Jump to ratings and reviews

Hangi İsa?

İncil'in Yeni Ahit bölümünde İsa Mesih'e atfedilen birçok özellik, mucizeler de dahil 'intihal' izlenimini vermektedir. bunların birçoğu, İsa'nın ağzından çıkmamış sözlerdir. Bunların birçoğu İsa Mesih tarafından yapılmış işler ve mücizeler değildir. Öyle anlaşılıyır ki, İsa da Apollonius da gerçekte Kilise Babalarının elinde oyuncak olmuşlar, biri hiç aklından geçirdemidiği halde Tanrı yapılmış, diğeri ise yüzyıllarca unutturulmuştur.


Tyanalı Apollonius, insan suretindeki Tanrı’dır.
Flavius Philostratus, İ.S. 220

Tyanalı Apollonius, bizim yol göstericimizdir.
Bitniya Valisi Sossius Hierocles, İ.S. 302

Apollonius’un eserleri yakılmalı, mabedleri yıkılmalıdır.
İmparator Konstantin, İznik Konsili, İ.S. 325

Tyanalı Apollonius, I. yüzyılda, Paganların Bilge-Peygamberi olarak ünlenmişti.
Gauter d’Arras, 1160

Tyanalı Apollonius, İslam aleminde ve Arapçada, Balinius olarak tanınmış yüce bir alimdi.
Cabir İbn’i Hayyan, İ.S. 800 civ.
Kitab al Hacer’ala Re’i Balinius

I. yüzyılda yaşamış olan Apollonius, çok esrarengiz bir adamdır ve onun mucizeleri Hıristiyanlık’la şaşırtıcı benzerlikler gösterir.
Jacob Burckhardt, 1852

Tyanalı Apollonius, I. yüzyıldaki Pagan Mesih’tir.
A. Reville, 1865

Gerçek İsa, Tyanalı Apollonius’tur.
Valter Seigmeister, 1947

Tyanalı Apollonius, Hıristiyanlığın gerçek kurucusudur.
Alice Winston, 1954 SİTE

224 pages, Paperback

First published January 1, 2006

Loading...
Loading...

About the author

Aytunç Altındal

36 books34 followers
Dr Aytunç Altındal asıl ismi Aytun Altındal; Din, tarih ve politika alanlarında faaliyet gösteren Çerkez asıllı Türk teolog, gazeteci, araştırmacı ve yazar. Dinler, felsefe, ezoterik ve gizli örgütler, ve benzeri konularda birçok makale ve kitap yazmıştır. 18 Kasım 2013'te İstanbul'da vefat etmiştir.[1] 19 Kasım 2013 günü Üsküdar-Karaca Ahmet- Şakirin Camii’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.
Aytunç Altındal'ın babası Cavit Altındal, Beşiktaş kulübünde futbol oynamış aynı zamanda Haysiyet Divanı Başkanlığı yapmıştır. Annesi Fatma hanım ise ev hanımı. Aytunç Altındal, 4 kardeş içinde en küçük olanıdır.
Ailesi Melâmî meşrep Mevlevîler ile Melâmîler'den müteşekkil olan Aytunç Altındal, henüz altı yaşındayken başlatılmak üzere özel olarak ailesi tarafından Bâtınî-Melâmî eğilimde on yıl kadar süren bir eğitime tâbi tutuldu. İlkokulu İstanbul'da okuyan Altındal, ortaokul eğitimini 1956 yılında Diyarbakır'da tamamladı. Haydarpaşa Lisesi, Kabataş Lisesi ve Pendik Lisesi'nde eğitim aldı. Lisans eğitimini Sorbonne Üniversitesi'nde aldı.[3] İsviçre'de Zürih Üniversitesi'nde Teoloji konusunda doktora tahsili gördü.
Aytunç Altındal 1973 yılında Partizan adlı şiir kitabı nedeniyle 7,5 yıl hapse mahkûm oldu ve yurtdışına kaçtı. 1975 yılında İsviçre'de Marksist Yaklaşımla Türkiye'de Kadın adlı kitabı çıkardı. 1977'de İstanbul'da Havass adında bir yayınevi kurdu. 1984 yılında da Süreç yayınlarını kurdu. 1982'ye kadar Süreç dergisini yönetti. Daha sonra 1989'da Zürich'te Modus Vivendi Yayınevi ve Sanat Galerisini yönetti. Yine 1989 yılında Rusya'da Kültür Danışmanlığı görevini yaptı. 1992'de İngiltere Edinburg'da ki International Academy For European and Christian Studies kuruluşunda Project Academic Board (Akademik Proje İdari Heyeti) üyeliğine seçildi. Aynı yıl İngitere'de yayınlanan Three Faces Of Jesus (Üç İsa) adlı kitabı dünya basınında geniş yankı buldu. Daha sonra 1993'de Rusça'ya çevrildi. 1993'te International Society For The Study Of European Ideas (Uluslararası Avrupa Düşünce Çalışmaları Topluluğu) Bilimsel Kuruluna üye oldu. Aynı yıl Avusturya'nın Graz şehrindeki Karl-Franz Üniversitesi tarafından düzenlenen European Seculer Legacy (Avrupa'nın Lâik Vasiyeti) adlı uluslararası konferansta oturum ve bölüm başkanlığına seçildi. 1995'te merkezi New York'ta bulunan Carnagie Council On Ethics And International Affairs örgütüne davet edilen, ilk ve tek Türk Konuşmacı oldu. Aynı sene, New York'ta Birleşmiş Milletler bağlantılı Global Forum Of Spiritual And Parliamentary Leaders Or Human Survival (İnsan Yaşamından Sorumlu Ruhani ve Siyasi Liderler Global Forumu)'nda uluslararası danışman üyesi oldu. CEDS Türkiye başkanlığı yaptı. Uğur Mumcu'nun Sakıncasız adlı eserinin yapımcılığını da üstlendi.

