What do you think?
Rate this book


111 pages, Paperback
Published November 1, 2024
İşte bu kitabın iddiası, belli bir inancı aksini bildiğini beyan ederek ayakta tutan (sapkın) bilmezden gelme'nin toplumsal ve siyasal hayatın hâkim özelliklerinden biri haline gelmekte olduğu ve kişisel psikolojinin çok ötesine uzandığı düşüncesidir. (s12)
Çağımızın toplumsal bilmezden gelme tarzı arkaik ve müphem bir dürtüye geri dönüş değil, bilginin, aklın sapkın bir biçimidir. (12)
Bastırmada iki boyut ya da düzey söz konusudur, bir tarafta gerçeklik, diğer tarafta gerçekliğimizden "bastırılanın" var olduğu düzey: Bastırılan şey gerçekliğimizin parçası olmaktan çıkar. Bilmezden gelme ise tek boyutludur; bilmezden gelinen şey gerçeklikten kaybolmaz: Halen orada, aynı düzeydedir, gerçekliğimizin parçasıdır (21)
..."kurtuluş yok" çoğu zaman "iklim değişimi diye bir şey yok, zira bunlar hep finansal çıkar meselesi" gibi bir düşünceyle sonuçlanmaktadır. Bu iddianın ne olduğunu ve ne olmadığını görmemiz gerekir: Cehaleti teşvik eden bir geriye dönüş değil, kapitalizmin parçası olan finansal çıkarlar tanınıp kapitalizmin zalim gerçekliğini koruyan bir şekilde kullanılmakta, şüpheler bilime yönelmektedir burada (45)
Bilimsel olguların reddedilmesi, inkâr edilmesi çoğu zaman kapitalizmin asıl travmatik boyutunu bilmezden gelmenin aldığı biçimlerden biridir... Burada inkâr ile bilmezden gelme arasında çok ilginç bir bağlantı ortaya çıkar. İklim değişiminin inkârı, kapitalizmin zalim gerçekliğinin bilmezden gelinmesinin sonucudur.
Bilmezden gelmenin (çifte) sapkın tarzını şöyle konumlandırabiliriz: yukarıdaki soruya, "Elbette bir hamster'ım [fetiş nesnesi] var, nasıl iş gördüğünü de biliyorum, ne var ki?" diye verilen bir yanıt. Ne var ki, bu bilgi ve kullanılma şekli bizi "ne ise o olarak" gerçekliğe yakınlaştırmaktan ziyade gerçeklikten iyice uzaklaştırır... bu konfigürasyonda... bilmezden gelmenin kendisini bilmezden gelmeyi mümkün kılan bir fetiş/nesne olarak iş görmeye başlar. (73)
"büyük Öteki'nin çöküşü"ne değil, adeta kafayı bize takmış bir Öteki biçiminde güçlü bir şekilde ortaya çıkışına da yol açmış durumda. Bizi çok umursadığı için değil, bizden bir şey istediği, bizi kendi amaçları (öncelikle keyif ve iktidar: servetini, kontrolünü, vb. artırmak) için kullanmak ve suistimal etmek istediği için kafayı bize takmış bir Öteki bu. (85) ...Öteki beni kandırmaya çalıştıkça, kafayı bana taktıkça, var olduğum da o ölçüde tescilleniyor. Burada bir bakıma cogito argümanı yinelenip farklı bir yöne götürülüyor. (95)... Kandırılıyorum, o halde varım. (96)
...komplo teorilerinin yükselişe geçmesi ve "normalleşmesi"nin toplumsal nedenleri var: Krizin normalleşmesi, yeni bir yaşam tarzı olarak normalleşmesi... Süpheciliğin bu komplocu biçiminde hâkim olan yaklaşım basitçe bir görecelilik ve her türlü nihai doğruya karşı çıkış değil. Aksine, komplo teorilerini savunanlar Hakikat diye bir şey olduğuna inanıyorlar... Komplo teorilerinde işlerlikte olan paradigmatik düşünce pek çok doğru olduğu (ya da doğru diye bir şey olmadığı, sadece farklı yorumlar olduğu) düşüncesi değil, başka bir Doğru olduğu düşüncesi. (92)
Komplo teorileri "haklı" çıktıkları anda haksız da çıkarlar, çünkü (başarılı) kandırmaca bitmiş, dolayısıyla her şeye gücü yeten Yanıltıcı'nın varlığı da son bulmuş olur. (97)
Burada tek bir hakikat vardır, o da hakikatin başka bir şey olduğudur. (98)