Jump to ratings and reviews
Rate this book

Kök Tengri'nin Çocukları

Rate this book
Türkler… Esir düştüler, savaştılar, barıştılar… Uzak Asya'dan Akdeniz'e kadar uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayıldılar. Devletler kurdular, devletler yıktılar. Çin'e aman vermediler. Birçok farklı isimle anıldılar, farklı dinlere inandılar. Çok büyük bir medeniyet yarattılar. Başka medeniyetlerin yükselmesine katkıda bulundular. Hepsi de masmavi Gökyüzünün (Gök-Tanrı'nın) altında buluştular.

Türkler kimdir? Nereden gelirler? Hangi dinlere inanırlar? Tarihleri ne zaman başlar? Nasıl teşkilatlandılar? Ve en önemlisi nasıl bu kadar başarılı oldular? Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, bu kitabında yukarıdaki soruların ışığında Orta Asya'dan Avrupa'ya kadar yayılan Türklerin İslamiyet öncesi tarihlerini bütüncül bir şekilde okuyucuya sunuyor. Karmaşık gibi görünen bir tarihi yalın şekilde anlatan, örneği az rastlanır bir çalışma...
(Tanıtım Bülteninden)

368 pages, Paperback

18 people are currently reading
286 people want to read

About the author

Ahmet Taşağıl

28 books67 followers
14-2-1964 tarihinde Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde doğdu. 1975’te İlyasköy İlkokulunu, 1981’de İzmit Mimar Sinan Lisesi’ni bitirdi.

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü’nden 1985 yılında mezun oldu. Aynı yıl Çince öğrenmek ve Orta Asya Tarihi üzerine araştırmalar yapmak üzere Tai-wan’a gitti. Adı geçen ülkede Shih-fan Üniversitesinde Çince kurslarına devam ederken, aynı zamanda Cheng-chih Üniversitesinin Etnoloji Araştırmaları Enstitüsü’nde ve Tarih Bölümünde ders ve seminerleri takip etti. Bunun yanında dökümantasyon merkezinde Çin kaynaklarından Türk tarihine ait belgeler topladı.

1986 yılının sonunda Türkiye’ye dönüp, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans öğrenimine başladı. 1988 yılında “Gök-Türk – Ülkesine Gelen Çinli Elçilerin Raporlarına Göre Gök-Türk – Çin İlişkileri” adlı teziyle master unvanını aldı. Aynı yıl bu enstitüde başladığı doktora çalışmasını 1991’de “Gök-Türkler (542-630)” adlı teziyle tamamlayarak doktor unvanını kazandı.

Bu arada 1987 yılında araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladığı Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalında, 1992’de yardımcı doçentliğe yükseltildi . 1995 yılında Genel Türk Tarihi alanında doçent unvanını kazandı. 2001 yılında profesör oldu.

1997-1998 ve 1999-2000 eğitim-öğretim yıllarında Kazakistan’ın Türkistan şehrindeki Uluslararası Hoca Ahmet Yesevî Türk-Kazak Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Çeşitli seminerler ve konferanslar verdiği gibi panel ve sempozyumlara katıldı. Kazakça başta olmak üzere diğer Türk lehçelerini öğrendi. Bu esnada Özbekistan’ın Semerkand, Buhara ve Hive gibi tarihi şehirlerine, yine Güney Kazakistan’da Sır Derya boyundaki tarihi kalıntıların bulunduğu alanlara geziler yaptı. Saha araştırmalarında bulundu. Aynı üniversitede 2001-2002 öğretim yılında Tarih-Felsefe Fakültesi Dekanlığı görevini yürüttü. 2002 yılının Temmuz Ağustos aylarında Türk İşbirliği Kalkınma İdaresi’nin yürüttüğü Moğolistan Türk Anıtları Projesinde yer aldı.

2004-2005 öğretim yılında Bişkek’te bulunan Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesinin Tarih Bölümünde öğretim üyeliğinde bulundu. Aynı üniversitenin Türk Uygarlığı Merkez Müdür yardımcılığını yürüttü. Sosyal Bilimler Dergisi yayın kurulu başkanlığını yaptı.

2007-2008 Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı. 2008 yılında Rektör Yardımcılığına atanmıştır. 2009 Nisan ayında ise Tarih Bölümü Başkanlığına atanmıştır.

Halen Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanlığı ve Rektör Yardımcılığı görevini sürdürmektedir.

Çince, İngilizce, Rusça ve Fransızca ile Türk lehçelerinden Kazakça ve Kırgızca’yı bilmektedir.

