Behçet Necatigil: Şiirde "hikmet burcu"nun seçkin sakini: Şiirimizin, en köklü gelenek tadıyla en köktenci yenilik çabasını şiirinde buluşturmuş, altın oranı bulmuş şairi...
Necatigil'in Türk şiirinin serüveni içindeki kendine özgü yeri gün geçtikçe daha da belirgin, vazgeçilmez, çekici bir anlam kazanıyor: Hem Doğu'yu hem Batı'yı, hem klasikliği hem çağcıllığı, hem bireyi hem de bireyi kuşatan dünyayı, tarihi sindirmiş, özümsemiş bir yapıt.
Bütün Yapıtları'nın bu cildi, Necatigil'in kitaplaşmış (Kapalı Çarşı, Çevre, Evler, Eski Toprak, Arada, Dar Çağ, Yaz Dönemi, Divançe, İki Başına Yürümek, En/Cam, Zebra, Kareler Aklar, Beyler, Söyleriz) ve kitaplarına girmemiş bütün şiirlerini bir araya getiriyor. Ali Tanyeri ve Hilmi Yavuz'un, her şiir için ince ince düşülmüş notlarıyla.
Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'da doğdu. Kastamonulu Babası Necati Efendi, annesi Bedriye Hanım’dır. Hasta olan annesi, şair henüz iki yaşındayken vefat etti. 1936'da Kabataş Erkek Lisesi'nin edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu.İstanbul Yüksek Öğretmen okulu ve edebiyat bölümünden mezun oldu. Kars'ta, Zonguldak'ta, Kabataş Erkek Lisesi'nde ve İstanbul Eğitim Fakültesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Kabataş Erkek Lisesi'nde Demir Özlü, Hilmi Yavuz gibi yazar ve şairlerin öğretmeni oldu. İlk şiiri, lise öğrencisi olduğu yıllarda Varlık Dergisi'nde çıktı. O tarihten ölümüne kadar hep eserler verdi. Şiirlerinde evler, aile, çevre, aşk, bunalım, hastalık, yalnızlık ve ölüm temalarını işledi. Eski ve yeni kelimeleri ustaca şiirine yerleştirdi. Sağlam ve tutarlı bir şiir dünyası oldu. Şiir kitapları dışında, düz yazılarını topladığı Bile/Yazdı adlı eseri de bulunmaktadır. Almancadan çeviriler yapan Necatigil, radyo oyunları da yazmıştır. Bu alandaki çalışmalarını; Yıldızlara Bakmak (1965), Gece Alevi (1967), Üç Turunçlar (1970), Pencere (1975) kitaplarında topladı. Ailesi ölümünden sonra, Necatigil Şiir Ödülü'nü her yıl verilmek üzere oluşturdu. Ayrıca Kabataş Erkek Lisesi 3 Fen-F sınıfına Behçet Necatigil Dersliği adı verildi. Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'da doğdu. Kastamonulu Babası Necati Efendi, annesi Bedriye Hanım’dır. Hasta olan annesi, şair henüz iki yaşındayken vefat etti. Babasının işleri nedeniyle İstanbul’dan babasının memleketi Kastamonu’ya dönüş yaşandı. Orada hastalandı şair ve yeniden İstanbul’a döndüler. 1931 yılında Kabataş Lisesi’ne orta ikinci sınıftan başladı ve 1936'da okulun edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu 1940 yılında bitirdi. Kars Lisesi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğini, İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde 1972 de emekli olarak sona erdirdi. 13 Aralık 1979 tarihinde ölüm kapısını çalana kadar emeklilik günlerini evinde edebiyatla yoğunlaşarak, çalışarak geçirdi. Ölümle dalga geçmesini de bilmişti şair: "Uzayacağa benzer, Tutuştuğumuz lades. İşi gücü bırakıp Mezarlığa nazır Bir eve taşındım Ölüm, sen beni aldatamazsın, Aklımda!" İlk şiiri 1935 yılında Varlık Dergisi’nde çıktı. Kastamonu’da edebiyat öğretmeni 1930 yılında Necatigil’in okul defterine şu notu düşmüştü: "Yarının iyi bir kalemine sahipsin. Boş durma, oku!" O çocuk ileride "her aşktan geriye kaç şiir kalır, ona bakalım!" diyerek aşkı şiirle sorgulayacak güçte bir şair olacaktır. Yazın dünyasında çok çeşitli eserler verdi. Şiir başta olmak üzere, tiyatro oyunları, radyo tiyatroları yazdı. “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” (1960) ve 220 Türk yazarından 750 roman, hikâye kitabı ve oyunun konu özetlerini veren “Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü” (1979) gibi edebi bilim dünyasına eserler kazandırdı. Çeviri çalışmalarını Almanca dilinden gerçekleştirdi. Birçok ödül aldı; birçok kitabı yayımlandı. Beşiktaş Camgöz Sokağı'ndaki 22 numaralı ahşap evde yaşadı önce ailesiyle. Camgöz Sokağı'nın adı artık "Behçet Necatigil Sokağı"dır. 1964 yılında yine Beşiktaş'ta, Nüzhetiye Caddesi üzerindeki Deniz Apartmanı'nın bir dairesini satın alarak oraya taşındılar. Necatigil, ölümüne dek bu apartmanın 23 numaralı dairesinde yaşadı. Bir yazıda kullanmak üzere ajandama bir not almışım: “Yazar önce odasından çıkar, sonra evinden, sonra şehrinden, sonra ülkesinden; yazarken olgunlaşır, yoğunlaşır, esrir, yetkinleşir. Önce ülkesine döner, sonra şehrine sonra evine, sonra odasına.” Bu söylem sanki Behçet Necatigil’i anlatıyor. Evine, odasına dünyayı, evreni sığdıran bir şairdir o. Öğrencilik ve öğretmenlik yılları yani yaşamı eviyle okul arasında geçti. Çok sınırlı sayıda dostu olan Behçet Necatigil’in odası Hilmi Yavuz’un deyişiyle dünyadan büyüktür. Yalın ve dingin bir yaşamın içinde düşünsel ve dilsel fırtınalar vardır. Necatigil kalabalıklara karışmayan özgün yaşamıyla varoluş felsefesinin biricik yaratıcı insan tanımlamasına çok uygun bir yaşam sürdü. Şiire felsefeyi yedirdi
Gelin biraz dertleşelim... İncil'e not verebilir misiniz? Kömünist Manifesto'ya? Biraz komik olmaz mıydı? Haddinize düşer miydi? Herkesin kendine göre bir cevabı vardır şüphesiz. Ben Behçet Necatigil gibi bir devin şiirlerine not vermeye kendimi layık görmüyorum. Bununla birlikte bu notları insanlara kitap tavsiye etmemi istediklerinde referans gösteriyorum. Dolayısıyla her ikisi de birer başyapıt olan iki kitaptan hangisini daha çok sevdiğimi bakan kişi ayırt edebilmeli.