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
17 (30%)
4 stars
22 (40%)
3 stars
13 (23%)
2 stars
3 (5%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 5 of 5 reviews
Profile Image for Burak Bzn.
9 reviews
November 3, 2019
Eğer sami dinlerinin nerden ciktigi merak ediliyorsa mutlaka okunması gereken bir kitap.
Profile Image for Turk.
25 reviews1 follower
April 6, 2020
Kitap, başta hristiyanlık olmak üzere birçok inancı sorgulatacak bilgiler veriyor. Eminim yüzyıllar sonra da bu yüzden unutulmayacak ve referans alınacak. Yaşadığı dönemde İsa'ya ve olaylarına Roma kayıtlarında hiçbir şekilde rastlanmıyor, ismi bile neredeyse ancak 325 yılındaki İznik konsülünün toplanmasından sonra yaygınlıkla bilinir oluyor.

Yazar ise İsa profilinin Anadolu'da, günümüz Niğde Kemerhisar'da yaşayan Tyanalı Apollonius'den alınıp oluşturulduğunu belirtiyor. Çünkü İsa'nın yaşadığı varsayılan olayları gerçekte Apollonius yaşıyor ve bunlar Roma kayıtlarında belgelerle yer alıyor.

Yazar Aytunç Altındal'a gelirsek kendisi çok esrarengiz biri, en önemlisi de muazzam bir derin bilgiye sahip. Bu açından diğer kitaplarına ve katıldığı tv programlarına bakmakta fayda var.
Profile Image for Özgür Baltat.
191 reviews17 followers
July 2, 2014
SAYFA 9
“Apollonius ya da Arapların arasındaki adıyla Balinius/ Balyanos… Anadolulu bilge bir kişidir. Doğum yeri olan Tyana kenti, antik dönemde geç Hitit İmparatorluğu'nun başkenti olan Tuvana idi. İşte bu geç Hititli ermiş önümüzdeki yıllarda özellikle Hıristiyan âleminde adından en çok söz edilecek kişidir. Tyanalı Apollonius, tüm yaşamı, başta Roma İmparatorluğu'nun arşivleri olmak üzere, ayrıntılarıyla belgelenmiş "gerçek” bir ermiştir.”

SAYFA 13
“Hıristiyanlığın kaderi ve tarihi İznik şehrinde toplanan I. Ekümenik Konsil'de alınan kararlarla belirlendi. Bu ilk konsil, tarihteki en gaddar ve kurnaz imparatorlardan biri olan Konstantin tarafından toplantıya çağrılmış ve bizzat onun tarafından yönetilmiş ve yönlendirilmişti. Yine ilginçtir ki, Konstantin bu "dinsel” toplantıya başkanlık ederken henüz Hıristiyanlığı kabul etmiş değildi ve pagan tanrısı "Helios”a (Sol:Güneş) tapıyordu! Helios, İran-Mezopotamya kökenli Mitraizm'in Bizans tarafından benimsenmiş şekliydi. I. Ekümenik Konsil, İmparator Konstantin'in dilediği kararları aldı ve böylece İsa Mesih adlı kişi Tanrı’nın oğlu, dolayısıyla Tanrı oldu.”

