı olur. en acınası olan da hiçbir şey biriktiremeyen insanlardır. ben hangisi olduğumu bilmiyorum.”
“ölüm, hayatının kıyısına vurduğunda ne saklanacak bir yerin kalır ne de kaçacak zamanın… ölümün gölgesi seni kanatlarının arasına aldığında sahip olduğun her şey karanlığa diz çöker. geriye yalnızca yaşayamadığın hayatının enkazı kalır ve o enkaz senin mezarın olur.”
“şüpheler en güçlü silahtır çünkü. her silahın yarası kabuk bağlardı ancak şüphelerin kemirdiği yerler daima kanardı.”
“yakalamak için peşinden koştuğun zaman, seni günbegün ölüme yaklaştıran sinsi bir düşmandı aslında.”
“bana çiçekler alacağını söylerdi. oysa tek derdi çiçeklerimi soldurmakmış.”
“hani yaralı çocuklar daima birbirini bulur derler ya. biz yaralıyız. kendimize bile yetemezken birbirimizi daha çok yaralamaktan başka bir işe yaramayız. anlayacağın… ikimizin de yaralı birine değil şifaya ihtiyacı var. “şifa hislerdir.” “bazı hisler zehirlidir.” dedim tereddüt etmeden. “zehir dudaklarındaysa ben içerim, noa.”
“sen mutsuz olduğunda sanki biri gelip ışıkları söndürüyor ve ben karanlıkta kalıyorum.”
noa nın neden listede olduğu meçhul ve buna en büyük sirrim dedi. Mia yı öldürmeyecekti noa dan geriye hiçbir şey kalmadı resmen canımın içi yaşayan ölü gibi bir şey en sonunda Paul u kendi öldürmek için yanında kalıyor die dusunuorum ve Paul olduğunu anlayinca bile hiç tepki vermedi öyle bir bitmişlik yani. ikinci katil var bir de. Paul iyice köşeye sıkışacak. ikinci katil yine çok yakınımızda gibi hissediyorum ama bakcaz. noa nın istediğini alması yani Paul un ölmesiyle Allah bilir noa nın ne hale gəlmesiyle ve büyük ihtimal 2. katilin tutuklanmasıyla mı bitecek diye dusunuorum ama emre hiç güven de vermiyor. nese assssiiıriii akıcı bu kitaplar 1. si de böyleydi bu da. yenur🤌🤌🤌🤌
This entire review has been hidden because of spoilers.
İkinci kitap kesinlikle ilk kitaba göre daha iyiydi. Bu seride benim açımdan eksik olan biseyler var ama ney çözemedim maalesef 😔 Olaylar akıp gidiyor ve her an yeni şeyler ortaya çıkıyor, bu nedenle okurken sıkıldığımı söyelemem.
Başka bir katil olmasını beklemiyorudum açıkçası. Paul un katil olduğunu nasıl anladı ve tüm planını biliyor????? Raymond da biseyler var ama üçüncü kitapta çıkar ortaya ne olduğu. Kitabın sonunda Noa yı bile delirttiler ya ben bir şey demiyorum artık, pes yani! 7.75/10⭐
This entire review has been hidden because of spoilers.
kitabı dün akşam bitirdim ama hala etkisinden çıkamadım. ilk kitap da çok iyiydi ama bu kitap bambaşka bir seviyeydi kesinlikle. aklımın hayalimin almadığı yerler oldu. bugün de ters köşeleri yiye yiye doyduk çok şükür. ve o son neydi, O SON NEYDİ???!?!! ben kafayı yemeden önce acil üçüncü kitap çıkmalı
Sinavlarim yuzunden uuzzunca bir ara vermek zorunda kalsam da sonunda bitirdim..... Asla boyle bisey beklemiyordum sonunda fena ters kose oldum cidden okumasi zevkliydi tek sinirimi bozan sey katilin durmadan bize hakaret etmesi??? ne alaka ya kanka bi sus ooffff onun harici valla guzel kitapti merakla bekliyorum devamini