Evli ve iki çocuk babasıdır.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
89 (50%)
4 stars
61 (34%)
3 stars
19 (10%)
2 stars
6 (3%)
1 star
1 (<1%)
Displaying 1 - 18 of 18 reviews
Profile Image for Meltem Sağlam.
Author 1 book167 followers
June 28, 2019
İnanılmaz akıcı, kolay anlaşılır bir dille yazılmış zor bir eser. İslam dinini kabullerine kadar Türk boyları, kurdukları imparatorluklar, inanışları, yaşam şekilleri, devlet yönetim biçimleri, hukuk sistemlerini oluşturan töreleri, ahlaki ve insani yapıları, kısacası her şeyi bulabileceğiniz bir kaynak kitap.

Çok beğendim.
Profile Image for Caterina.
1,215 reviews61 followers
October 17, 2015
Hocanin eserini onemli kilan en onemli etmen donem tarihini yalin bir dille okuruna vermesi kadar ayni konuda verilmis eserlerde diger yazarlarin dustugu hatayı tekrarlamadan, gerektiginde oz elestiri yaparak ve gercekci bir uslupla anlatmis olmasi.

Ozellikle eserin basinda anlattigi, doneme dair kaynak yetersizligi ve Cin kaynaklari gibi etkilesim icinde oldugumuz uluslarin "tarafli" anlaticiligi yuzunden yasanan belirsizlik ve parcalari birlestirme sorunsalini cozerken yasadiklari sureci anlamaya cok yardimci oluyor.

Hic sıkılmadan okunan, Turk tarihini Islamiyetten sonra basladi kafasini yasayanlara mutlaka okutmak gereken bas ucu eserlerinden biri!..
Profile Image for Saturn.
2 reviews
April 14, 2025
İslamiyet öncesi Türk tarihi, epeydir ilgimi cezbediyor. Fakat alandaki çoğu konuda tartışma olması — İskitlerin, Hunların ve Eftalitlerin Türklüğüne dair tartışmalar — , bahsedilen coğrafyaları bilmemem — nehirler, dağlar, ırmaklar… — ve açıklayıcı, basit bir kaynak bulamamak gibi nedenlerle okumayı hep ertelemiştim.

Yakın dönemde Türklerin kökenlerine dair genetik bazı araştırmaları takip etmeye başlamam ve tabii daha sık Wikipedia sayfaları karıştırmamla birlikte, konuyu öğrenmenin artık farz olduğuna kanaat getirdim.

Zamanında not ettiğim kitaplar içinde adı “popüler tarih kitabı” izlenimi verenleri tarayınca, Kök Tengri’nin Çocukları ile, yine Taşağıl Hoca’nın Gökbörü’nün İzinde kitabı gözüme çarptı. İki kitabı da biraz karıştırdıktan sonra, Kök Tengri’nin Çocukları’nın başlamak için daha uygun olacağına karar verdim.

1- Form
Kitap hakkında bir ton eleştiri yapmadan önce kişisel serüvenimden biraz daha bahsedeceğim; çünkü yazacaklarımın bir kısmı bununla ilişkili olacak. Düzenli tarih kitabı okuyan biri değilim. Daha çok online ansiklopediler, makaleler, YouTube’daki içerikler üzerinden bilgi ediniyorum. Bu sağlıklı bir metot mu? Sonuna kadar evet.

Oyunlar, diziler ve tarihi romanlar; tarih öğrenimi konusunda, örgün eğitimden veya hiçbir çekiciliği olmayan soğuk akademik kitaplardan çok çok daha başarılı olabilirler. Yeter ki kaliteli olsunlar. Bir metinden savaşların nerelerde gerçekleştiğini okumakla, haritalandırılmış bir tarih videosu izlemek arasında dağlar kadar fark var. İkincisi, çok daha net anlaşılır ve idrak edilebilir bir bilgi transferi sağlıyor. Yine aynı içeriği bir videodan tüketmekle, EU4 veya Crusader Kings gibi bir oyunda orduyu o topraklardan bizzat yürütmek arasında da dağlar kadar fark var. İkincisi, yine çok daha iyi bir öğrenim yolu bana göre. Tarihi roman ve diziler, rol yapma ve strateji oyunları; geleneksel eğitim modellerine kıyasla çok daha aktif bir öğrenim imkânı sağlıyorlar. Bu da bilginin daha kalıcı bir şekilde aktarılabilmesini mümkün kılıyor.

Örneğin, falanca dizide izlediğiniz veya romanda okuduğunuz karakter tüketim esnasında sizin için kişilik sahibi bir şahıs olduğundan, onunla doğrudan ilişki kurma şansı elde ediyorsunuz ve bu da dolaylı değil, doğrudan bir bilgi edinimi anlamına geliyor. Böyle bir öğrenim süreci bilginin duygu yüklü olmasını ve hafızada kalıcılığını da sağlayabilir. Özellikle masaüstü rol yapma oyunlarının tarih öğrenimindeki potansiyellerinin çok fazla göz ardı edildiğini düşünüyorum.

