Jump to ratings and reviews
Rate this book

Abi-1: Dündar Kılıç ve Kabadayılık Efsanesi

Rate this book

360 pages, Paperback

Published January 1, 2015

8 people want to read

About the author

Doğan Yurdakul

18 books2 followers
Sivas eşrafından Vali Şekip Yurdakul ile Cumhuriyet döneminin öğretmenlerinden Nermin Yurdakul’un oğlu olan Doğan Yurdakul; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Paris Sorbonne, Vincennes ve Cenevre üniversitelerinde lisansüstü öğrenim görmüştür. Yenigün, Ulus, Vatan, Aydınlık, Evrensel, Siyah-Beyaz, Günaydın gazeteleriyle; Kim, Yön ve Devrim dergilerinde çalışmıştır. 32. Gün televizyon programının Ankara temsilciliğini yürütmüştür. Emekli olduktan sonra çevirmen ve yazar olarak kitap çalışmalarına ağırlık vermiştir.

22 Şubat 2012 tarihinde İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, "Odatv" davasının tutuklu sanığı gazeteci Doğan Yurdakul’un tahliyesine karar vermiştir. Doğan Yurdakul 3 Eylül 2017'de Datça'da kalp rahatsızlığı sonucu 71 yaşında öldü.

.:English:.
Doğan Yurdakul is a Turkish journalist and writer. He has contributed to newspapers including Vatan, Aydınlık, Evrensel, Siyah-Beyaz, and Günaydın as well as the television news programme 32. Gün. His books include biographies of Turkish intelligence agent Hiram Abas and of Abdullah Çatlı (Reis), both written with Soner Yalçın.

Yurdakul is charged in the Odatv case of the Ergenekon trials because he was the news co-ordinator of odatv. He was arrested in March 2011 in Turkey and then released on health grounds in February 2012. Both of the trials later were dismissed on grounds of judicial irregularities while confirming the evidence presented had been falsified.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
3 (27%)
4 stars
6 (54%)
3 stars
1 (9%)
2 stars
1 (9%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 of 1 review
Profile Image for Beybulat-Noxcho.
273 reviews10 followers
October 4, 2024
“Argo sözlüğü yazarlarının İtalyanca “ragione”den geldiğinde anlaştıkları racon sözcüğünün anlamı “adet, usul,yol, yordam” ve “yöntem,kural”dır (s.39)

“O en eski kabadayılar kuşağındaki anlaşmazlık genellikle kadın meselelerinden çıkardı. Aradan yarım yüzyıl geçip 1950’li, 60’lı yıllara gelindiğinde, yeni kuşak kabadayılar arasındaki anlaşmazlıkları kadın paylaşma olmaktan çıkıp haraç paylaşmaya dönüştü” (s.40)

“Oğlu Cenk’e gönderdiği mektupta Dündar Kılıç....”Düzen kahpe, biz kabadayıyız. Gangster başka, mafya babası başka, kabadayı başka. Kabadayı sever, sayar, hümanisttir. İnsan sevgisinden başka şey tanımaz diyordu.” (s.44-45)

“Dündar Kılıç : Mafyanın mecliste milletvekilleri olur, bakanları olur, polis müdürleri olur, her kesimi, hatta fahişeleri bile olur. Bu teşkilatlara sahip olan insanlardır mafya. Ama kabadayılar halkın bağrından kopmuştur” (s.45)

“...onların dünyasında pek övünmek yoktur, buna “vitrin yapmak” derler ve ayıplarlar” (s.61)
“Dündar Kılıç, ilk hapishaneye girişinde gördüğü bu vahşet düzenini sübyan koğuşundan başlayarak değiştirmeyi aklına koydu. Daha sonraki yıllarda bunu başarabilmiş olduğunu her fırsatta dile getirecek, onun bulunduğu cezaevlerinde sübyan rahat ettiğini, dayak yemediklerini, angarya yüklenemediğini ve koğuş ağalarının zevki için kullanmadıklarını söyleyecekti. Çocuklara cinsel tacizde bulunan birinin kafasını kırmış olduğunu anlatacaktı” (s.66)