SAYFA 18
“I. yüzyıldaki ilk otuz yılda yaşadığı varsayılan İsa'nın yaşadığı dönemde hiçbir Yahudi "İncil—Bible” diye bir sözcük duymamıştı. Bu sözcük l. İznik Konsili'nden sonra o dönemde (4. yüzyıl) istanbuldaki kilisenin patriği tarafından icat edilmişti ve Konsilde sayısı 4’e indirilen Gospeller ile apokrif sayılmayarak kutsal hale getirilmiş olan diğer metinleri simgeliyordu. İncil, 700 yıl kadar sonra tamamlanmıştı.”

SAYFA 19
“İsa’nın mesih olma serüveni Tarsuslu Paul’un gayretleriyle oldu.”

SAYFA 21
“Paul, İsa'yı hiç görmemiş ve tanımamıştı. Yaşı itibariyle de görebilmesi olası değildi. Ama ateşli mizacıyla kraldan fazla kralcı olmuş ve kendi kafasında yarattığı yeni bir İsa tipolojisini önce Anadolu'ya sonra da dünyaya sunmuştu. Günümüzdeki Hıristiyanlık İsa'dan çok, Paul'un Hlristiyanlığıdır.”

SAYFA 44
“Tyanalı Apollonius'un hayatı ilk kez, Roma İmparatoru Severus'un eşi İmparatoriçe Julia Domna tarafından yazdırılmış ve imparatorluk arşivine konulmuştu. İS 220 yıllarında yazılan bu kitap Kilise için "en tehlikeli” kitap sayılmıştı. İS 325'te Konstantin tarafından toplanan İznik Konsili'nde Apollonius'un tüm kitaplarının yok edilmesine, büstlerinin kırılmasına, mabetlerinin yıkılmasına yol açan kararlar alınmıştı.

1000 yıl sonra Kendisinin Apollonius’un yeniden dirilmiş olduğunu öne süren Artephius'un ortaya çıkması Kilise'de şok yarattı. Artephius on kitap yazdı. Bunların hepsinde de aynı cümle vardı: "Artephius, Tyanalı Apollonius'un bilgilerini aktarmaktadır.” Kitaplarda o güne kadar hiçbir filozofun veya okültistin bilmediği kadar büyü, sihir, astroloji ve tılsım formülleri vardı.”

SAYFA 45
“1204’te Hermetizm’in özdeşleştiği Bizans’a, Katolik haçlılar saldırdı ve Latinlerin eline düştü. Bizans zamanla yeniden güçlendi ve Ayasofya’ya Latinlerden kurtulmayı simgeleyen yeni ve farklı bir mozaik kondu. Bu mozaik Deesis diye adlandırıldı, İsa Mesih’in yanında Vaftizci Yahya ve Meryem vardı.

Söylentilere göre bu mozaikteki kişi Tyanalı Apollonius’tu, çünkü İsa aslında hiç varolmamış, İznik Konsili sırasında uydurulmuştu.”

SAYFA 48
“Ayasofya’daki Sophia, hikmet, wisdom anlamına gelmektedir. Hıristiyan öğretisinin Synoptic denilen İS 325 yılında toplanan İznik Konsili'nde kabul edilen ilk üç Gospel'inde hiç geçmemektedir. Ve Hıristiyanlığa tamamen dışsal ve seküler bir kavramdır. Gospel, Yeni Ahit'in ilk dört kitabının her birine verilen addır. Gospelleri yazdıkları varsayılan Markus, Matta, Luka'ya da Evangelistler denilir. 4.gospel "Heretik” sayılması gereken bir metindir. “Sofya” kavramı Yahudiliğe değil Helen kültürüne ait bir kavramdı. Bu eklemleme gerçekte siyasi nedenlere dayanıyordu. Hıristiyanlar 4. yüzyılın ortalarına doğru İstanbul'da etkili hale geldiler ama Anadolu'da egemen olan inanç sistematiği hâlâ Paganist ve Hellenik'ti. Hellenler Paganizm'e bağlıydılar ve Hıristiyan olmak istemiyorlardı. Onların Hıristiyanlaştırılması hem çok kanlı oldu hem de 9. yüzyılın ortalarına kadar sürdü.