Dağıtmayayım; özetle, şimdiye dek büyük oranda şu tarz paragraflarla dolu metinleri pek tüketmemiştim:

"Çinli General Chao Po-nu, Lou-lan’ı işgal ettikten sonra Kuca üzerine yürüdü. Bu devlet Han İmparatorluğu‘nun denetimine geçince daha batıdaki Fergana ve Wu-sun’lar da Çin’in askeri etkisini hissetmeye başladı. MÖ 105 yılında Çin’in Wu-sun’larla evlilik ittifakı kurmasında söz konusu Kuca (Ch’ü-shih) yolunun etkisi olmuştur."

Chao Po-nu’yu nasıl telaffuz etmeliyim? Loulan nerede? Kuca nerede? Fergana nerede? Gibi sorular aklınıza geliyorsa, yukarıdaki paragraf sizin için anlamsız bir hâle gelecektir. Benzeri kısımlara çok fazla kez rastlıyorsanız, metin sizin için anlamsız bir hâle gelecektir. Ben bunu bu kitapta bunu çok kez yaşadım. Belirli bir boyun nerede bulunduğundan bahsedildiğinde haritayı açıp baktım veya şehirleri, ırmakları, dağları sürekli kontrol ettim. Bir tarih metni okuduğum için bundan şikâyet etmenin abes olduğunun ya da çoğu tarih kitabının böyle yazıldığının farkındayım; ama adı “Kök Tengri’nin Çocukları” olan bir kitabın, konu hakkında fazla fikir sahibi olmayan insanları da bunaltmadan çekebilmesi gerekiyor. Zira bu ad “Popüler tarih” kitaplarına verilecek cinsten. Bir de Çince isimlerin fazlalıkları ve konunun bazı yerlerde çok ruhsuz şekilde ele alınması yer yer okumayı çok ağırlaştırıyor ve boğucu bir hâle getiriyor.

Kitabın ilk problemi bu bence: Yeterince görselleştirilmemiş bir vaziyette. Benim okuduğum 2015 yılına ait 5. basımda, görseller kitabın sonuna ilave edilmiş. Alınan en yanlış karar. Hâlen böyle mi bilmiyorum.

Hun, Kanglı veya Töles boylarından bahsedildikten sonra şemaların hemen paragrafın altında bulunması gerekiyordu, kitabın sonunda değil. Yine boyların dağılımlarından bahsedilirken, ilk yurtlarının neresi olduğu veya nereden nereye göç ettikleri yazılı şekilde belirtildikten sonra haritalarla da ifade edilmeliydi. Savaşlarda da hemen hemen hiç harita kullanımı mevcut değil. Bu, anlaşılabilirliği gerçekten düşürüyor ne yazık ki.

Elbette ki tüm kitabın anlaşılmaz olduğunu iddia etmiyorum (fakat hatırı sayılır bir kısmı da tarih konusunda sağlam bir birikiminiz yoksa zor anlaşılır) veya kitaptan tamamen görseller üzerine kurulu bir YouTube videosu düzeyinde netlik beklemiyorum. Medyum aynı değil sonuçta; fakat anlatımın görselleştirilerek geliştirilebileceği de hayli ortada. Geleneksel anlatım metotları tercih edilecekse de çağın imkânlarının kullanılması gerek. Daha fazla şema, tablo, harita kullanılmalı ve metnin içine yedirilmeliydi.

Anlatımla alakalı bir başka problem, Çince adlarda Wade–Giles tercih edilmesi. Pek çok kaynakta artık ağırlıklı olarak Pinyin kullanılırken, Ahmet Hoca’nın kitabında Wade–Giles görmek gözü rahatsız ediyor. Kitaptaki bilgileri bir yandan da online ansiklopedilerden okuduğumdan bahsetmiştim. Bu kararın bir sonucu olarak, Pinyin ile yazımını bildiğim bazı adları Wade–Giles ile görmek veya Wade–Giles ile yazılan isimleri Pinyin’de bulmaya uğraşmak… Yani çok yorucu değil ama rahatsız edici. Okurken pek çok kez (bildiğim ve gördüğüm kadarıyla böyle) “Online kaynaklarda ve globalde Pinyin kullanılırken, Türkçe kaynaklarda neden hâlâ Wade–Giles tercih ediliyor?” diye düşündüm. (Farka bir örnek olarak: Zhangsun Sheng / Ch’ang Sun-Sheng — Ahmet Hoca ikincisini tercih ediyor.)