“Bir kaba cesaret vardır, insanın tabiatından kaynaklanır. İnsana delice işler yaptırır. Bir de medeni cesaret vardır, bilgiden kaynaklanır (Burhan Apaydın) (s.85-86)

“Gazetenin birinci sayfasında yer alan diğer haberler şöyleydi: -Oscar’ı kazanan Sophia Loren sevinçten göbek attı.
-Genelev açmak isteyen kaymakam protesto edildi. Batman kazasında son günlerde cinsi sapıklığın artması üzerine Kaymakam Ergun Nalbantoğlu kazada bir genelev açmaya karar vermiştir. Bu durumu protesto eden kaza halkı da İçişleri Bakanlığına 250 telgraf göndermişler ve bir sessiz yürüyüş yapmışlardır.
-Yunanistan’da deprem oldu.
“The Times’a göre Menderes’n hayatı yabancu bir şirkete sigortalıymış” (s.100)

“Amerikan mafyasında bir deyim var “İl capo dei tutti i capi” yani “bütün başların başı” (s.121)
“özür dileyene kılıç kalkmaz” (s.123)

“Kabadayılar ise ona hayranlıklarını her fırsatta dile getirirlerdi. Kürt İdris, “Yılmaz’ın ruhu kabadayıydı. Eğer kabadayılık güzellikse oydu derken, Ankara’nın en ünlü kabadayılarından Yusuf Koç da şöyle diyordu: “Yılmaz Güney sinemacı olmasaydı, dünyanın en büyük kabadayısı olurdu. Kimse önünde duramazdı. Mert, yardımsever, dürüst, sözünün eriydi” (s.132)

“Dündar Kılıç kuşağı kabadayıların cezaevi düzeninde karşı oldukları şeyler, “adaletsiz” diye niteledikleri eski koğuş ağalığı sistemi, bölgecilik yüzünden çıkan çatışmalar, garibanların ezilmesi, sübyancılık ve eşcinsellik, kumar ve esrar, düşmanı olanlar için can güvenliğinin bulunmamasıydı. Cezaevlerinde disiplin cezalarının yanı sıra falaka ve dayak da vardı ve kabadayılar da bundan nasiplerini alıyorlardı. Bir kabadayının gardiyanlar tarafından falakaya yatırılması ise onun “ daha alt sınıf” saydığı öteki mahkumlar gözündeki itibarını ve otoritesini sarsıyordu” (s.167)

“Atilla İlhan : Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul'san
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mırc ve ben
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu
Sana taptık” (s.235-236)

“Ben de devrimcilerden yanayım, bunların hepsi halk çocuğudur, ben de halk çocuğuyum. Bunun üzerine general bunu azarlayınca “Ne azarlıyorsun beni”, dedi” sen beni yakası karanfilli ibnelerden mi zannediyorsun” (s.235)

“Avukatları sözleri dinlemeyip mahkemede kendi başına ileri geriyi konuştuğundan şikayet ederlerdi hep. Onun en büyük esprilerinden biri Madanoğlu’nu taklit etmesiydi. Kendi de anlattı bana, İlhan(Selçuk) abi de anlattı bunlar davutpaşa da iken Cemal madanoğlu çıkıyor mahkemede diyor ki siz beni yargılayamazsınız, beni ancak halk yargılayabilir, sizin böyle bir hakkınız yok. Ertesi gün bunu gazeteler yazıyordu, Madanoğlu böyle dedi diye. Dündar da bunu okuyor ya da duyuyor. Birkaç gün sonra da onun mahkemesi var. Dündar da çıkıyor askeri mahkeme önüne, o da beni siz yargılayamazsınız, beni halk yargılar demiyor mu mahkemede bulunan görevliler de bunu sus bakalım sen kim oluyorsun falan diye susturuyorlar” (s.239)

“Hilton'un kumarhanesi bile elime geçirdim. O hilton'un kumar hanesinden hissemi düşen paranın % 20 bir tarafa koysaydın şimdi en büyük zenginden içindeydim. Ama tarafımızda ki insanlar aç ve sefil iken o paraları kendi kasamıza koyamadık hastanelere, cezaevlerine, yoksulları dağıtık.” (s.279)

“Eskiden deniz yanar deseler inanmazdım, ama deniz de yanarmış evlat” (s.331)
Displaying 1 of 1 review