Sofya bu anlayışın ürettiği bir kavramdı ve Doğu'da Hellenler için Kutsal/ilahi Zekâ/Hikmet'i simgelemek için kullanılıyordu.

Sofya'nın Hıristiyanlıkla uzlaşır bir yanı yoktu, tam tersine ona dışsal ve seküler bir anlayışın ürünüydü. Ne var ki Hıristiyanlığın Kurucu Babaları bu kavramı alıp buna bir de dramatik bir efsane ekleyerek, sanki "Sofya” adında sofi Hıristiyan mümin bir kadın yaşamış ve Paganlar tarafından hunharca öldürülmüş gibi ona bir de Azizelik (Aya, Saint) atfetmişlerdi. Gerçekte Azize Sofya diye bir kadın ne var olmuş, ne yaşamış, ne de Paganlar tarafından öldürülmüştü. Bu tamamen uydurma idi. Onların tek amacı vardı o da Hıristiyan olmamakta direnen Pagan Hellenleri bir an önce kendilerine bağımlı hale getirecek ve temelleri İznik Konsili'nde atılmış olan Yeni İsa Dini'ne sokmaktı.

Bizans için... 4-9. yüzyıllar arasında Anadolu Natolia diye biliniyordu. Bu sözcük Taşra anlamına geliyordu. 9. yüzyıldan sonra paganlık ortadan kaldırılınca Natolia'nın başına [A] takısını getirdiler. Grekçede bu ek olumsuzluk ifade eden takıydı, Böylece Natolia artık taşra olmaktan çıktı, Bizans oldu.

John’un Gospel’i 1.yy.’da, Anadoluda egemen olan ve Tyanalı Apollonius’un da yaydığı Hermetik Gizil öğretiye büyük ölçüde örtüşen bir metindi.”

SAYFA 53
“Konunun uzmanı olmayan kişilerin anlayabilmesi mümkün olmayan bir tür gizli şifre işlenmiştir portreye. Bu şifre/işaret İsa'nın sol kaşının üstünde çok ustalıkla, dikkat çekmeyecek şekilde işlenmiş bir bir sayısı’dır. Sanki Mesih'in sol kaşının üstünde belli belirsiz bir yara var gibidir... Ve bu şifre (yara) dikkatlice incelendiğinde 11 sayısı olarak algılanmaktadır. Bu sayı ve yara ünlü Tyanalı Apollonius'un en belirgin simgesi/özelliğidir. Onun hakkında yazılmış olan kitaplarda ve yapılmış olan çalışmalarda, Apollonius'un gizli bir tarikata "inisiye” edilirken sol kaşının üzerine bu "I I sayısına benzeyen yara”nın işlediği yazılıdır.”

SAYFA 54
“Tyanalı Apollonius genç yaşında Pisagorcu bir gizli örgüne inisiye edilmişti. Sayılar ve onların sırları ile ilgilenen ve bunlardan yola çıkarak çeşitli öngörüler, kehanetler ve varsayımlar oluşturan bu örgütün 1. yüzyıldaki ünlü kişisi, Apollonius'tu. Sayılar ve bunlara ait numeroloji aynı zamanda astroloji, alşimizm ve Hermetizm ile bağlantılıydı. Sayıların ezoterik değerleri bu Hermetistlere göre insanların hayatlarını yönlendirmekteydi. Tüm yapılar, başta mabetler ve ibadethaneler geometri aracılığıyla inşa edildikleri için geometri Kutsal Bilim olarak kabul edilmişti.”

SAYFA 56
“Apollonius’un inisiye edildiği gizli Pisagorcu örgüt Orphic idi. Örgüte üye alınan en az beş yıl konuşmazdı. Ayrıca kadınlarla ilişliye giremezlerdi. (Sonra çıkan Hıristiyan Monastisizm’i de bu gelenekten kaynaklanmıştı, aslı Pagan Hermetizm’i idi.) Bir başka koşul saç ve sakalın kesilmesiydi. Ayrıca vejetaryen olma zorunluluğu vardı. Ayrıca günde iki kez soğuk suyla duş almaları zorunluydu. Bedene işlenen özel dövme ve yara izleri de onların alametifarikası idi.

