Kime? En çok hayalleri olanlara. Her yere az sonra kalkacakmış gibi gelenlere. Sonra mülk edinmeyenlere, ait olmayanlara, sahip olmayanlara, ırkı ve kavmi bilmeyenlere. Aklını yitirmişlere, apoletlerinden kurtulanlara, iç'e gömenlere, iç'te büyütenlere, öz'e inananlara. Sonra kabuğunu kıranlara. Bir anahtarı ömür boyu aramış da bulunca kuma gömüp kaçmışlara. Yani en çok ve bir tek... Sana.
19 Eylül 1987'de, ki yılıyla ilgili çeşitli söylentiler var; ailede iç savaşın olduğu yıllarmış doğumu fark edilmemiş, İstanbul'da hayata başladı.
2010'da Lakuna, 2012'de Anekta ve 2014'te Yine de Âmin kitaplarını Dünya'ya postaladı. Afili Filintalar ve Ot Dergi'de yazıyor.
Şiirlerinde ve hikâyelerinde olmayacak işlerin, ütopyanın, ironinin, kalbe varmanın türlü yollarıyla muhatap. Kadıköy'ün sokak çaycılarında kâinata dair büyük bir ipucu bulduğu gün şükredecek.
YANİ BELLEĞİM, YÜKLÜ BİR GEMİ GİBİ BATIYOR "sonra kendime doğru çekiliyorum yolum en çok da yolunu kaybetmişlere açılıyor ben durup buranın yabancısı olduğumu anlatıyorum aslında her yerin de sonra bağırıyorum: dünya kötü bir yer olmaktan vazgeçeli çok oldu ama insanlar alışmış bir kere sonra ben, hiç bilmediğim dillerde dua ediyorum herkes hiç bilmediği dillerde dualar ediyor belki kimsenin inancı yok kurtulmaya ..."
Sinem Sal'ın da yeri bende çok ayrıdır. Yazdığı her şeyi ister istemez okuma isteği uyanıyor içimde. Anekta okuduğum ikinci kitabıydı sanırım. Sık sık fosforlu renkteki o yapışkan kağıtlarla kitabı doldurduğumu biliyorum. Yine de Amin'e kıyasla Anekta'nın daha ayrı bir yeri var bende.