Toparlarsam kitap form açısından iyi değildi bence. Alanı hiç bilmeyen biri için fazla ağır olacaktır. Sakın birkaç günde bitirmek gibi bir hataya düşmeyin, aklınızda hiç bir şey kalmayacağı gibi vaktinizi çöpe atmış olursunuz. Öncelikle kitabı okumadan konu hakkında bolca ansiklopedi, tarih makalesi ve popüler içerikler tüketilmesi daha iyi olur. Sonrasında da okumanın uzun bir zaman aralığına (Ben iki haftada bitirdim ama seviye göre bu vakti bir aya uzatmak makul bir tercih) yayılması ve anlaşılmayan noktalarda yardımcı kaynaklara başvurulması en doğrusu olacaktır. Tarih kitaplarının roman okur gibi okunmayacakları malum, bu yüzden tarih öğrencisi değilseniz sadece bir tarihseverseniz biraz yorucu bir okuma olacaktır.

2- İçerik
Hoca büyük oranda objektif ve işinin hakkını vermiş. “Sarmatlar Türk, Moğollar Türk, Kızılderililer de Türk, Sümerliler de Türk, Afrikalılar da Odin de Türk!! Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz!!!!!11!” gibi gayribilimsel ve zararlı iddialarda bulunmamış. Piyasada böyle “tarihçi” müsveddeleri var, biliyorsunuz. Hoca onlardan biri değil. Fakat… Bazı yerlerde yine bilimsel çerçevenin dışına çıktığını ve alternatif görüşleri göz ardı ettiğini düşünüyorum. Bunlardan bazılarını anlamak için tarihçi olmaya da gerek yok. Bunlara değineceğim.

İlki, Hunların tarihini M.Ö. 2255’lere kadar çekmesi. Çin kayıtlarından bu sonucu çıkardığını belirtiyor fakat hocanın da aynı cümlede itiraf ettiği üzere bu kayıtlar mitolojik/efsanevi. Efsanevi kayıtlar, arkeolojik verilerle desteklenmedikleri sürece hakikat konusunda bir bağlayıcılık taşımazlar. En fazla, gerçekte olmuş bir olayın bozulması veya abartılması olarak (bence mitle tarihçilik yapılmaz ancak bu kadarı da önemsiz) ele alınabilirler.

Tevrat’ı mesela, çok fazla tarihsel done veren bir metin olmasına rağmen, tarihi bir kayıt diye ele alarak dünyanın altı bin yıl evvel yaratıldığını iddia edebilir miyiz? Hayır, çünkü elimizdeki bilimsel veriyle uyuşmuyor. Bir şeyin tarihi kaynaklarda geçmesi onu doğru yapmaz. Bence tarihçinin görevi, kaynakları elinden gelen bütün metotlarla tetkik etmek ve kendine en doğru gelen yorumla beraber sunmaktır.

Varacağım noktayı anladınız: Hunların M.Ö. 2255’e uzanması da bu eksende ele alınması gereken bir konu ve oldukça namümkün bir ihtimal. Hunların potansiyel ataları olan Yassı Gömüt Kültürü (Slab-Grave) dahi en erken M.Ö. 1300’lere tarihlendiriliyorken, aşağıdaki alıntı biraz absürt kaçıyor bence:

"Gök Türkleri Hunların esas mirasçısı gösterirler. O halde tarihte bilinen ilk Türk Devleti’nin tarihi temellerinin MÖ 2255'lerde atıldığını söylemek mümkündür."

Hoca aynı iddiayı yakın dönemde Fatih Altaylı’ya çıktığında tekrar dilegetirmiş. Yani on yıldır bu konu üzerine hiç düşünmemiş. Aradan geçen zaman diliminde Proto-Türk topluluklara dair edindiğimiz onca verinin hocanın fikriyatına hiç bir etkisi olmamış gibi görünüyor. Kitabın içeriğinde çok az yer kaplamasına rağmen değinilmesi gereken bir konuya geçiyorum:

"MÖ 3000 yılları — Altaylarda Oğuz tipinde brakisefal beyaz bir ırkın yaşadığının tespiti."

Taşağıl Hoca, Türk tarihini yukarıdaki olayla başlatıyor. Buradan anladığım, hocanın Proto-Türkleri beyaz bir halk olarak kabul ettiği ve Batı Avrasya tezini savunduğudur. Burada tezi yanlışlayacak ya da ele alacak hâlim yok, sadece popüler düzeyde konuyla ilgileniyorum. Fakat tartışmaların genetik ve arkeolojik veriler üzerinden hangi düzeyde yapıldığına baktığımda, Taşağıl Hoca’nın elle tutulur bir veri sunmadan kitabı böyle başlatması bence akademik olarak doğru bir tavır değil.

