Ambulansla Dünya Turu ve Annem Bir Robot Doğurdu kitaplarıyla tanınan, yeni kuşak yazarlar arasında şaşırtıcı dili ve kıvrak anlatımıyla öne çıkan Melida Tüzünoğlu'ndan yepyeni ve açıkçası sert bir roman: Size Müthiş Bir Yemek Hazırladım.
Görkemli bir cam restoranda iş adamları ve iş kadınları; medya ve sanat insanları; tasarımcılar ve modeller 'über' eğitimli şeflerin hazırladığı antre, ana yemek ve tatlıları tadarken birbirlerine sırlarını ifşa ediyorlar. Günümüzün bir kahramanı olan Melodi ise bir türlü eskimeyen yeni zenginlere özgü bu şatafatın ne kadar içinde ise bir o kadar da dışında. Onun gözünde sahte ve gerçek birbirine ayna tutuyor. Bir akşam yemeği düşünün ki, sadece 'bıçak'la yeniyor!
Kat kat makyajın hemen altındaki vahşeti ve şiddeti yazıyor Melida Tüzünoğlu; yazınsal bir cesaretle adeta "kötülüğün memurları"nın üstüne gidiyor. Yeni bir yazardan tam da bugünlerin, deli dolu bir anlatımı: Size Müthiş Bir Yemek Hazırladım. (Tanıtım Bülteninden)
Melida Tüzünoğlu 1984 yılında İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Film Çalışmaları lisansının ardından Budapeşte Central European University’den Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji yüksek lisans derecesini aldı. Görsel kültür ve kolektif hafıza üzerine yazdığı tez çalışması İngilizce olarak yayımlandı. 2008 yılında Hollanda’ya giderek Universiteit Maastricht Avrupa Çalışmaları bölümünde ikinci yüksek lisansını Tanzimat Edebiyatı ve Batılılaşma üzerine yazdığı tezle tamamladı. Öyküleri ve yazıları 2002 yılından bu yana dergilerde yayımlanmakta. İlk romanı Ambulansla Dünya Turu internet sitesi idefixtarafından yapılan oylamayla 2011’in en iyi ilk romanı seçilirken, 2012’de içinde çizimlerinin de yer aldığı öykü kitabı Annem Bir Robot Doğurdu yayımlandı.
Melda Tüzünoğlu'nun dili farklı. "Ambulansla dünya turu"nu okuduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Ancak dilin farklı olması iyi bir roman yazmak için yeterli değil. Konu belli, verilmek istenen mesaj neredeyse gözümüze sokuluyor; ancak sığ karakterler ve nedense kısa kesme çabası bence Tüzünoğlu'nun önünde engel. Ama memelerin ya da levreğin konuştuğu kısımlar (sahneler) güzel. Sahne deme ihtiyacı hissediyorum; çünkü romandan ziyade tiyatro metni gibi. Türk edebiyatında farklı bir ses duymak isteyenler için tadımlık, ne yazık ki doyurmuyor.
ya ben bu kitabı sevmeyi çok istedim. başlarken de o karakterlerin canlılığı, tiplemelerin şehirli hayatının bu kadar içinden hissettirmesi, akıcılığı ile çok şey vaat etti bana. ama ilerledikçe hayaller, konuşan kağıtlar memeler levrekler ve sonunda ne olduğunu hala bile tam anlamıyla çözemeyişim kitaptan beklediklerimi parçaladı. yazarın "parçalar" kitabındaki öyküsünü sevdiğim için kitaplarına doğru açılmıştım ama en azından bu kitapta hevesim kursağımda kaldı
Bir kez daha yerli bir yazar okumanın verdiği hayalkırıklığı. Aranızda seven vardır üzgünüm ama bu tarz roman/kitaplar bana göre değil. Yıllarca yerli yazar okumaktan kaçındım. Tabi çook sevdiğim yazarlar da var. Ama Melida Tüzünoğlu onlardan biri olamadı.
3.5/5 tek kelimeyle: deneysel. kendine özgü bir anlatımı var melida tüzünoğlu'nun. türk edebiyatında çok alışık olmadığımız bir metindi ve bu yüzden de geniş kitlelere seslenmeyen bir roman oldu, gereken değer verilmedi.
kurguya yedirilmiş eleştiriler bütünü bu kitap. insanların personaları, toplum içinde var olma çabaları ve bunlar için her şeyi göze almaları, gittikçe bencilleşen insanların yalnızlıkları,cinsiyet eşitsizliği... bayıldım. zekice kaleme alınmış bir metin bana göre. yazar adeta sizinle oyun oynuyor, elime aldım ve bırakmadım. özellikle cansız nesnelerin, yemeklerin konuştuğu sahneler etkileyiciydi.
neden 3.5 puan verdim peki? eksik kalan bir şeyler vardı kurguda, yer yer kopmalar da mevcuttu. ancak yazarın diğer kitaplarına muhakkak göz atacağım, değişik bir şeyler okumak isterseniz kaçırmayın derim.
