Geçen yaz başlayıp azar azar okuyup, sonra neredeyse unutacakken atağa kalkıp bir solukta bitirdiğim ve herhalde en uzun sürede tamamladığım en ince kitap.
Her şeyden önce büyük bir emek ve yaşanmışlık var arkasında. Talu, Beyoğlu'nun geçmişini hem kendi ailesinin hem de memleket aydınlarının sosyal tarihinden damıtmakla kalmamış, Taksim'den Şişhane'ye uzanan alanı sokak sokak ve neredeyse bina bina edebiyattaki izdüşümleriyle nakış işler gibi yazmış. Her satırda yeni bir şeyler öğrenmekle kalmadım, bölge hakkında zaten yüksek olan ilgim daha da kabardı. Bir kitaptan daha ne bekleyebiliriz ki?
Umur Talu, bu kitabında okuru elinden tutup; çocukluk, gençlik ve olgunluk çağındaki tanıklıkları ile Cadde-i Kebir’de Taksim’den Tünel’e tüm ara sokaklarda dolaştırıyor. Park Otel’de Yahya Kemal, Eftalikos’ta Sait Faik, Karpiç, Rejans… Ahmet Rasim’in kendisini tutuklayıp karakola götüren polisleri oturtup bira ısmarladığı Viyana Birahanesi. Tepebaşı bahçesinde operet. Piyano imalat ve akort üstadı Alexandre Commendinger’in konuğu Franz Liszt’e ev sahipliği yaptığı canım Nur-u Ziya sokak. Binalar kadar duyguların da mirası olmalı. O miras hepimizin. Kitaplarını okuduğumuz, tablolarını gördüğümüz insanların; hala öyle ya da böyle yaşayan, kimi dirilen, kimi teslim olan, kimi artık var olmayan binaların, silinen mekânların ruhunun mirası.