Böyle bir kitapta Yassı Gömüt (Slab-grave), Geyik Taş (Deer Stones), Ulaanzuukh gibi kültürlerin iyi kötü genetik + arkeolojik verilerle ele alınması gerekirdi. Sadece bunlar da değil, oluşan bilgi kirliliği sebebiyle Afanasiyevo, Andronovo, Tagar, BMAC ve öteki önemli kültürlerin hepsi hakkındaki temel bilgiler de net ve basit bir düzeyde yazılmalıydı. Hatta “Sümerler Türk müdür?”, “Moğollar Türk müdür?” gibi bilimum saçma sapan sorulara da iyi kötü bir yanıt verilmesi gerekiyor. Türk olmadıklarının açık olduğu ortada olsa dahi yapılmalı; çünkü Türkiye’de pek çok kişi araştırma yapmayı bilmiyor, ne yazık ki.

İçeriksel açıdan önemli bir eksiklik olarak, bozkır devletlerinin özelliklerinin daha kapsamlı şekilde ele alınmamasını; bozkır yaşamının sınıfsal ve ekonomik analizinin yapılmamasını; Eski Türk dini üzerine olan bilgilerin ele alınmamasını ve sayıları yüzleri bulan Eski Türk Yazıtları’nın da değerlendirilmemesini verebilirim. Bence hoca, kitabı yüz sayfa daha uzatıp kültürel yapıyı daha uzun bir şekilde ele alabilirdi. Sencer Divitçioğlu veya Emel Esin gibi araştırmacıların oldukça doyurucu eserleri var; bunlara üstünkörü şekilde göz atmış biri olarak, Taşağıl Hoca’nın pek çok bilgiyi es geçtiğini görebiliyorum. Bence bu, kitabı yavanlaştırmış.

Bunlar haricinde kitap fena değil. Özellikle kültürlerin anlatıldığı kısımlara bayıldım. Zaten bu yüzden, bu kısmın hacminin arttırılması gerektiğini düşünüyorum. Oldukça güzel bilgiler veriliyordu. Kronoloji sıkmaya başladığında bu kısım epey rahatlatıcı oluyordu. Çok fazla şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Fakat kronoloji özelinde akılda kalması ve oturtulması için kitabı bir veya iki kez daha okumayı yahut Taşağıl Hoca’nın veya öteki araştırmacıların diğer kitaplarıyla, haritalandırılmış tarih videolarıyla konu üzerinden tekrar geçmeyi düşünüyorum.

3- Sonuç
Sayısal öğrencisiyseniz ve daha önce bu alanda birkaç metin tüketmediyseniz, yine dağların, nehirlerin, göllerin ve önemli şehirlerin konumlarını bilmiyorsanız, görselleştirilmediği için kolay bir okuma olmayacaktır. Sindirilmesi için uzun bir okuma yapılması veya birkaç kez okunması daha uygun olacaktır. Okunurken mutlaka haritalara göz gezdirilmesi gerekiyor. Başka bir tavsiyem kitaptaki her Türk topluluğunu okumadan önce haritalandırılmış tarih videolarının tüketilmesi. Böylece önden bilgi edinerek daha kolay bir okuma sağlayabilirsiniz. Bahsedilen hanedanların soyağaçlarına ilişkin şemalar internette bulunmakta; biraz tarayarak bunlardan faydalanmak da yine epey rahatlatacaktır.

Okunması elzem değil. Sürekli harita açıp metni anlamaya çalışmak yerine, yeni nesil görsel anlatımlara yönelmenin hem daha rahat, hem daha öğretici olacağı kanaatindeyim. Yine de, bahsi geçen görsel materyallerin de bu kitaplardan hazırlandığı unutulmamalı. Bu açıdan, alanda derinleşmek istiyorsanız okumanız iyi olur sanırım. Ben, Taşağıl Hoca’nın tüm kitaplarını muhakkak okuyup inceleyeceğim. Ama sadece zevk için okuma yapacak birinin böyle bir metne girişmesi gereksiz kaçar diye düşünüyorum.
Profile Image for İlter.
102 reviews
March 8, 2022
Türkler hakkında yazılmış kapsamlı bir kitap.
Profile Image for Uyar.
126 reviews9 followers
January 1, 2019
Ahmet hocanın bu kitabı tam İfadeyle el emeği göz nuru bilgi birikimi bir kitap.. Orta asya ve Avrasyanın türk göçebe kavimlerinin kendi tarihlerini yazmaması yazıya dökmemesi sanırım tarihçilerimizi oldukça zorluyor.. Burada türk olduğu iddia edilen bazı kavimler niye yurtdışında aynı şekilde iddia edilemiyor diye insan merak ediyor..

