Ertuğ Uçar'ın 2009 yılında bir süre için Kitap-lık dergisinde Dil Oyunları adıyla yayımladığı eskizlerden yola çıkarak yazdığı öyküler...
''Bir şehir, bir orman, bir coğrafya mıydı içinde olduğu, yoksa bir formül, bir dil, bir kitap mı? Tabii şu ihtimali de görmezden gelemez: Ölüm. Ellerini kavuşturup kanıtları gözden geçirmeye koyuldu. İlk olarak, biraz önce ölümü düşünürken çıkan ani esintiyi anımsadı. Sonra botlarına bulaşan bu safran rengi toz vardı. Ufukta beliren dumanı da kanıtlar arasına katmalı. Bu bir savaş yüzünden olabilirdi. Ve nihayet ceketinin cebinde olduğunu şu anda fark ettiği mektup. Biraz modası geçmiş şekilde başlıyordu. Hal hatır soruyor, bir sorun varsa ona iletebileceğini belirtiyordu. Kimdi bu? Hocası mı? Onu reddeden kadın mı? Yıllardır haber almadığı babası mı? Kim? Olasılıkları düşünmek için bir ağaca yaslandı. Çok yorgundu. Mektup elinden düştü.''
Antalya’da doğdu. İstanbul’da yaşıyor ve mimarlık yapıyor. Yayımlanmış öykü kitapları: Rüya Arızaları (2006), Yalnızlığın 17 Türü (2008), Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer (2010) ve Ormanda Kaybolmak (2014) dışında Bir Çift Ayak (2016) adlı romanı ve Woolf’un İzinde (2017) adlı deneme kitabı var. Ayrıca daha önce Rüya Arızaları ve Yalnızlığın 17 Türü adıyla yayımlanan kitaplarını yeni öyküler de ekleyerek Gece Yolculuğu (2017) adlı kitapta bir araya getirdi.
yenilikçi öykü örneği olarak ele alınabilecek "ormanda kaybolmak" aynı zamanda bir sözlük denemesi. alfabetik bir düzen içinde, eş anlamlar ve eskizlerle bütünlenmiş, günlük hayattaki eşya-insan-kavram üçlemesine candan ve felsefi bir dokunuş. ertuğ uçar eserinde mimarlık mesleğini de başarılı biçimde yansıtmış. bazı kesit-anlamları dönüp dönüp okumak isteyebilirsiniz. eskizlerin bir kısmı ise çerçevelenip duvara asılacak cinsten. uzun metinlerden bunalan ve taze fikirlere aç olan okuyuculara tavsiye ederim.
okuduğum en duru ve en enteresan kitaplardan biriydi. sadeliğin yavanlık, tatsızlık ve sığlık olarak görülmesine hayli alışık olduğumuz yerli edebiyatın içinde böyle bir 'orman'la karşılaşmak beni umutlandırdı. en sevdiğim sözlük maddesini ekleyerek bitirmek istiyorum:
"koruma gözetme himaye etme kanatları altına alma müdafaa etme
kış mevsimi insanları tüm yıl boyu bedenlerini formda tutma, daima neşeli olma, uçarılıklar yapma, ev dışında eğlenerek vakit geçirme, günleri etkinliklerle doldurma zorunluluğundan bir süre korur. kış mevsimi güneşin isittığı taze yapraklardan gelen kokuların ve onları getiren esintinin aşılayıp durduğu umut ve yaşama sevincinden insanı korur; onu evinin boş salonuna, zihninin loş koridorlarına döndürür. insanı yalnız bırakır; içe döndürür ve tazelenmesini sağlar."
Dünyanın en zor işlerinden biri hikayeleri, düşünceleri, kavramları sadeleştirmek, rafine etmek, onları laf kalabalığının kabalığından kurtarmak. Uçar bunu bir mimardan beklenmeyecek bir ustalık, dozunda, eser miktarda şiirsellikle yapıyor. Hayran olmamak elde değil.
Atay’ın yüzlerce ciltlik hayat bilgisi ansiklopedisini bir kenara kaldırabilirsiniz. Müjdeyi verelim; nihayet, gündelik hayatın, eşyanın ve insanın o tuhaf, ele gelmez ve sürekli çoğalan bilgisi dev bir kitapta toplanmak yerine, muhtasar bir sözlükte toplandı. Hem de, hep hayal ettiğiniz gibi, resimli bir sözlük bu.