SAYFA 59
“Başta İbraniler ve Araplar olmak üzere Ortadoğu'da ve Kadim Mısır'da başlayarak gelişmiş ve daha sonra Hint ve Acem gelenekleriyle birleşerek kurulmuş çok özel ve gizli "Harf ve Sayı” tılsımları ve muskaları yazma ilmi (mantic) oluşmuştur. Tyanalı Apollonius bu gizli Mantic ilminin bilinen en ünlü ustasıydı ve bazıları ilk kez olmak üzere sayısız muska ve tılsım hazırlamıştı. Pisagorcular ve Orpicler, Hindistan'daki bilge kişilerle yakın ilişkiler kurmuşlar ve onların bazı öğretilerini benimseyerek bunları Batı'ya aktarmışlardı. Pisagorculuk öğretisinde Hint ve İran kökenli öğeler vardı. Bu bağlantıların kurulabilmesinin nedeni Pisagor'un yaşadığı dönemde İran'a ve Hindistan'a kadar gitmiş olmasıyla, Anadolu'nun büyük kısmıyla Trakya'nın Hintli Kral Cyrus'un egemenliği altında olması gerçeğidir. I. yüzyılda Pisagorcu gizli örgüte inisiye edilmiş olan Apollonius da bu nedenle ilkin İran'a sonra da Hindistan ve muhtemelen Nepal-Tibet yakınlarına gitmişti. Apollonius, bu uzak ve ücra bölgelerde konaklayan bilge kişilerden ve bunların yüzyıllardır sürdürdükleri "Büyü ve Sihir Kardeşliği” merkezlerinde eğitim almıştır.”

SAYFA 60
“1054’ten sonra Bizans’ta hermetik düşünce Ortodoksluğun temel değişmezi olmuştu. O güne kadar kubbenin ortasına gelenek olarak daima Meryem ve kucağında İsa resmedilirken, Deesis, Meryem, İsa, Yahya konulmaya başlanmıştır. Bu sıradan bir değişiklik değildir, Tirinite’nin aslında ikinci plana atılmasıdır. Bunun ilk örneği Kapadokya’daki karanlık kilisedir.”

SAYFA 67
“Urfa, 1.yy’dan 579 yılına kadar Apollo kültürüne bağlı kalmıştı. Vali Anatolius, Pagan geleneklerine bağlı olduğu ve gizlice yaydığı için idam edilmişti, ona atfedilen en büyük suçu ise İsa’nın portrelerini yaptırmak ve bunların Apollo’ya benzetilmelerini ve sembolleriyle süsletmekti. Yani İsa’ya tapar gibi yapıp kendi inancına bağlılığı sürdürüyordu.

Apollo mabetlerinde gizli eğitimlerden geçen ve kendine Apollo’nun oğlu diyen şifacı bir kişi vardı, Tyanalı Apollonius.”

SAYFA 88
“Akheneton, Güneş'i "Tek Devlet Tanrısı yapmış ve başka tanrılara tapınmayı yasaklamıştı. Kendisini de bu "Tanrı'nın Oğlu” sayıyordu. Hıristiyanlığın Kurucu Babaları bu yüzlerce yıllık geleneği kendilerine mal ederek, hiçbir şekilde "Tanrı Olmak” iddiası bulunmayan İsa'yı, önce "Tanrı'nın Oğlu” sonra da "Tanrı-Lord” ilan etmekten kaçınmamışlardl. Bu nedenle tüm Pagan geleneğini kendisine mal etmiş olan Kilise için, gerçekte, İsa'yı ortadan kaldırıp, Paganizm'i "Sanal” bir Tektanrıcılığa mahkûm etmiş kurumdur diyebiliriz. Ve aynı Kilise, İmparator'un emriyle İS 325'te, İsa'yı "Peygamber” olmaktan çıkartıp, "Tanrı” ilan etti. Hıristiyanlık ancak böylelikle Devlet dini oldu.

İmparator Büyük Konstantin tüm yaşamı boyunca
Akheneton'la başlamış olan "Solar Monteizm"e bağlı kalmıştı. Hıristiyan oluşu ölümüne yakındır. Ancak "Güneş” onun için yine önemliydi. Hıristiyanlığı yürekten benimsemekten ziyade kasten desteklemişti; bu da onun devlet siyasetiyle bağlantılıydı. Onun için kendisini Güneş'in Oğlu kabul eden Firavun Akheneton ile "Yahweh'in Oğlu” yapılmış olan İsa arasında fark yoktu. Ve gelmiş geçmiş en gaddar imparatorlardan biri, belki de birincisi olan Konstantin, bu yeni "Sanal Tanrı'nın Oğlu"nu yeni "Fetihler” yapabilmek için bir "Araç” olarak görmüştü. "Natolia"da, Hıristiyanlığa geçmiş olanlar çoktan beri Akheneton'un "Ank-Haçı”nın bu yeni "Tanrı”nın sembolü olarak boyunlarında taşıyorlardı.”