Anlaşılan Türkler yüzyıllar boyunca sadece ve sadece kendileri ile savaşmışlar. Sanki bütün Türk boyları birbirlerini akraba olarak değil düşman olarak görmüşler. kitapta bölümler ilerledikçe tarihte geri gidip ileri gitmekten insanın başı dönüyor.. Tabii kaynaklar Çin olunca bütün Türk veya Türk olduğu iddia edilen yöneticiler, savaşçılar kitapta çin isimleriyle anılmakta.. keşke zamanın Çinlileri bizanslıları veya daha sonra Arapları gibi türkler de taşlar dışında (küçümsemiyorum) yazılı bir şeyler de bıraksalardı o zaman belki gerçek isimlerini de ve gerçek Düşüncelerini de öğrenirdik..

Anlaşılan Ülkesini bir yere kadar getirmeye başaran hükümdar ölünce veya öldürülünce çocukları hemen ülkeyi paylaşıp birbirleriyle savaşmaya ve kavga etmeye başlıyorlar.. ayrıca hemen hepsi Çinli prenseslerle evlenme derdinde veya kendi kızlarını Çinlilere gönderme derdindedir.. anlaşılan o zamanın İttifaklar yapmak için en değerli politikası bu..

Ayrıca başlığa bakınca din konusu da gündeme gelecek sanıyorsanız yanılıyorsunuz bu konuda hiç bir şey yok sayılır..

“Savaş meydanlarında başarılı olamayan Bizans Çinliler gibi kendi geleneğinde önemli yer tutan soğuk savaş taktiklerini uygulamaya koydu” biraz klişe değil mi?

“Türk geleneğinde nereye gidip hedefe ulaşılırsa ulaşılsın en sonunda ata topraklarına dönmek âdeti vardır”

Hazar Hakanlığı Yasef’in Endülüs Musevi nazırına gönderdiği İbranice cevap bugün genellikle sahte olarak kabul edilmekte diyor

Tarih hocalarına Son yıllardaki antropoloji ve özellikle bu konudaki genetik çalışmalara dikkat etmelerini sağlık versem çok mu ileri gitmiş olurum?
Profile Image for Serdar SARI.
52 reviews1 follower
June 5, 2020
Okuduğum belki de en tatminkar tarih kitaplarından biriydi, gerçekten çok şey öğrendim. Prof. Dr. Ahmet Taşağıl gözümde en yetkin ön-Türk tarihçilerinden biri, hatta bu konuda aklıma gelen ilk isim. Kitap kaynakça olarak büyük oranda Çin kaynaklarını kullanmış bu yüzden yer ve kişi isimleri insana karışık gelebiliyor bu durum başlarda biraz ağır gelebilir ama anlamak için kendinizi zorladığınıza değiyor.
19 reviews
June 16, 2020
Bu kitabı konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip olmadığım için değerlendirmem doğru olmaz. Üç yıldız emeğe saygı adına. Fakat tarih kitaplarına harita koymamak kitabının okunurluluğunu büyük ölçüde aksatıyor.Ayrıca dipnot ve indeks yokluğu kitabın bilimselliğine gölge düşürüyor ... maalesef !!
Profile Image for Atrona Grizel (Sov8840).
571 reviews4 followers
Read
October 1, 2025
In the early years of my adolescence, I too may have been on the side of the very people I now mercilessly criticize, even though there had always been a point inside me that never truly accepted it. For example, on social media applications only a single world confronted me: sports, politics, astrology, anime, and so on. Those who stepped outside such trend topics were so few, and even if they existed, they were so hard to find. So that my mind, then only just beginning to get to know the world, naively consumed them. Although I was never a phone addict—neither using social media excessively nor walking with my head buried in it—a certain amount of these mainstream subjects was still able to give me pleasure. I was never fully convinced by them all, but I let them seduce me enough to shape my fantasies, my body image, and even my sense of self. I derive from my experiences of that period the conclusion of how LGBT people are, in fact, mainly formed in an “artificial” way. Evidence: if they were completely alone in the world, they wouldn’t still be so obsessed with gender transitioning or even outward expression of their sexuality. Thus I had come to dislike my body and even had felt the intense desire to become a woman. Because sexuality was everywhere. Yet all of this was merely the result of being excessively engaged with the world, and of this engagement continuing unconsciously and uncontrollably. Now I see children whose ages haven’t even reached double digits spending from morning till evening with empty popular culture videos, writing to someone with a single click, using emojis as love and thereby dehumanizing the other side by reducing them to a digital profile, and so on. Perhaps this process, which begins at age seven, continues until age seventeen precisely because there is no obstacle in the way, because it is lived in a “free” world, and thus what emerges is an assimilated, hollow, reactive, lustful, and aggressive—whether towards oneself or towards others—adolescent with tons of friends that chain them to the world but no inner life. I was able to liquidate this world because I did not have a group of friends, the very people who pull one back into this hell. I was entirely alone, and thus, by producing my own thoughts on my own, I gradually detached from this hallucination. When, years later, I abandoned this world forever, I no longer felt even the slightest interest in politics, no longer considered famous people as authorities, no longer found anime fans profound, and no longer felt disgust for my biological sex.
Profile Image for Ayça Mutlucan.
Author 6 books9 followers
September 29, 2017
Öteki Gündem programından kazandığım (ve çok istediğim) ilk kitap. Bitirmem biraz zaman aldı ama şükür ki bitti. Ahmet Hoca'nın bu değerli çalışması; İslam Öncesi Türk Tarihinin güzel bir özeti olarak karşımıza çıkıyor.

