Tuvalet duvarına yazılmış bir yazı, bir insanın, bir ülkenin kaderini değiştirebilir mi? Yazının kaderini değiştiren, yazının kaderi ile kalemini birleştiren güçlü yazar Drago Jančar bunu yapabilir! Kameranın büyüsü ile lanetlenmiş bir insan hakları savunucusunun dünya üzerindeki tüm haklarını ustalıkla silebilir kalemiyle. Ya da şimdiye kadar kimsenin umurunda dahi olmayan bir inşaat işçisini, ulusal bir kahramana çevirebilir. Fotoğraflarını çekebilir kalemiyle umutsuzların, umutların, âşıkların, aşkların, ölümlerin… Drago Jančar, insan ruhunu keskin bir bakış açısıyla görebiliyor, gördüklerini incelikle edebiyat süzgecinden geçirip, okurları kehanetlerle dolu bir gerçekliğin peşine takıp sürükleyebiliyor. Bu kehanetlere hazır mısın sevgili okur, gerçekleri görmeye, ruhunun ifşa edilmesine var mısın?
Drago Jančar je končal Višjo pravno šolo v Mariboru. Med študijem je bil kulturni, glavni in odgovorni urednik študentskega lista Katedra. Po študiju je bil najprej zaposlen kot novinar pri dnevniku Večer, nato je bil svobodni pisatelj, za tem dramaturg pri Viba filmu in nazadnje tajnik in urednik pri založbi Slovenska matica v Ljubljani. Študijsko je večkrat bival v tujini, v ZDA, Veliki Britaniji, Nemčiji. Od leta 2001 je redni član SAZU. Je največkrat prevajani sodobni slovenski pisatelj. Jančar je najprej začel s pisanjem pripovednih del v modernistični pripovedni tehniki in pod vplivom francoskega novega romana. V pripovednih delih obravnava spore posameznika z aktualnim družbenim okoljem (roman Petintrideset stopinj, novele O bledem hudodelcu) in pripoveduje o tragičnem spopadu med individualno človeško eksistenco in kaosom objektivnega sveta (romana Galjot, Severni sij, novele Smrt pri Mariji Snežni). V Jančarjevih pripovednih delih v osemdesetih letih dvajsetega stoletja so opazne postmodernistične prvine, pozneje pa se tem pridruži še tematski premik k intimnim eksistencialno odločilnim problemom (novele Pogled angela, roman Posmehljivo poželenje). Pisatelj je v svojih delih uporabil tudi zgodovinsko tematiko (romana Galjot, Katarina, pav in jezuit). Jančar v svojem dramskem opusu upodablja posameznika, ki v sporu s posplošujočim in neobčutljivim sistemom praviloma propade. Pri tem izbira predvsem zgodovinsko snov in jo alegorično povzdigne (Disident Arnož in njegovi, Veliki briljantni valček, Dedalus, Klementov padec, Halštat). Groteska Zalezujoč Godota je variacija besedila S. Becketta. Pomembna je tudi Jančarjeva esejistika, ki se ukvarja z eksistencialnimi in političnimi vprašanji intelektualcev v sodobnem, posebej socialističnem svetu. Drago Jančar je za svoj književni opus prejel številne nagrade: leta 1982, 1985, 1989, 1995 Grumovo narado, leta 1979 nagrado Prešernovega sklada, leta 1993, 1995 Rožančevo nagrado, leta 1993 Prešernovo nagrado, leta 1999, 2001 nagrado kresnik, leta 1994 evropsko nagrado za kratko prozo in leta 2003 Herderjevo nagrado.
Sloven yazar Jancar’dan okuduğum ilk kitap. Dört uzun öykü içeriyor. Dördü de politik, Tito zamanı Yugoslayya’sı, 1850’lerdeki Avusturya İmparatorluğu, Komunizm sonrası Slovenya’sı ve Arjantin’deki diktatörlük yılları ve Plaza Mayor annelerinin hüzünlü ve düşündürücü öyküleri. Çok iyi bir kalem, diğer kitaplarını da okuyacağım.
Dört kısa öykü, ilk öykü kitaba adını veren Kehanet. Başlangıç için etkileyici bir öykü demiyorum çünkü hepsi biribirinden başarılı. Ellişer sayfalık öykülerde kalemi bu denli iyi kullanıp, düşündürüp, anlatımıyla okuru mest edip, öykü nasıl yazılır diye bize öğreten kitaplardan biri de Kehanet sanırım. Her kısa metni öykü diye değerlendirdiğimiz şu zamanlarda evet, bu kitapta okuduğum kısa metinlere kesinlikle “öykü” diyebilirim. Zaten kitabın arkasında D. Jancar için şöyle bir tanım var “Fotoğraflarını çekebilir kalemiyle umutsuzlukların, umutların, aşıkların…”. Arka kapak bu sefer yerden göğe kadar haklı. Nefis! Bayıldım!
Dört öyküden oluşuyor Kehanet.Dört öykü de çok kuvvetli. Drago Jančar bu öykülerin iskeletini ironiyle, gerçeklikle, espriyle ve üç noktalarla sarıyor. Düşündürüyor hatta rahatınızı bozuyor. Güldüğünüz an ‘buna gülmemem gerek değil mi’ ikileminde kakıyorsunuz. . Kitaba ismini veren öykü Kehanette tek bir duvar yazısının nelere yol açabileceğini görüyoruz. ‘Göle bakan adam’ söyleyeceği çok şeyi olan ama dinlenmeyen ve inatla konuşmaya devam eden bir adamın hikayesi.. . Son öykü ‘iki fotoğraf’ ise beni en çok etkileyen kısımdı.Plaza de Mayo anneleri,Cumartesi annelerini anımsattı bana..Evlatlarının kemiklerine,küllerine bile hasret olan anneleri..
Etkileyici bir soğukkanlılıkla anlatılmış savaş öyküleri okumak istiyorsanız, bu kitap tam da aradığınız şey. Savaşın, özellikle de iç savaşın kurbanlarını ağlatmadan, öfkelendirmeden anlatıyor.
Knowing absolutely nothing about Slovenian literature, I picked this up on holiday in a Ljubljana bookstore and got hooked by the beginning of the first story (The Prophecy). There is a huge variety in the stories, spaning two centuries and several continents. Jančar is very good at finding premises that spark your interest: A soldier close to retirement reading an outrageous insult against the regime on a toilet wall is afraid that people will suspect him (The Prophecy), a man who spoke on a democratic rally becomes adicted to being heard on TV (The Man who Looked into a Tarn), the life of Prince Ferdinanad Max of Austria, Emperor of Mexico, becomes intertwined with those of a stonemason he met at the inauguration of a construction site (The Spector from Rovenska) and so on. Jančar has a language that feels matter of fact, yet very clear and crisp. He doesn't interpret much, but opens spaces for your own reflections. I enjoyed getting carried away by his stories. I've seen that some of his novels have been translated into German, so I'm going to check out some of his longer works.
Very clear, meta voice. There is a lot of awareness of these stories as stories. Clear and distinct descriptions of where the stories are going to end, but not how they get there. I had previously seen the story, The Prophecy, in a collection of European short fiction. It's a great start, but the middle 3 stories, The Specter from Rovenska, Joyce's Pupil, and Two Photographs, are the best. Jancar has an awesome internationalism to his writing that reminds me of Bolano.
"Kehanet" ve "Göle Bakan Adam" isimli öyküleri oldukça beğenmiş olsam da diğer iki öyküye pek ısınamadım. Yine de Jančar'ın kalemiyle tanıştığım için mutluyum.