Yaşar Kemal'in kaleminden çıkan bütün bu benzersiz hikâyeler, röportajın da edebi bir tür olduğunu göstermesi bakımından büyük bir önem taşıyor…
Sokak çocukları yanı başımızda ama biz ne biliyoruz onlara dair?
Yaşar Kemal'in yıllar önce, 1975'te, sokak çocuklarıyla yaptığı röportajları gazetedeki sunumuyla bir araya getiren Çocuklar insandır kitabı, kendi gölgesinden bile korkanların ve gözüpeklerin, müthiş bir yoksulluğun, itilmişliğin, ötelenmişliğin ayna gibi parladığı, unutulmamaya mühürlenen hayatları bir araya getiriyordu… Düşlerine sunarak hayata tutunmaya çalışan sokak çocuklarının sorunları bugün de güncelliğini koruyor. Yaşar Kemal'e "Çok iyi bir roman yazsaydım bu kadar sevmezdim" dedirten hazin ve çarpıcı bu kitaptan yapılan bir seçme Neredesin Arkadaşım...
Yaşar Kemal, asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden uzun bir göç süreci sonunda yerleştiği Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer.
Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu; 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar’ı yayımladı. Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950’de Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı. 1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı. 1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu. 1995’te Der Spiegel’deki bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl bu kez Index on Censorhip’teki yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildiyse de cezası ertelendi.
Şaşırtıcı imgelemi, insan ruhunun derinliklerini kavrayışı, anlatımının şiirselliğiyle yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal’in yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurtdışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı. 28 Şubat 2015 tarihinde vefat etti.
Yaşar Kemal was born as Kemal Sadık Gökçeli in 1926 in the Hemite village of Kadirli, Osmaniye, where his family, originally from the village of Ernis (present-day Ünseli) near Lake Van, had settled after a long period of immigration caused by the Russian occupation during World War I. With his amazing imagination, grasp of the inner depths of the human soul, and lyrical narrative, Yaşar Kemal became one of the leading name not only of Turkish literature, but of world literature as well. Translated into more than forty languages, Yaşar Kemal is the recipient of many awards in Turkey and more than twenty international awards including Prix mondial Cino del Duca, Commandeur de la Légion d'Honneur de France, Commandeur des Arts et des Lettres of the French Ministry of Culture, Grand Officier de la Légion d'Honneur de France, Premi Internacional Cataluña, Peace Prize of the German Book Trade, as well as seven honorary doctorates—five in Turkey and two abroad. The last award Kemal received was the Bjørnson Prize given by the Norwegian Academy of Literature and Freedom of Expression (Bjørnson Academy) on November 9, 2. Yaşar Kemal died in İstanbul on February 28, 2015.
Yaşar Kemal beni aldı, 1975'e götürdü. Okuduğum tüm hayatları canlı canlı gözümün önünde yaşattı. En çok da Ali kardaşımı sevdim. Bir de pek çalışkan Muhterem Yoğuntaş'ı.
"...Selim gibi, Selim var ya, benim arkadaşım, surların kovuğunda yaşar Selim. Küçücük bir çocuk Selim, Selim de bu kuşlar gibi korkuyor. Selim öyle çok korkuyor ki, Selim herkesten korkuyor, Selim kuşlardan bile korkuyor. Gece olunca Selim hiç dışarı çıkamaz. Selimi bir görsen. Selim kadar korkan insan gelmemiştir bu dünyaya. Bu kuşlar da Selime benziyor. Bu kuşlar yakalanınca var ya, öyle korkuyorlar ki, kuşların gözleri de Selimin gözlerine benziyor. Selim nereli mi? Selim Haran ovası diye bir çöl varmış, Selim oradan ta buraya kadar yürüyerek gelmiş. Selim yalan da söylüyor. Hep korkudan. Selim her şeyi korkudan yapıyor. Yankesicilik yapıyor. korkudan, hırsızlık, söğüşçülük yapıyor, hep korkudan. Selim korkunca var ya, hep bir şeyler, en olmadık şeyler yapıyor. O korkunca yaptıklarını en büyük bir insan bile yapamaz."
Neredesin arkadaşım? kitabını herkes “Çocuklar insandır” başlığıyla hatırlıyor. 🤹🏻♀️
Daha önce de “Allah’ın Askerleri” adıyla da yayınlanmış. İlhan Selçuk burnunu sokmuş da “Çocuklar İnsandır”başlığıyla yoluna devam etmiş kitap. 🧶
“Allah’ın Askerleri” başlığına daha yakınım.👌🏾Unutulmaya yüz tutuşa, “Ağustos’ta üşüyene, karakışta yanana”; sabredenin gülünün zemheri de bile açacağına” inanmaya çalışana çok daha yakın bir başlık olduğundan. 😌
Bir de sanki bu yeni edisyonun, doğan kardeş serisinde yayınlanması,çocukluk hakkının en azından yayın piyasacılığı olsa da temsili bir yerden “teslim” edildiği göndermesi hazmı zor bir ironi taşıyor, bence. 👀
1970’lerde sokakta yaşayan çocukların, çocuk olarak görülmedikleri, hayret uyandırıcı bir eşik değil elbette, bu bugünden de o günden de çok açık okunur. 🦜
Ancak başka bir büyüklenmeyle Yaşar Kemal’in “çocuklara çocuk gibi davranmadığını” dile getirdiği sunuşlarında “çocukları en az ‘bizim’ kadar ciddi adamlardır” diyerek arşa çıkardığı eşitlenme gayreti ne kıyamet koparır, çocuk alanında çalışan bilumum aktivist ve çalışmacı hatta ebeveyn için.