SAYFA 93
“Rus çarları da, 1453'ten sonra, ilk iki Roma'nın, yani Tiber Nehri üzerindeki Roma ile Boğaziçi'ndeki Roma'nın göçtüklerini, tarihe karıştıklarını öne sürerek Moskova'yı "Üçüncü Roma” adıyla kurmuşlar ve Ortodoksluğun "Tek” koruyucusu olduklarını ilan etmişlerdi.”

SAYFA 93
“Konstantin 275’te Paganizm’in yeniden canlandığı çalkantılı bir dönemde dünyaya gelmiştir. İsa Mesih, bu dönemde Tanrı’nın oğlu olarak tescillenmemişti ve 2500 kadar farklı incil vardı.”

SAYFA 105
“İznik Konsili'nin sonunda Konstantin'in annesi Helena, İsa'nın yaşadığı topraklara gitti ve nasılsa yaklaşık 300 yıldır toprağın altında —ve gizli bir yerde gömülü bulunan— İsa'nın gerildiği "Çarmıhı” buluverdi. Tarih 3 Mayıs 328. Bunun bir bölümünü Konstantin'e yolladı ve böylece günümüz Hıristiyanlarının kullandıktan Haç bizzat Konstantin tarafından yaptırılarak her Hıristiyan'ın boynuna asıldı. O zamana kadar kullanılan Haç, gerçekte Mısır'ın Güneşe Tapan Firavun'u Akheneton'un sembolü olan "Ank”tı. İlginçtir ki Helena, ne hikmetse hem İsa'nın çarmıha gerildiği Haç'ı, hem de Pagan Tanrıçası Afodit'in mabedini aynı anda ve yan yana bulmuştu!”

SAYFA 106
“Tyanalı Apollonius'un da tüm eserleri yasaklanmış, büstleri parçalatılmış ve adına yapılmış olan tapınaklar ya yıkılmış ya da toprakla örtülmüştür. Tyana'da Apollonius diye biri yaşamamış/veya yaşadığı kabul edildiği zaman da "Büyücü” olarak reddettirilmişti. Nedir ki, 325'ten sonra başlatılan "Susarak yok saymak” ilkin 11. yüzyılda Michael Psellus'un tüm Hermetica'yı Grekçeye çevirmesiyle bozulmaya başladı. Psellus ve öğrencileri Plato'yu, Proclus'u ve Plotonius gibi Hermetik çalışmaları yakından tanıyan kişileri yeniden Batılı aydınlara tanıttılar.”

SAYFA 109
“Atinalı Flavius, Roma’ya gitmiş ve ünlü bir hatip olarak ün yapmıştı. İmparator Severius’un bilge Suriyeli eşi Julia Domna’nın yazar kadrosuna alınmıştır. Altı yıl çalıştığı kitabı Tyanalı Apollonius’un hayatını da İmparatoriçe’nin isteği üzerine, öğrencisi Damnis’in imparatorluk arşivlerini kullanarak yazmıştır. İmparator da eşi de Güneş Tanrı’sına tapıyordu. Flavius’un kitabından sonra iki kitap daha yazıldı anvak İznik Konsolinde yakıldılar.

Kitapta anlatıldığına göre ve Roma devlet tutanaklarına göre Apollonius, beş Roma imparatoru ile birebir görüşmeler yapmıştır, Vespesian, Tütus, Nerva, Neron, Dominitian. Son ikisi onu mahkum ettirmek istemişlerdir. Diğerleri ise onun sözlerini kehanetler olarak dinlemişlerdir.

Apollunius, Domnitian huzurundaki düzmece mahkemede ölüme mahkum edilmiş, sonra kaybolmuş, Himalaya’lara sonra da Urfa’ya gelerek Araplara Simya, Occult, Astroloji, Ezoterizm bilgilerini aktarmıştır.”

SAYFA 112
“Bu konuda araştırma yapmış olan, Prof.Richard Gottheil'in (Colombia Uni.) yazdığına göre Arapların Balinius dedikleri kişi Tyanalı Apollonius idi.