Burada yazan puana inanamadım. Gerçekten hakkı verilmemiş bir kitap. Yazarı çok ama çok yetenekli buluyorum. Bir çok klasik akılda kalmazken bu kitabın verdiği alt metin hala hatrımda ve bir çok gün, bir çok ortamda hatırlıyorum. Belki insanların aşina olmadığı bir profili sergiledi, bilemiyorum. Ama benim kendimi aşina hissettiğim ortam ve karakterlere öyle güzel değinmiş ki. Diğer kitaplarını okumayı iple çekiyorum. Henüz vakit olmadı, umarım gene bu yazarla bir yolculuğa çıkarım dedirten bir kitap oldu.
Üstüste çok fazla mı kitap okudum yoksa yanlış tercihler mi yaptım bilemiyorum ama son zamanlarda okuduğum kitaplarda hep bir hayal kırıklığı yaşadım. Size müthiş bir yemek hazırladım da öyle oldu, karmaşık bir olay akışı ve metoforlar, konunun çok yavan olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kitap tat vermiyor.
Dili farklılık olsun diye öyle zorlama, karakterler öylesine karikatür ki insanı mahvediyor. Yazar muhtemelen bu kitapta bahsettiği insanlara benzer kişilerin gerçek hayatta da böyle gülünç ve karton olduğunu düşünerek yazmış ama keşke şahsi olarak bu kadar “iki boyutlu” bulduğu karakterleri yazmaya tenezzül ederek kendisine ve bize işkence etmeseymiş.
Kitabın bana göre en çok öne çıkan yanı üslubu. Öykünün kahramanı Melodi'nin aslında iki farklı kişiymiş gibi anlatılması ve bazı bölümlerde okuyucuya doğrudan seslenmesi, yer yer nesnelerin konuşturulması, anlatımın çizimlerle ve başka bazı notlarla desteklenmesi gibi ayrıntılar, anlatının üslubunu alışılageldik çizginin dışına taşıyor. Ancak bu giriş cümleleri sizi korkutmasın; yazarın yine de öyküyü derli toplu tutabilmeyi başarabildiğini söyleyebilirim. Başlarda parçalar birbirinden ayrı düşüyor gibi gelse de kitabın sonunda hepsi bir araya getirilmiş, akılda kalan soru işaretleri temizlenmiş, boşluklar doldurulmuş oluyor.
Öykü, "plaza insanları" olarak tarif etmeye başladığımız 8 yeni nesil beyaz yakalıdan oluşan arkadaş grubunun, Beyoğlu'nda bir restoranda bir yemek vesilesiyle toplanması üzerine başlıyor. Yazarımız, anlatıcı Melodi kimliğiyle, davetli olduğu bu yemekteki gözlemlerinden hareketle plaza insanlarının hayat tarzlarına yönelik enine boyuna eleştirilerde bulunuyor. Plaza atmosferini kıyısından köşesinden solumuş biri olarak bu trajikomik eleştirileri fazlasıyla gerçekçi bulduğumu söyleyebilirim.
Yazarın üzerinde durduğu bir diğer önemli nokta ise kadına uygulanan şiddet. Sadist-mazoşist psikolojik temele oturttuğu bu tür şiddet eylemlerinin sadist erkeğin eğitim durumundan ya da mesleki konumundan bağımsız olduğunu vurgulaması bana göre oldukça yerinde bir tespit olmuş. Şiddete maruz kalan kadınların yine eğitim durumlarından ve mesleki konumlarından bağımsız olarak, artık bu şiddete dayanamayacak noktaya gelseler bile isyan etmek ve soruna çözüm aramaya başlamak yerine "hepimiz mağduruz, benzer şeylere hepimiz maruz kalıyoruz" gibi cümlelerin arkasına saklanmaları da ne yazık ki bir başka toplumsal gerçeğe işaret ediyor. Kitabın içinde sıklıkla geçen bıçak metaforu da tam buralarda bir yerde anlamını bulmuş oluyor.
Son söz olarak, günlük koşuşturmacalarınızından artırabileceğiniz 1-2 saatiniz varsa, o aralıkta su gibi akan ve gerek üslup gerek içerik açısından cesur bir tavırla yazılmış bu kitabı okumayı ciddi ciddi düşünün derim.
Bu kadar övgü almasını anlayamadığım, bi' fincan kahve ile bir saatte biten roman..
Gerçeküstü anlatım ile bol paralı, makyajlı, ışıltılı hayatlar yaşayan, insanlıklarını unutan, tüm "güç" ve "güzellik"lerine rağmen şiddet gören, direnmeyen ve gittikçe yozlaşan bi' grup insanın hayatından bir kesit sunulmaya çalışılmış..
Kurguyu sevdim mi, pek değil.. Dili sevdim mi, hayır.. Kitap okumadan önceki halime bi' şey kattı mı, hayır..
Romandan ziyade iyi bir reji ve iyi oyuncularla bir tiyatro oyunu olabilirmiş sanki..
"Uyandırıcı" bir etki yaratılmaya çalışılırken "bunaltıcı" bir etki yaratılmış. Aldığı övgüler sanırım ana fikrin gözüne gözüne sokulmasını seven kişiler tarafından yapılmış. Fazlasıyla şehirli, oldukça sıkıcı bir kitap.