Ertuğ Uçar, Rüya Arızaları ve Yalnızlığın 17 Türü’nden sonra, Bir Sözlük Hayali altbaşlıklı Ormanda Kaybolmak ile tekrar aramızda. Her biri insanlık durumumuzun bir veçhesine temas eden kavramlar üzerine kurgulamış kitabını Uçar. Sayfaların birinde o kavram hakkında bir öykü, diğer sayfada ise o kavramın çağrıştırdığı, onunla ilişkili diğer kavramlara ait zihin açıcı eskizler var. Eskizlerin bir çeşit görsel sözlük olarak görev yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
“Ana Anne Valide” üçlemesinden şu örnek, kitabın nasıllığına dair önemli bir ipucu verecektir: “Benim annem örgü şişleri, arkası yarın, bisküvi, koltuk örtüsü, tabak çanak sesi ve turunç reçeli karışımı bir imgeyken; val’daanım koyu renk boğazlı ve ince dantelli elbiseler içinde, yavaş konuşan, taşkın hareketler yapmayan ve yaptırtmayan, güzel ama soğuk coğrafya öğretmeniyle Heidi’deki Bayan Rottenmeier arası, vatkalı ve kesinlikle zayıf bir siluetti. Evet, orta sonun ilkbaharıydı. Sonraki hayatımda hiç görmeyeceğim Soner’e tüm teneffüs boyu koşup kıpkırmızı olduktan sonra cesaretimi toplayıp sormuştum: ‘Senin annen yok mu?’”
Çiçek toplayan biri
Kavramlar zihnin, kelimeler dilin malzemesi malum. Edebiyat ise bu ikisini bir araya getiren müthiş bir imkanlar bahçesi. Bu yüzden, kelimelerle ve onların zihindeki asılları olan kavramlarla kurulan ilişkiyle, edebi metni bir çiçek tarhına, bostana, labirent bahçesi veya belediyelerin orta refüjlerine ya da bir ormana döndürmek mümkün. Kelimelerle arası iyi olan bir yazarın arası kavramlarla pek de iyi olmadığında, ortaya çıkan eser genellikle belediyelerin her yıl yeni bir heyecanla başlayıp beceremediği ertesi yıl yine aynı hevesle giriştiği yol güzelleştirme çalışmalarına benziyor. Nedir, zihni altyapısı sağlamsa, hele ki insanlık durumuna temas eden bir gerilimden yola çıkıyorsa, elinizde tuttuğunuz kitabın sizi bir ormana davet ettiğini görebilirsiniz. Uçar’ın birer sayfalık öykülerinde ise, üzerinde incelikle düşünülmüş kavramlar ile o kavramları dramatik yapıya ustaca oturttuğu, seçilmiş, rafine bir dil bekliyor bizi. Bilge Karasu metnin nihai amacının, “soluk verişin doğallığında, akıcı, akan bir metin oluşturmak, çiçek toplayan birinin vücudunun ahengine ulaşmak,” olduğunu söylüyordu. Biz de rahatlıkla, Ertuğ Uçar’ı filozof-yazarımızın namzet halefi olarak tanımlayabiliriz.
Yazımızın bu noktasına ulaştığımıza göre, giderek açılan us kekemesi Türk edebiyatından da söz edebiliriz. Kendi üzerine kapanan, “ben ben... ah yine ben” demekten öteye gidemeyen çağdaş yazının biraz olsun dilinin çözüldüğünü ve hatta teklemeden ilerlediğini görmek her sahih okurun hakkı. Uçar fazlasıyla cömert bu konuda. Okura hakkını en ufak bir tereddüte mahal bırakmadan teslim edebiliyor.
mimarlık mezunu bir yazar: ertuğ uçar. bu kitabı ilk metinlerindenmiş. eşanlamlı veya benzeş olan sözcüler üzerine kısa metinler yazıp o sözcükleri anlatan eksizler çiziyor. eskizler üzerine kısa kısa düşünmek de keyifliydi. birçok kitabı varmış. ben bu denemeyle tanışmış oldum. devam ederim takip etmeye.