Prof. Gottheil şöyle yazmıştı: "1889da Londra'da Antik metinleri araştırırken Asuri elyazmaları buldum. Bunlar Apollonius tarafından yazıldıkları belirtilen metinlerdi. Bu elyazmaları Doğu Hindistan Bakanlığı'ndan alınmış ve Londradaki arşivde korunmuştu.”

Prof. Gottheil, bu Asuri elyazmaları İngilizceye çevirerek yayımlamıştı. Bu metinlere göre, Apollonius Arapların arasında Balinius adıyla tanınmış ve saygı görmüştü. Yine bu çevirilere göre Apollonius Ermiş gibi yaşamış, hiçbir zaman kadınlarla ve seksle ilgilenmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Apollonius, Aziz Paul'dan 10-13 yaş büyüktü ama Aziz Paul (eski adıyla Saul) onu mutlaka görmüştü. Çünkü Aziz Paul Tarsusluydu ve tüm öğrenimini bu kentte yapmıştı. Apollonius ise 16 yaşındayken Tarsus'a öğrenim için gönderilmiş ve bu kentte kaldığı beş yılda Tarsusluların sevgi ve saygısını kazanmış örnek bir öğrenci olarak tanınmıştı.

SAYFA 113
“Onun mümkün olduğu kadar çok insana ulaşarak onlara 'Hikmet” (Wisdom) konusunda bilgiler vermek ve onları aydınlatmaktı. Apollonius bu özelliği ile eski ve esrarengiz mistik Yahudi topluluğu Essenelerin tavrını sergiler gibidir. Ünlü ölü Deniz Belgeleri’nden anlaşıldığı kadarıyla bu kişiler de, kadınlardan uzak duran, vejetaryen ve düz harmani giyerek hiçbir karşılık beklemeden çevreleriyle ilgilenen (örn. Hastaları iyileştiren) "Bilge” kişilerdi. Bunlarla ilgili belgeler ilk kez 1947’de ortaya çıktı ve bunların tamamının düzenlenmesi ve okunması ancak günümüzde tamamlanabildi.

Apollonius açık ya da gizli bir "Dinsel” örgütlenme yapmamış olmasına rağmen çevresinde ve gittiği ülkelerde ona bağlanmış birçok öğrencisi ve/veya tilmizi (müridi) vardı. Bunların en bilineni Ninovalı Damis adlı kişiydi. Apollonius, bitmeyen gezi ve yolculuklarından birinde ünlü Ninova kentine gitmiş ve orada Damis adlı bu kişiyle tanışmıştır. Tevrat'a göre "lanetli” kent olan Ninovada yaşayanlar (örn. Babilliler) hiçbir şekilde İsrael'in Tanrısı Jahve'yi "Bir” Tanrı olarak kabul etmemişlerdi. Bu nedenle Tanrı, Ninova'nın taş üstünde taş kalmayacak şekilde yıkılmasını istemişti. Ninova bugünkü Irak’ın kuzeyinde, egemenlik alanı Urfa’dan Bağdat’a uzana kentti.

Apollonius ile Damis’in dostluğu 40 yıl sürmüş olmalıdır. Apollonius ile ilgili anıları Damis yazmış ve imparatorluk arşivine aktarılmıştır. Damis kentte tanınmış bir kültür adamıdır. Onu Araplarla tanıştıran ve eserlerini Grekçe’den Arapçaya çeviren de odur. Damis’in emanetine bırakılmış pek çok belge de vardır.”

SAYFA 115
“Apollonius, muhtemelen Roma İmparatoru Nerva'nın egemenliğinin son yıllarında (İS 96-98) bir daha gözükmemek üzere ortadan kaybolmuştu. İmparator Domitian'ın kendisini yargıladığı duruşma salonundan herkesin gözü önünde birdenbire ortadan kaybolduğu gibi yine sessizce kaybolmuştu.”

SAYFA 124
“İlginçtir ki, Çarmıh'a gerilerek öldürüldüğü söylenen "Tanrı'nın Oğlu” İsa Mesih'le ilgili, ne öldürüldüğüne dair, ne "Babasız” doğduğuna dair, ne de en önemlisi "Öldükten Sonra Dirildiğine” dair "tek bir belge yoktur". Hiçbir Roma ve/ veya Yahudi veya Arami/Syriac kayıtta bunlara rastlamak bugüne değin mümkün olmamıştır.

SAYFA 141
“Flavius’un yazdıklarına göre, Apollonius İÖ 4.yılda Tyana’da doğmuştur. 1.yy’da Kapadokya’nın en ünlü Pagan yerleşim alanlarındandı.”