Zaten açıkçası kimi gazeteci işlerine gerim gerim gerilirken bir de edebiyatçıların da soyunduğu bu zor hayatlar dünyası romansının içinden zor çıkılır. 💆🏻♀️
O yüzden kurgu dışı demek zor bu çalışma için. Ben röportaj demem. Kötü bir röportaj denemesi, vasat bir edebiyat neyse ki, -olumlu anlamda- iyice de bir dil. Giysiye “giyit” demese Kemal usta lütfen demese. 🥵
Öyle de böyle de bu çocuklardan biri de kitaptaki adıyla Muhterem Yoğuntaş, tanışın isterim. Bu sene ben de onunla tanıştıracağım öğrencilerimi. 🤝
Tutunmanın, kök salmanın bilâbedel gayreti hakkında çocukluğu konuşabilmek, üzerine düşünebilmek için. Muhterem Yoğuntaş bir çocuk. Yarattığı masala inanmayan Ali gibi bir çocuk. 🤹🏻♀️
“İnsanların yüzüne bakıyorum, yolda bir iyi insan görsem de Selimi evine taşısam, ondan da korkuyorum, insanlar iyi mi kötü mü yüzlerinden belli olur.” (40)
“Çok varıp gelme de sevdiğin yere… Ya muhabbet kalkar, ya bir hal olur.” (43)
“el değer etek değmez” (72)
“Al Allah delini, zapt eyle kulunu.” (76)
“…insanlar senin bir çalıştığını anlamayagörsünler, ohhhoooooo, seni bir çalıştırırlar insanlar, bir çalıştırırlar kemiklerin un ufak olur çalışmaktan…” (98). Muhterem Yoğuntaş
Ne kadarının kurgu ne kadarının gerçek olduğunun kesin sınırları olmayan, 1975 yılı, Eylül-Ekim aylarında Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmış röportajlar. Soru cevap şeklinde değil, öykü anlatır gibi. Kemal çocukları küçük olarak değil, adam, herif olarak görüyor. Çocukların dayak korkusu, sahipsizliği hem üzüyor hem ne yapılabilir, diye düşündürüyor. Yaşar Kemal insan gökten düşmedi, şartlar onun karakterini oluşturuyor demiş. Bu çocukların içine düştükleri şartların onların karakterinde açtığı yaraları gözler önüne seriyor. O günden bugüne gelişmeler var ama bugün bunlara ek bir de göçmen çocukları sorunu var.
Neredesin Arkadaşım anlamlı bir başlık olmuş bu seçkiye. Gençlerin Yaşar Kemal’le tanışması işin derlenmiş kitapta gençlerin bilemeyeceği kelimelerin anlamları not düşülse daha faydalı olur. Yaşar Kemal’in yazı stili daha çok kalemine geleni kağıda dökmek ve geçmek gibi geliyor. Noktalama ve yazıma yeterince dikkat edilmemiş olması bir yerden sonra insana bildiğini de karıştırtıyor.
Neredesin Arkadaşım, Yaşar Kemal'in seçme röportajlarından oluşan ve belki de tüm kaybedenlere armağan edilen bir kitap.
Çocukların, kimi zaman korkak, kimi zaman korkusuz, kimi zaman arayışlar içinde kaybolan, kimi zamanda bir oyuncak uğruna hayattan kopan çocukların hikayesi, yaşamları..
Röportaj türünde okuduğum ilk kitap belki de. Kitap açıklamasında da yazdığı gibi, gerçekten de bizlere röportajın da bir edebi eser olabileceğini gösteriyor Yaşar Kemal.
Arayıcı Ali, Korkak Selim, Muhterem Yoğuntaş (Yoğuntaş'ı unutmayın sakın) ve niceleri. Her zaman gözümüzde olan, ama belki de hiçbir zaman aklımızda olmayan çocukların, unutulup giden hayatların eseri
Yaşar Kemal'in sokak çocuklarıyla yaptığı röportajların derlemesinden oluşan kitap gerçek hayatta kalma mücadelesi yaşayanları gözler önüne seriyor. Yaşar Kemal'in de bu röportajları yaparken en güzel romanı bitirmiş kadar mutlu olduğunu söylediği bu eseri okurken en güzel romanı okumuş gibi oldum. Selim,Ali,Metin,Muharrem Yoğuntaş'ın yaşadıklarını okurken sanki onların gölgesiymiş gibi takip ediyor hissine kapıldım. Bu akıcılıkta hızda kitap yazabilmek,edebi metin tasarlayabilmek büyük yetenek
yaşar kemal ağabeyin bir röportaj dizisini roman tadında kitaplaştırdığı eseri. oğuz'un, selim'in, ali'nin, metin'in, muhterem'in kısaca memleketimin çocuklarının öyküsü. sömürenler,sömürülenler,ölenler,öldürenler... çocukların gözünden çarpıcı bir türkiye portresi sunuyor yaşar kemal. huzur içinde uyusun.
Sokak çocuklarının,özellikle cengaver olanların, yaşama mücadelesi veremlerin ve bu uğurda dönüşenlerin ( dönüşmek zorunda olanların) hikayesi kesinlikle duru değildi. Bu yüzden kısacık kitap bitmek bilmedi ama sevmekten vazgeçemedim.
This is a selection of stories from Kemal's larger reportage collection on street children in Istanbul in the 1970s. I read this partly to practice my Turkish, but I found the portrayals of various street children (all boys) to be touching, lyrical and sad, sometimes alarming. I don't think any of this work has been translated into English--perhaps it should be.