Müzayedeye katılan Lina ve Aral, kendilerini bir sirk gösterisinin ortasında bulduğunda başrol olduklarını fark etmeleri uzun sürmez. Sirkin perdeleri kapanmamak üzere açıldığında ise oyun başlar ve gerçek ile illüzyon birbirine karışır. Yaşam ile ölüm arasında tercihler yapmak zorunda kalan Lina, damarlarında akan kanı inkâr edemeyecek durumdadır. Ortaçağ’dan bu yana kanında taşıdığı DNA onun için bir lanet, Circus için bir lütuftan ibarettir ve Yüksek Şura’nın bunun peşini bırakmaya niyeti yoktur. Gölgesinde yetişmiş üç cennet çiçeğinden biri ayaklarına dolanarak onu da yeraltına çekmek ister. Lina ya mecburiyet tasmasını takacak ya da sevdiklerini bir bir darağacına uğurlayacaktır…
Damarlarımda akan ağır kan… Üzerimde taşıdığım ruh yalnızca yedi gram. Al benden neyimi istiyorsan. Kendisine olan saygısını da yitirdiğinde ne yapar insan? Kim açar kapısını, kendinden bile kaçsan? Kalmak mı zor gitmek mi? Otuz beş binde verilen bir karar… Hangisi yaşatır, hangisi derinden yaralar? Verilmesi zor cevaplar… Tek tesellisiyse; bazı insanlar böyle yaşar… Bu hayatı mutlaka kazanacağım Aral…
Tanrı'nın bir çocuğuydum saf ve temiz. Ellerim kirli, kalbim temiz. Tanrı beni hangisiyle yargılar bilinmez şüphesiz. Ellerimi kaldırıyorum çaresiz ve artık dua değil isyan ediyorum: ''Tanrı'm ben doğru yolu arayan bir çocuğundum. Neden bıraktın beni kimsesiz?''
Tüm seriyi tamamladıktan sonra tek bir inceleme yazmak istedim. Parçaları bir bütün olarak görmek ve olaylara hâkim bir şekilde değerlendirme yapmak, düşüncelerimi daha net ifade etmemi sağladı.
Seriye ilk başladığımda beni en çok etkileyen şey, kitabın isminin hikâye boyunca sıkça geçmesi ve her seferinde başka bir anlam katmanıyla sunulmasıydı. Özellikle ilk kitapta, ismin tekrar tekrar anılması beni rahatsız etmek yerine hikâyeye daha da bağladı. Serinin tüm kitaplarında bu isim farklı şekillerde yankılandı ve her defasında başka bir tonla anlam kazandı. Kitap isminin değişmemesi ama içeriğine göre değişken anlamlar taşıması oldukça etkileyiciydi.
İlk kitap, hem kurgu hem atmosfer anlamında beni içine çekmeyi başardı. Zengin olay örgüsü, merak unsuru ve Lina’nın güçlü karakter yapısı, kitabı severek okumamı sağladı. Yan karakter sayısı zaman zaman yorucu olsa da, hikâye ilerledikçe her birinin amacı ve yeri daha net oturdu — özellikle 3. ve 4. kitapta. Lina’nın yaşadığı psikolojik gelgitler oldukça gerçekçiydi ve okuyucuya empati kurma imkânı sundu.
Buna karşın, ikinci kitap ne yazık ki benim için büyük bir zaman kaybı hissi yarattı. Olayların ilerlemediği, neredeyse tamamen duygusal çatışmalara ve ilişkisel sorunlara odaklanan bölümler, kurgunun gerisinde kalmış gibiydi. Lina gibi güçlü ve zeki bir karakterin sürekli Aral’a sığınmak zorunda bırakılması, onu gölgede bıraktı. Oysa ilk kitabın sonuna eklenebilecek birkaç detayla bu kitabın tüm içeriği daha vurucu biçimde birleştirilebilirdi. İkinci kitap, seriyi uzatmak amacıyla yazılmış gibi hissettirdi. Ve bu, iyi bir hikâyenin hakkını yeterince verememek anlamına geliyordu.
