Selimoğlu'nun eseri benzerlerini okumadığım hikâyelerin kitabı; bilinmeyen hayatı işliyor. Yalınlık içinde kıvrak, renkli bir anlatım; gerçekle çağrışımı ustalıkla bağdaştırma; beşeri olanı ve geri planı uzun yorumlara açılmadan hissettirme, kitabın özellikleri.
-Behçet Necatigil
Zeyyat, kendi yaşantısını yıllardır sanatçı gözüyle değerlendirmiştir. Bu değerlendirmeyi daima hikâye olarak düşünmüş, başka türe geçmemeiştir. Hikâyelerinde canlı kişiler kendi heyecanları içinde var oluyorlar. Bu gerilim okuyucuya da taşıyor. Eserde, yazarın zor beğenisinden doğan bir arıklık var.
-Rauf Mutluay
Böylesine zengin bir insan malzemesiyle çalışan çok az sayıda hikâyeci vardır edebiyatımızda (...) Selimoğlu'nun bu insan malzemesi, ilk bakışta tekdüze görünmesine karşın çok renklidir; yalnızca belli bir yörenin, belli bir uğraşın insanlarını anlatıyor görünmesine karşın son derece evrenseldir. Karadeniz insanını anlatırken, insan aklının, insan yüreğinin en kuytu köşelerinde dolaştırır bizi Selimoğlu.
-Mehmet H. Doğan
Selimoğlu, deniz adamlarını anlatıyor, ama sait Faik'in anlattığı balıkçıları, kıyı adamlarını değil, uzak deniz adamlarını... Köyünden, kasabasından, Karadenizden ayrılıp uzak denizlere, yadellere açılan adamları. Selimoğlu, uzak deniz adamlarının yaşamını bize yansıtmakla değinilmeyen bir konuya kalemini batırmıştır.
Zeyyat Selimoğlu, 1922 İstanbul doğumlu. Alman Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Hikâyeleri, Almanca’dan çevirileri ve radyo oyunları ile tanındı. 'Rize'nin Köylerinden' başlıklı yazısı ile Cumhuriyet Gazetesi'nin 1949-50 Yunus Nadi Armağanı'nı kazanınca edebiyat dünyasına ilk adımını attı. 'Koca Denizde İki Nokta' adlı oyununa 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda Başarı Ödülü verildi. Konuları, genellikle denizcilerin hareketli ve renkli hayatlarından alan, rahat bir anlatışla işleyen yazarın başlıca hikâye kitapları: Kavganın Sonu ve Başı (1955), Direğin Tepesinde Bir Adam (1969; Sait Faik Hikâye Armağanı, 1970), Kıçüstünde Toplantı (1971), Koca Denizde İki Nokta (1973; Türk Dil Kurumu Hikâye Ödülü), Karaya Vurdu Deniz (1975), Deprem (Uzun Hikâye, 1976), Soyunanlar (1980), Çiçekli Dağ Sokağı (1982), Gemi Adamları (1984), Bir Şarkı Gibiydi (1987), Aramızdaydı O Gün (1990), Denizlerin İstanbul (1992), Derin Dondurucu İçin Öykü (1995; Haldun Taner Öykü Ödülü, 1994), Bahar Yorgunluğu (1998). Bir de roman yayımladı: Tutkunun Köşeleri (1982). Türkçe’ye kazandırdığı çeviri eserlerin sayısı otuzu buldu. Yavru Kayık (1979), Martılar Adası (1979), Uyumsuz Nuri (1981) adlı çocuk kitapları da vardır. Zeyyat Selimoğlu 2000 yılında İstanbul’da, Nişantaşı'ndaki evinde öldü.
Bir arkadaşım, çok sevdiği için vermişti ve ne zamandır bekliyordu okunmayı...Bugün elime aldım ve nasıl sevdim, nasıl sevdim anlatamam. Ne güzel anlatmış Zeyyat Selimoğlu denizi, deniz yaşamını, Karadeniz insanını. Bitirir bitirmez baskısı var mı diye baktım, ödünç kitap geri vereceğim ve evet illa ki kütüphanemde olmalı.
Sait Faik Öykü ödülünü almış 1970'de. 10 tane öykü var içinde 9'u kısa, 1'i novella kıvamında. Öykü kitaplarında bitirince tekrar tüm öyküleri bir gözden geçiriyorum hangisini en çok beğendim diye, ayırdetmekte pek zorlandım, gerçekten hepsi ayrı güzel.