Başlamadan önce bize Eski Türkler döneminde zaman, mekan ve yaşam kültürünü anlatarak genel bir tanıtım sunmuş. Sonrasında bilinen ilk Türk devleti ile başlamış; Büyük Hun İmparatorluğu. Ardından Göktürkler ve diğerleri ile devam ederek Doğu-Avrupa Türk devletlerine kadar her birini yazmış, çizmiş ve anlatmış.

Genel olarak hep doğu Türklerine odaklandığımdan batı Türkleri hakkında -doğuya nazaran- çok fazla bilgi sahibi değilim ve doğal olarak batı Türkleri(bilhassa Batı Hunlar) benim daha çok ilgimi çekti. Biraz bu konuda açlığım varmış, gördüm. Atilla dönemi başta olmak üzere Batı Hunlarını daha yakından tanımak istiyordum bir süredir. İskiler de buna dahil ama yazar, fazla kaynak olmadığını belirtmiş; üzücü.

Kitabın sonunda -özellikle tarihi roman yazanlar için- faydalı olacak Türk kronolojisi eklenmiş ve devletlerin hangi boylardan oluştuğuna dair tablolar da var.

Oldukça bilgilendirici ve güzel bir çalışma olmuş. Dili ne ağır ne de çok akıcı diyebilirim; ikisinin ortası. İslam Öncesi Türk Tarihini merak edenler için güzel bir giriş olmuş, tavsiye ederim. Siyasi/Savaş kültürü dışında yer yer sosyal ve sanat yönlerine de değinilmiş ama dediğim gibi kitabın geneli her şeyin bir özeti şeklinde. Aslında sanat/kültür çalışmaları fotolar ile desteklense idi güzel bir ayrıntı olurdu kitapta. Bir de Avarların vs. çok güçlü bazı savaş araçlarından vs. bahşetmiş yazar ama onların ne olduğuna değinmemiş, bu beni merakta bıraktı. Belki kaynaklara geçmediği için belirtmemiştir...

Kendisine bu değerli eser için teşekkür ederiz. :)