Üçüncü kitap ise tam tersine, serinin zirve noktasıydı. Olayların ardı ardına çözülmesi, Lina’nın yeniden zekâsını ortaya koyması ve ilişkilerdeki kaosun kısa bir ara ile nefes aldırması bana çok iyi geldi. Özellikle ikinci kitabın ardından romantizme kısa bir mesafe koyulması, hikâyeyi yeniden heyecanlı hâle getirdi. Ekin karakteri bu kitapta daha da derinleşti ve iç dünyasıyla hikâyeye bambaşka bir katman ekledi. Tek eleştirim, smut sahnesinin çok uzun ve sona sıkıştırılmış olmasıydı. Tüm kitap boyunca yükselen tempo, bu sahnelerde aniden duraksadı ve final etkisini yitirdi. Bu sahneler daha ortalara yerleştirilseydi, ritim bozulmazdı.
Dördüncü kitap hızlı bir başlangıçla beni mutlu etti. Kurgu tatmin edici bir şekilde ilerledi. Kara ve Çakırca ailelerinin yavaş yavaş aynı zeminde buluşması, aralarındaki sürtüşmelerin dozunda verilmesi ve Lina’nın babasının sürece dahil olması kitapta duygusal derinliği artırdı. Yeni karakterlerden Wielki ve Jan’a kolayca ısındım; onların hikâyelerinin ilerleyen kitaplarda daha derin işlenmesini umut ediyorum. Ares karakteri ise ilk başta belirsizdi ama sonlara doğru sempati uyandırmaya başladı. Lina’nın yanında, ona gerçekten dürüst davranacak ve onunla benzer acılardan geçmiş insanlar olmasını istiyorum. Sürekli sadece ilişkisine ya da partnerinin çevresine yaslanan biri değil; kendi yolunda güçlenen bir kadın görmek beni daha çok tatmin eder.
Yazarın kurgusal zekâsı, özellikle bilmeceler, kelime oyunları ve metaforik detaylarda fazlasıyla hissediliyor. Bunlar sadece dekor değil; hikâyeye yön veren, okuru içine çeken güçlü detaylar. Kitabı okurken sadece olayları değil, düşünce biçimlerini de çözmeye çalışıyorsunuz.
Her ne kadar zaman zaman eleştirilerim olsa da, tüm bunlar seriyi daha iyi görmek ve daha iyi olmasını istememden kaynaklanıyor. Seriyi gerçekten sevdim. Karakterler, kurgu, atmosfer ve anlatım dili oldukça başarılı. Ancak artık serinin tadında bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Hikâye uzadıkça, bazı bağlar gevşiyor ve bütünlük hissi zayıflıyor. Dördüncü kitabın final olacağını düşünmüştüm; belki de öyle olmalıydı. Çünkü bazı hikâyeler tamamlandığında değil, doğru yerde bırakıldığında gerçek gücüne ulaşır.
This entire review has been hidden because of spoilers.
İnanılmaz gergin ve heyecanlı bir şekilde başladı o gittikleri yerde olanlar ama sonra Kadir Kara geldi ve her şey daha da karıştı. İki ailenin de başında nasıl tanıştıkları çok tatlı bir şekilde anlatılıp üstüne bir de Kadir Kara dan anlatılan bir bölüm okudum inanılır gibi değil bu kitap beni deli gibi şaşırtıyor ve ben buna bayılıyorum. Lina nın Aral ı bıçakladığını öğrendikten sonraki konuşmaları kalbim dayanmıyor güzelliklerine ya özellikle Ekin, Deniz ve Şahin öyle güzel hissettiriyorlar ki cidden sevgiden kalbim ağrıyor gibi hissediyorum. Lina nın Aral a aldığı hediyeler saatin ibresiz olması o kadar ince düşünülmüş güzel detaylarla dolu bir kitap ki hangi birini seveyim şaşırıyorum. Ben bu kitaplardaki her karaktere sarılmak ve teselli etmek istiyorum hani komple kitabı alıp sarılıp uyumak istiyorum öyle bir sevgi var içimde. Kadir Kara ve Lina Kara yüzleşmesi ilk kitaptan beri en merakla beklediğim olaydı ve inanılmazdı o kısımlardaki duygular çok ağırdı çok gerçekti çok da canımı yaktı. “Kalbin kendi aklı var, değer vermeyi bırakamazki öyle ha deyince.” Doğru olması çok ağır bir sözdü gene çok derinden hissettim. Ah Aral her güzel bebeğim dediğinde eriyorum mahvoluyorum bu