SAYFA 145
“Apollonius, kuşkusuz l. yüzyılda Greko-Romen dünyadaki en ünlü olan filozof, şifacı ve büyü ustasıydı.

Grekler "Ölüler Kültü” diyebileceğimiz bir inanca da çok bağlıydılar. Ölen bazı kişilerin, yeryüzünde yapmak istedikleri işleri tamamlayamadan ölmeleri halinde, bir süre "Hades"in (Yeraltı Tanrısı) yanında dinlendikten sonra geri döndüklerine ve yarım kalan "misyonlarını” tamamladıklarına inanıyorlardı. Dikkat edilirse bu inanç Pagan geleneğine uygundur, Semitik değildir. Oysa İncilde Semitik İsa'nın ölümünden sona geri dönüşü "misyonu”nu tamamlamak için olacaktır. Diğer bir anlatlmla Tanrı Baba, biricik Oğlu İsa Mesih'i "İkinci” kez yeryüzüne gönderecektir!”

SAYFA 146
“Pisagor da, İsa'dan yüzlerce yıl önce, Antik Mısır Hermetizmi'nden öğrendiği bu bilgiyi yazmış ve durmaksızın tekrarlamıştı. İsa'nın yaşadığı l. yüzyıl da bu tezi yayan ve seslendiren tek filozof Apollonius idi. İsrailoğullarının ve İsa Mesih'in bunu dile getirmesi mümkün değildi. Nedir ki, İncil'de Yahudi İsa, tıpkı Apollonius'un dediği gibi Hades'e (ölüme) gitmiş ve "geri dönmüştür"!

O dönemde "Cin" ilimi ile sadece Paganlar uğraşıyorlardı. Yahudilerde böyle bir uygulama ve inanç yoktu, olamazdı. "Cin Kovma” (Exorcism) Paganlara özgü bir "Şifa" yöntemiydi. l. yüzyılda bu dalda en ünlü kişi Apollonius idi. Şaşırtıcı olan tamamen Paganlara ait olan bu uygulamanın "Tıpkısı” günümüzün Katolik Kilisesi'nde "Resmen” vardır ve rastlantıya bakın ki, yüzyıllardır Kilise'ye bağlı sofu Katolik papazlar, Kilise'nin gizli bölümlerinde "Cin Kovmakla” meşguldürler. Katolik Kilisesi'nde resmen "Cin Kovma/Çıkarma” dairesi vardır.”

SAYFA 147
İncil’in Yeni Ahit bölümünde anlatılanların neredeyse tamamını Apollonius da yapmıştır.
• Doğumunda yeryüzüne Apollo’nun oğlu olarak gönderildiği söylenmiş, Philostratus bunu nakletmiştir.
• Çarpık ve yoz dinsel öğretileri eleştirmiştir. (İsa Yahudiliği, Apollonius Pagan tapınakları eleştirir.)
• Faizci, rüşvetçilerin insanlara zulüm ve acı getirdiğini söyler ve onların kentlerden çıkarılmalarını ister. (İncil’de de tefecilerin para masalarını İsa’nın nasıl devirdiği anlatılır.)
• İnsanlara kötü huylarından vazgeçerlerse yeni bir yaşamı müjdeler.
• Zalimlere karşı çıkmaya çağırır.
• Apollonius Peygamber, Yasa yapıcı gibi konuşur. Sözleri tüm Pagan dünyasında yankılanır ve hayata geçirilir. Vejetaryen olan Apollonius, ilk kez kurban kesiminin yanlış olduğunu dile getirir.”

SAYFA 151
“Örneğin Teslis bir Pagan uygulamasıydı, zorla İznik Konsülünde kararlaştırıldı. İsa Tirinite’yi ne duymuş ne vaaz etmişti.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Abdulkadir.
10 reviews1 follower
September 1, 2020
ilk 100 sayfası resmen akıcı bir ansiklopedi. Roma ya da dinler tarihi ilginizi çekiyorsa okunması gereken kitaptır. Kitabin sonundaki neredeyse 50 sayfalık kaynakça&notlar kısmını da ayrı takdir ederim.
Profile Image for Tolga.
48 reviews15 followers
October 27, 2024
Hristiyanlık tarihini özetleyen bu kitap bu dine ve kurumlarına bakışınızı değiştirecek. Okumanızı tavsiye ederim.
Displaying 1 - 5 of 5 reviews