Dünya dönüyor, yıllar geçiyor, hayat bildiği gibi geliyor. Cengiz Bozkurt hayatı kendi üslubuyla karşılıyor. Biraz ciddi, biraz mizahi ama hep sevdiğiniz gibi.
Bu dünyanın yükü hepimize ağır fakat onunki iki kat fazla sanki. Gün oluyor başkası yerine dertleniyor, gün oluyor başkası yerine utanıyor. Haklı eleştirilerini yaparken özeleştirisini vermeyi de ihmal etmiyor.
Hayatın bin penceresi varsa binini de açıp bir de oradan bakıyor Cengiz Bozkurt. Hepsinden şöyle bir hava almasını sağlıyor okurun. Ben Gülüyor muyum dediğine bakmayın, satır aralarında attığı kahkahalara eşlik etmeyi unutmayın.
Bilinenlerin yanında buz dağını andıran bilinmeyenleriyle şaşırtıcı, sarsıcı dolu dolu bir kitap Cengiz Bozkurt'un "Ben Gülüyor muyum?" güncesi, hayat deneyimi. Kendisini izlemek ne kadar zevk verdiyse tüm samimiyeti ile paylaştığı şeyleri okumak da bir o kadar zevk verdi. Benim için yaşanmış ama yaşanmasına izin verilmeyen yıllar, ülkenin "delileri" olarak bugün anladığım şeyleri o günlerde de gördüğüm bire hatırat.
Cengiz Bozkurt'u TV'de ilk gördüğümde cezaevinde askerdim. O da kötü kalpli bir gardiyanı oynuyordu ve o dizi cezaevinde de izleniyordu. Sonrasında hep hayatımızda oldu. İngiltere'de tiyatro yaptığını, 15 yıl orada yaşadığını, oyun çevirileri yaptığını, hem nefret edilebilen hem de çok sempatik bulunan karakterleri ayrı ayrı başarıyla oynadığını biliyordum ama "derin düşünen bir sanatçı" olduğunu doğrusu bilmiyordum. Bu eseri iyi ki okumuşum. Muhtemelen vasata ulaşmayan bir kitap olacak, olsun, daha güzel. Klişe bir söz ama söylemeliyim: Devamını bekliyorum, hem de çok.
Kitabın birçok yerinde Türkiye'ye dönüşünü ve Irishmorelu Yüzbaşıyı gördükçe yadırgamıştım ama bu kalemi de kuvvetli abimizi yakından tanıyamayacaktık. iyi ki dönmüşsün Cengiz abi.