ne güzel bir sesleniştir ya. Alin hepimiz buradayız ve evde kimse yok dedi ve bittim çok gerildim çok korkunç kısımlardı kesinlikle Lina nın çıkmazı çok acımasızdı gene ama sonrasında Aral gene güzel bebeğim diyor bir şekilde yaralarını sarıp Lina nın kendi içindeki savaşından da kurtarıyor ya inanılmaz birbirilerinin en büyük ve sağlam gücü olduklarını bu kadar iyi hissedebilmek çok güzedil. Ya bu Jan ve Wielki yi de sevmem herhalde diye düşünürken bu kitabın inanılmaz güzel karakter anlatımı sayesinde onları da anladım ve sevdim yani artık inanamıyorum bu kitap beni sevgi komasına sokuyor gibi. Lina karakterinin benim hayatımda nasıl bu kadar derinden bağlantısı oldu bilmiyorum ama şimdi kitabın son sayfalarını okurken gelecekten korkan Lina nın sevdiği şeylere sığınışını okurken aslında ben de bir gece yarısı yarın olacaklardan korktuğum için uyuyamazken çok sevdiğim kitabıma sarılıyorum. Yaşadıklarımız hiç benzemiyor belki Lina ama nasıl oluyorsa ben her seferinde senin hislerinde kendimi buluyorum ve sanki böyle yalnız değilmişim gibi geliyor. Bazı insanlar böyle yaşar iyiki girdin hayatıma iyiki okudum iyiki hissettim ve her parçasını çok sevdim.🤍 Bu son ne bu son hayır olmaz ama böyle bitmesin ya bu korkunç ne oldu şimdi anlıyorum Lina nın gitmesi gerekiyordu ama ne oldu iki senenin sonunda korktuğu insana dönüşüp bir de Atilla yı mı öldürdü canım yazar lütfen beni bu kadar da yaralama yani hemen devam kitabına ve içimi rahatlatacak gerçeklere kavuşmaya ihtiyacım var.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Aylarca rs ye girdikten sonra sonunda biby sayesinde çıktım önceki kitabı okumamın üzerinden biraz zaman geçmiş olsa da hemen biby evrenine girdim Serinin hem duygusal ilişkiler olarak hem de genel kurgu olarak en önemli kitabı olduğunu düşünüyorum Linanın ilk kitaptaki haline nazaran inanılmaz bir karakter gelişimi var bunun bir nedeni de arala duyduğu kaybetme korkusu Hükümdar çakırca ile ilgili öncesinde pek bir ilgim yoktu ama bu kitapta önemli bir yeri vardı gerçekten ve tabikii kadir kara asıl yapıtaşı yaşadıklarına çok üzüldüm özellikle de sahte ölümüne karar verdigi o akşam yaşananlar ağlattı beni Veee jan ve wielki o kadar iyilerdi kii aşırı yükseldim ikisine de onların da iyi bir hayatları olsun isterdim umarım final kitabında özgürlerdir Son olarak Aral Çakırca tarihin en green flag erkegi diyorumm
Bazı İnsanlar Böyle Yaşar 4 bitti, bu kitabın favorim olacağına dair bir his vardı içimde öyle de oldu, serinin en olaylı kitabıydı ve elimden bırakamadım. Birinci kitap ve dördüncü kitap arasındaki Lina'nın o değişimi gerçekten çok güzeldi, büyüdüğünü hissettim. Çoğu şeyi öğrenmiş olduk artık bu kitapta ve finale doğru gittiğimizi hissettirdi. Özellikle son bölüm… mektuba aşırı duygulandım ve hiç beklemiyordum. Çok severek okudum, alıntıları her zamanki gibi çok güzeldi, bu serinin geçirdiği duyguları çok seviyorum❤️🩹❤️🩹
çok güzeldi, olay daha fazlaydı, artık seri biterken aksiyondan aksiyona atladığımız sahneler okumak istiyorum. beşinci kitabı merakla bekliyorum, umarım en kısa zamanda çıkar ve Aral…. asksin
birilerini birilerine bekleyen herkese sormak istiyorum. sen hiç bekledin mi die. gerçekten beklemişlerse onlar için de uzulecegim ama beklememislerse tecrübe etmelerini umuyorum. saf kızgınlıktan. tatmalılar. ha doğru hikaye akışına uymalı tabiki, gerçekçi olmalı kesinlikle ama hadi ama... kalem elinde değil miydi senin?
This entire review has been hidden because of spoilers.