Sizin anlayacağınız, yukarıda görünen not benim haşa sümme haşa Behçet Necatigil'in şiirlerine verdiğim not değil, şiirlerinden aldığım keyfi ifade eder. Doğrusu ciddi bir kan uyuşmazlığı yaşadık. Behçet Necatigil yazın hayatının çok büyük bölümünde benim için fazla soyut, kimi zaman Dadaist denilebilecek kadar anlamsızlığa yaklaşan şiirler yazmış, şiirde yeni şekil denemeleri ise maalesef bende hiçbir duygu uyandıramamıştır.
Bir şiir defterim olsa, yüzlerce şiirinden (Sevgilerde'yi saymazsak) hiçbirini bütün olarak almazdım ama çok dizesine yer verirdim. ''Tahta perde sevgililer/Yaslanır bakarız özlemle uzaklara...'' sanırım hayatım boyunca en sevdiğim dizeler arasında kendine yer bulacaktır. Yine de birbirimize dokunan noktalarımız o kadar az ki, şiirlerini sevmediğimi söylemekten kendimi alamıyorum.
Yukarıdaki dizelerin geçtiği şiirin tamamını buraya kopyalarsam beni pekçok hususta daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Buyursunlar.
DAĞ
Ette cızırtı keyy Bir kuzgunun indiği bir/ine değdiği Bizi hep o aşağılar-- Bağrında her dakika keyy
Bu sanki ocaktır tav, akşam eza Sürdürür hastalığı iyi etmez Tahta perde sevgililer Yaslanır bakarız özlemle uzaklara. Ağaçlara dönülür sonra kararır bahçe Boşluk-- açıkta her şey Düşünce midir kırılır dal ince Akşam en/cam ve keyy.
Özellikle Atatürk ile ilgili şiirleri çok guzeldi. "Kaç Türk var şu dünyada bir o kadar susuz: Hepsinin gönlünde sen; bir pınar bulmak gibi. Ancak senin havanda sağlıklar, esenlikler; Olmaya devlet cihanda Atatürk'ü duymak gibi."
Nerdeyse bir senedir Necatigil baş ucumda! Kuşkusuz büyük şair ve iyi ki böyle bir şairimiz var. Ancak, çok sevdiğim şiirleri olmakla beraber, genel anlamda tarzıyla bana hitap eden bir şair değil. Diğer taraftan, kesinlikle okunmalı ve değeri bilinmeli.
Bazı şairleri anlayabilmek için çaba göstermek gerekir. Böylece yüzeysellikten kurtulur ve gerçek şiirin ne denli derin bir dünyası olduğunu fark edersiniz.
Kitabı okurken bazı yerlerde sıkıldım. Behçet necatigil dili ağır bir şair bana göre. Pek sürükleyicilik yoktu. İtiraf edeyim beni sıkan ölümden bahsetmesiydi... 💙MUSTAFA KEMAL ATATÜRK💙 hakkında yazdığı şiirler çok güzel... gerçekten de şairin dediği gibi dar zamanlara 💙MUSTAFA KEMAL ATATÜRK💙le karşı koyuyoruz. Biz 💙MUSTAFA KEMAL ATATÜRK💙ÜN sürdüğü tarlalara sevgiyle serpildik.. ekmek olmadan önce buğday olduk... Verdiği mesajlar bakımından okunmaya değer. Şair hiçbir akıma girmemiş. Bağımsız bir şairmiş. Ama şiirleri bana orhan veli'yi anımsattı birazcık. Edebiyat öğretmeniymiş şairimiz. Aynı zaman da da çevirmen. Keşke roman yazsaydı dediğim şairler grubuna girdi... demir özlü'nün öğretmeniymiş. Kızı da yazarmış şairin. (ayşe sarısayın) Şairimiz kanserden vefat etmiş. Son şiirlerinde sürekli hastalıktan bahsediyor. Sanırım şiirleri yazarken hastaydı.