"Çocukları okuldan alacakmış, 'Aldırmam,' dedim. Onun üzerine bizi dövdü. Sonra tüfeğini doldurdu. Evin içinde biz önde o arkada, kovaladı. Yoruldu, 'Hele bi uyuyum, uyanayım seni öldürcem' dedi bana. Tüfeği duvara yaslayıp, uyudu. Daldıktan sonra tüfeği aldım, vurdum. Şimdiye kadar çocuklarım için katlanmıştım ona, 'Çocukları da okuldan alacaksa niye katlanayım' dedim. Vurdum. Sonra da Jandarma'ya yürüdüm, teslim oldum. Hiç pişman değilim, keşke daha önce yapsaymışım." Kadınların kurbanı olduğu cinayetlerin sıradanlığına oranla, kadının kocasını öldürmesi, istisnai ve şaşırtıcı bir "olay" sayılır. Sibel Hürtaş, işte bu "olayların" failleriyle konuşuyor, onları konuşturuyor. Canına tak eden kadınların hikâyeleri…Dayak, cinsel şiddet, manevî baskı, çocuğuna yapılan işkence ve envai çeşit eziyet karşısında dayanma gücü kalmayıp kocasını öldüren kadınların hikâyeleri... Hızla tükenen titrek ümitler, "ağır tahrik" tanımını klişe olmaktan çıkartan zulümler… Çok defa çocuklarıyla beraber, gayya kuyusuna düşen kadınlar… Sibel Hürtaş, "kadınlara özgü 'ölümcül sessizliğin'" arkasındaki o korkunç gürültüye kulak vermemizi sağlıyor. (Tanıtım Bülteninden)
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Gazeteciliğe 1998’de Evrensel gazetesinde başladı. Sonra sırasıyla ANKA Haber Ajansı, Sabah, Taraf ve Habertürk gazetelerinde yüksek yargı muhabirliği yaptı. 2004 Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, 2004 Musa Anter Gazetecilik Ödülü, 2005 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödülü sahibidir. 2013 yılında İletişim Yayınları’ndan Kafesteki Türkiye - Hıristiyanlar Neden Öldürüldü, 2014 yılında Canına Tak Eden Kadınlar - Kocalarını Neden Öldürdüler yayımlandı. Cem Ege’nin annesidir.
Bu kitapta kocalarını ve sevgililerini öldürmüş olup bundan dolayı hapis yatan kadınlarla yapılan görüşmeler yer alıyor. Hepsi çok ağır işkencelere, te-cavüzlere, şiddete maruz kaldıktan sonra işlemişler cinayetleri. Okurken öfkenin içimde yükseldiğini ve sakinleşemediğimi hissettim. Öfkem kadınlara karşı değil; onlara hiçbir insanın yaşamaması gerekenleri tekrar tekrar yaşatanlara.
Bu kitapta yazıya dökülenlerin kaçı mahkemede anlatılabildi? Çoğu eminim yakınlarının da orada bulunması nedeniyle susmuştur. Sözde eşi olan birinin onu fuhaşa zorladığını nasıl çocuklarının huzurunda anlatabilirlerdi? Onları odadan çıkarabilirlerdi diye savunma yapacaklara kadınların muhtemelen bu bilgiye sahip olmadığını, onlara bu tarz bilgilerin muhtemelen iletilmediğini hatırlatmak isterim. Görmediğimiz, duymadığımız şeyler değil.
Diğer bir konu ise kadınların ve anneleriyle beraber orada kalan çocukların hakları ve iyi olma hallerinin gözetilmemesi. “İsteğe bağlı” görünüp zorunlu tutulan çalışma düzeni buna örnek gösterilebilir. Benzer şekilde bu kadınlar doğru düzgün hiçbir psikolojik destek almamaları çok büyük bir sorun.
Bu eminim bu sorunlar benzer şekilde devam ediyordur. Kadınların hayatları o kadar değersiz görülüyor ki hapishane gibi mutlak bir enstitüde bunun farklı olacağını düşünmüyorum. Ben bu cinayetleri kadınların kendilerini koruması olarak görüyorum. Siz ne düşünürsünüz, bilemiyorum.
Oykulestirmenin kitabin etkisini zayiflattigi yazilmis, basinda beni de rahatsiz etmisti. Ama hayat hikayeleri oyle agir ki kadinlarin kendi sozleriyle duysaydim kalbim dayanmazdi gibi geliyor.
Gazeteci-yazar Sibel Hürtaş adliye muhabirliği yaptığı dönemde mahkeme salonlarında gördüğü, cinayet sebebiyle yargılanan ve kendini savunamayacak hale gelip sessizliğe gömülen kadınlardan etkilenerek bu kitabı yazmaya karar verdiğini söylüyor.
Kitapta, yazarın, öğretim üyesi Özlem Albayrak ve psikolog Alp Ardıçla beraber çeşitli cezaevlerinde öldürme suçundan hükümlü olarak bulunan kadınlarla yaptıkları röportajlardan yola çıkılarak yazdığı hikayeler mevcut.
Öncelikle; hikayelerden ziyade teşekkür ve sunuş kısmını daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Bu bölümlerde yer alan ve kadınların anlattıklarıyla desteklenen gözlem ve çözümlemelerin daha dikkate değer ve çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Hikayeleştirme kötü değil; aksine yazarın edebiyat dili oldukça iyi. Fakat, yazar röportaj yerine neden hikayeleştirmeyi tercih ettiğini belirtmişse de böyle bir konu ve eldeki materyal açısından kişisel deneyime yedirilecek bilimsel görüşlerle yazılacak bir metnin daha uygun olacağını kanısını taşıyorum.
Her şeye rağmen kitap içeriği itibariyle size çok şey katıyor. Yazarın sahip olduğu, kadınların hepsinin mahkemeden, polislerden ya da ailelerinden destek görmeleri halinde kaderlerinin değişebileceğine yönelik izlenimi hepimizin üzerine uzun uzun düşünmesi gereken bir husus.
Ayrıca yoksulluk, parçalanmış aileler, eğitimsizlik, çocukluk travmaları, göç gibi konular bakımından kadın cinayetleri ile kesişen pek çok nokta erkek cinayetlerinde de üzerinde durulması gereken konular olarak kitapta yer alıyor.