'Açıkta Kalmanın Sınırında' ve de 'Canı huyunun altında Tekel Hamza'nın' öykülerinde Mehmet Kaptan'ın yüreğini ne de güzel anlatmış. 'Bulucu Hızır Salim' e bayıldım, ne orjinal bir karakterdir o. 'Direğin Tepesinde bir adam' hepsi hepsi güzel.
Zeyyat Selimoğlu’nun ismi öyle olmadık yerlerde karşıma çıktı ki bunun artık bir işaret olduğunu düşündüm ve Sait Faik Ödülü kazanmış bu kitabını okumaya karar verdim. Hayatını denizden kazanan gemicilerin gündelik hayat rutinlerine dair öyküler anlatıyor bize yazar. Eğlence de var keder de. Hikayelerin tamamı sizi de mürettebattan biri gibi hissettirecek kadar gerçekçi, karakterler de aynı şekilde çok canlılar. Yazarın en büyük başarısı bu bence. Bir derleme olduğu için güçlü öyküler olduğu kadar zayıf öyküler de var ama hepsinde belli bir standarttan bahsetmek mümkün. Denize, gemilere ve bu dünyaya merakı olan, Sait Faik, Halikarnas Balıkçısı ve Yaman Koray seven okuyucu kesin sever.
Ferhan Şensoy üstadın sayesinde bir güzel kalemle daha tanışmış oldum. Denizin, gemilerin, yosunun bu denli güzel anlatımını uzun zamandır okumamıştım. Tüm eserlerinin bünyeye kazandırılması gereken, eşsiz yazarlardan biri Zeyyat Selimoğlu.
Deniz ve denizcilik her daim ilgimi çeken ama korktuğum bir alan. Okuması keyifli mürettebat hikayeleri bu sevgi korku ilişkimi pekiştirdi. Muhteşem bir kitap değil ama okumaya değer.
zeyyat selimoğlu'nun eksik parça yayınları tarafından yayımlanan sait faik hikaye armağanıyla taçlandırılan kitabıdır.
denizi hayatları bellemiş gemi adamlarının yaşamlarını anlatır yazar kitabındaki öykülerde. kimi denize sevdalıdır vazgeç(e)mez ondan kimi de baba ocağını ve ailesini özler, düşler içinde kaybolur gider.
onun öykülerindeki karakterlerin yerine kendinizi koyduğunuzda bir sıkıntı basar insana, onların en dertlendiği zamanlarda kaçıp gitmek istersiniz. onlar gibi geminin pruvasına çıkmak, nefes almak istersiniz ama her yer denizdir, dertler de deniz gibi sonsuzdur. kısıtlandıkça onu daha fazla denizin tuzu gibi bütün nefesinizde hissedersiniz.
yazarın öykülerinde denizden karaya çıkacak insanların mutlu olacağının garantisi de yoktur hani. çünkü gemi adamlarının ellerinden gelen tek iş gemide çalışmaktır. bu karakterlerin çoğu okumamıştır, eli iş tutmaz ya da küçük yaşta gemiye verilmiştir. bu yüzden işlerine sımsıkı sarılırlar ellerinde kalan son hayat parçasını da kaybetmemek için.
zaman zaman onların da rutin hayatın sıkıcılığına bir sille vurasıları gelir, böyle zamanlarda ise eğlence gırla gider onlarda. yazar söz sanatlarını kullanmadan, eğip bükmeden onların bu neşelerini bizlere yaşatır ki bence yazarın öykülerinde vuruculuğun sebeplerin birisi de budur.
deniz öyküleri okumayı sevenler için mutlaka okunması gereken yazarlardandır zeyyat selimoğlu.
"Çalışan adamın yemeğinin kokusu başkadır, çalışan adam, yemeğinin kokusunu damarlarına yayılmış kanda bile duyar, yemeğinin lezzetini daha yemek yaklaşırken, kaşık ağzına girmeden, yemek dudaklarına değmeden, daha yemek diline dokunmadan duyar."
Zeyyat Selimoğlunun hikâye kitabı (1969) • On hikâye
Yer yer bir şiir yoğunluğu içinde ahenkli gerilimli bir dille yazılmış hikâyelerdeki tazeliğin, çekiciliğin bir nedeni de yazarın, portrelerini çizdiği, maceralarını anlattığı denizcilerin karakter ve iç dünyalarını derinden duyurmasıdır. • Eser, Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı’nı kazandı (1970).