DİPÇE: Sayfa sayısı böyle bir kitap için gözünüze az gelebilir ama kitap, olağan kitap boyutlarının üstünde; bilginize. Ayrıca benim elimde 9. baskısı var ve kitap şimdiden 10. baskıyı görmüş. :)
Profile Image for A. Sacit.
105 reviews12 followers
December 27, 2020
Tașagıl, ȍzet halinde, ҫogunlugu Ҫince kaynaklara dayanan Tȕrk’lerin Islamiyet ȍncesi Avrasya tarihi ilgili ҫok degerli bilgiler veriyor. Ȍzet olarak diyorum zira 3-4 bin yıllık bir tarihi kȕҫȕk bir kitaba sıgdırmak beklenemez. Asırlar boyu Tȕrkler, Mogollar ve Ҫinliler yanyana yașamıșlar ve pek ҫok savașları ve mȕnasebetleri olmuștur, ve bu gerҫekler bir Dȕnya harikası olan Ҫin Seddi’nin uzun bir zaman sȕreceinde yapılmasına nedendir. Yazar Ҫince bildigi iҫin ve Orta Asya Tȕrkleri ile igili bir ҫok Ҫin kȍkenli kaynak oldugu iҫin bu tȕr kaynaklara odaklanmıș. Tȕrkler ile ilgili Bizanslı (Latince ve Grek), Arapҫa, farsҫa, Ibranice ve Slavik birҫok eski, henȕz gȕn ıșıgına ҫıkmamıș Islamiyet ȍncesi kȍk-kaynak bulunması buyuk olaslıktir (Vatikan, kilise ve mezarlık kayıtları vs.) ve bunların detaylı olarak bu dillerde incelenmesinin Islam ȍncesi Tȕrk tarihine bȕyȕk katkılar saglıyacagı sȕphe gȍtȕrmez. Ȍrnegin, Arthur Koestler Hazar Tȕrkleri ilgili (Yahudi`ligi kabullenmiș olmaları nedeniyle) yukarda belirtilen tȕrden kaynaklari da inceleyerekten detaylı bir araștırma yapmıș ve bunu bir kitap olarak yayınlamıștır (The Thirteenth Tribe, 1976, 244 sayfa). Tașagıl, kitabında Hazar Tȕrkleri ile ilgili yalnızca yedi sayfa tutan bir ȍzet vermektedir. Kanim o ki, bir ҫok klasik dilleri bilen tarih arastirmacilarini hala ҫetin gȍrevler bekliyor. Bu kitapda olmayan ve yanız bu kitapla ilgili olmayıp, genel okuyucuya yȍnelik butun tarih kitaplarını okuyucu iҫin kanımca ilginҫ yapan ve yavan olmasını ȍnleyen, yazarın kendi yargı, duygu,dȕșȕnce ve espirilerini de katarak akıcı bir ȕslupla yazmasıdır (Narrative History).
Profile Image for Can Arat.
188 reviews1 follower
July 20, 2019
Açıkçası bu kadar geniş, 2 kıtada yayilmadik yer bırakmamış, Bir sürü farklı boyla dünya tarihini her zaman etkilemiş Türklerin tarihi bu kadar derli toplu anlatılabilirdi en fazla. Bende müthiş bir kitap. Konuda çok bilgili olmayan genel okuyucunun da rahatlıkla anlayıp, severek olabileceği basitlik ve netlikte. Cok başarılı bir çalışma...
Profile Image for Berkan Kahyaoğlu.
5 reviews
September 27, 2019
Ahmet bey konusunda gayet bilgili olduğunu her platformda izleyenlerine kanıtladığı bir gerçek ve kendisini sosyal platformlardan da takip etmekteyim. Fakat şöyle bir sorun var , benim gibi tarih özürlüsü bir insanın seviyesine inemeyince kitap ders kitabından öteye gidemiyor. Kitabı Ahmet hocama saygımdan bitirdim.
Profile Image for Bir Genelleme.
53 reviews
November 15, 2020
Eski Çince'yi bilen ve Çinlilere Eski Çince dersleri veren Ahmet Taşağıl hocanın Çin Kaynaklarından derleği Orta Asya Türk tarihi. Çok ayrıntı ve ilginç bilgileri de barındırıyor kitap. Hun Türklerinde kadınların futbol oynandığı gibi. İslamiyet Öncesi Türk Tarihinin kilometre taşlarından.
Profile Image for Çaylak D..
52 reviews
August 2, 2024
İslamiyet Öncesi Türk Tarihi okumak isteyenler için güzel bir kaynak. Akıcı, okuyanı sıkmıyor. Alın kitaplıkta dursun. Sadece fazlaca basım hatası var gibi geldi bana. Yayınevi tekrar gözden geçirsin(Bilge Yayınevi)
.
1 review
September 17, 2020
Helal Olsun Atalarimiza, Respect to our ancestors✊🏼
Profile Image for Özgür Özer.
109 reviews6 followers
October 24, 2017
Ahmet Taşağıl'ın İslamiyet öncesi Türk Tarihini anlattığı beş puanlık eseri. Bazı okurlar ilk 40 sayfayı sıkıcı buluyor. Aksine ben bu kısmı tekrar tekrar beğenerek okudum. Derin coğrafi tasvirlerin olduğu bir bölüm: dağlar, geçitler, ırmaklar, vadiler, yollar. Eserin dili çok güzel. Hun İmparatorluğu ve Türk Kağanlığı dönemleri çok toparlayıcı ve bilgilendirici. En heyecanlı bölüm ise Avrupa Türkleri. O kadar hızlı ilerlemişiz ki Avrupa'nın kalbine, Roma'nın üzerine adeta bir karabulut gibi çökmüşüz. Çok güzel ekleri de var: şemalar, kronolojiler, boy listeleri. Belki uzman olmayanlar için birkaç harita iyi olurdu.
1 review
September 23, 2019
Tarih öğrencileri için mükemmel bir kaynak. Yazar Turk tarihi ile ilgili bildigimiz kaliplara bagli kalmamis. Tek eksisi tarih ile ilgili okumalara yeni baslamislara fazla çince telaffuz icerdiginden dolayi agir gelebilir.
Displaying 1 - 18 of 18 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.