Ah Q kendini herkesten üstün gören, güçlüden korkup zayıfa musallat olan kaba saba, haset dolu, şiddet düşkünü, âciz bir köylüdür…
Cehalet içinde, zarafetten yoksun varoluşu, zarafetten yoksun bir ölümle sonlanır. Modern Çin edebiyatının kurucularından Lu Xun, “sıradan Çinli” Ah Q üzerinden hem klasik Konfüçyüsçü Çin’e hem de 1911 Devrimi’ne hiciv dolu bir bakış atar. 1921’de yayımlanan Ah Q’nun Gerçek Hikâyesi, bugün modern Çin edebiyatının en sevilen klasiklerinden biri kabul edilir.
Bir Delinin Günlüğü (1918) ise etrafındaki herkesin onu yemeyi planladığı sanrısına kapılan bir adamı odağına alır, bu yamyam toplum da çok tanıdık bir toplumdur aslında…
İmzalı yayımladığı ilk öyküsü olan bu eserin 4 Mayıs Hareketi’yle oluşan Yeni Kültür Akımı’na büyük etkisi olmuştur. Konuşma Çincesinin edebi bir amaçla kullanıldığı ilk örnekler arasında yer alan ve yayımlandıklarında her ikisi de büyük ses getiren Ah Q’nun Gerçek Hikâyesi ile Bir Delinin Günlüğü özgün dillerinden çevirileriyle ilk kez Türkçede okurla buluşuyor.
Lu Xun (鲁迅) or Lu Hsün (Wade-Giles), was the pen name of Zhou Shuren (September 25, 1881 – October 19, 1936), a leading figure of modern Chinese literature. Writing in Vernacular Chinese as well as Classical Chinese, Lu Xun was a novelist, editor, translator, literary critic, essayist, and poet. In the 1930s he became the titular head of the League of Left-Wing Writers in Shanghai.
For the Traditional Chinese profile: here. For the Simplified Chinese profile: 鲁迅
Ah Q da “bir deli” de kendilerinin var oluş sebebini sorgulattı. Ah Q hikayesi, zamanının toplum yapısını ve insanların paralı birinden nasıl çekindiklerini anlatması konusunda belki anlaşılabilir. Ama kafayı yamyamlıkla bozmuş delinin hikayesini okumak için kendimi Gogol’un öyküsüyle karşılaştırarak “aynı olaylara farklı toplumlarda nasıl karşılık verildiği ne kadar fark ediyor” diye avutmam gerekti. Bu kadar kısa olmasaydı sonuna kadar gelebileceğimi hiç sanmıyorum.
Ah Q mümkünse mahalleden ırak olsun. Kibirli ve çok zeki olmayan biri. Kitabın 70 sayfası boyunca saçma sapan hayatını okuyoruz. Zamanında çin modern edebiyatı için önemli bir eser olabilir ama ben sıkıldım.
Diğer 16 sayfalık bir hikayede yine aynı yerde geçen bir kişinin günlüğü. Kasabasındaki insanlarının onu yiyeceğini düşünüyor.
Kitabın ilk arka kapağını okurken baya heyacanlanmış ve merak etmiştim. Umduğumu bulamadım diyebiliriz. Gereksiz bir önsözüde var tarihini anlatıyor kitabın. 3/5 ⭐️
Lu Xun’un Ah Q’nun Gerçek Hikâyesi ve Bir Delinin Günlüğü, modern Çin edebiyatının temel taşları olarak kabul edilir. Her iki eser de, 20. yüzyıl başında Çin toplumunun sosyal, kültürel ve politik sorunlarını eleştirel bir bakış açısıyla ele alır ve 4 Mayıs Hareketi’yle ortaya çıkan Yeni Kültür Akımı’nın öncü örnekleri arasında yer alır. Lu Xun, bu eserlerde klasik Konfüçyüsçü değerleri, feodal yapıyı ve 1911 Devrimi’nin başarısızlıklarını hiciv yoluyla sorgular. Konuşma Çincesinin (baihua) edebi bir araç olarak kullanıldığı ilk örneklerden olan bu eserler, dilde sadeleşme hareketini teşvik etmiş ve modern Çin edebiyatının gelişiminde çığır açmıştır.
Ah Q’nun Gerçek Hikâyesi, sıradan bir köylü olan Ah Q’nun trajikomik hikâyesini anlatır. Ah Q, kendini herkesten üstün gören, ancak güçlü karşısında korkak, zayıf karşısında kaba ve şiddet eğilimli bir karakterdir. Kendi yenilgilerini “manevi zafer” olarak görme eğilimi, onun cehaletini ve çaresizliğini yansıtır. Lu Xun, Ah Q üzerinden Çin toplumundaki bireysel ve kolektif zaafları, özellikle Konfüçyüsçü ahlak anlayışının ikiyüzlülüğünü ve 1911 Devrimi’nin yüzeysel değişimlerini eleştirir. Eser, bireyin toplumsal yapı içindeki acizliğini ve reformların başarısızlığını keskin bir şekilde gözler önüne serer.
Bir Delinin Günlüğü, paranoyak bir anlatıcının günlüğünden oluşan, Gogol’un aynı adlı eserinden esinlenen bir öyküdür. Anlatıcı, çevresindeki herkesin kendisini yemeyi planladığından şüphelenir ve bu sanrı, Çin toplumundaki yamyamlık metaforuyla feodal düzenin insanı tüketen yapısını sembolize eder. Anlatıcının deliliği, toplumun ahlaki ve kültürel çöküşünü fark eden bir uyanış olarak yorumlanabilir. Eser, bireyin toplum karşısında yalnızlığını ve çaresizliğini vurgularken, aynı zamanda değişim çağrısı yapar.
Lu Xun’un bu iki eseri, modern Çin edebiyatının başlangıcı olarak görülen 4 Mayıs Hareketi’nin ruhunu yansıtır. Bu hareket, Çin’in geleneksel Konfüçyüsçü yapısını ve feodal düzenini sorgularken, Batı’dan alınan bilim, demokrasi ve edebiyat fikirlerini benimseyerek ulusal bilinci yeniden inşa etmeyi amaçlamıştır. Lu Xun, eserlerinde halk dilini kullanarak edebiyatı elit bir alandan halka indirmiş, klasik Çince’nin ağır ve erişilmez diline karşı sade bir anlatımı tercih etmiştir. Bu, edebiyatın geniş kitlelere ulaşmasını sağlamış ve dilde sadeleşme hareketinin önünü açmıştır. Ayrıca, her iki eser de toplumsal eleştiri ve hiciv yoluyla Çin toplumunun geri kalmışlığını, cehaletini ve ahlaki çöküşünü cesurca ifşa eder. Lu Xun’un eserleri, Mao Zedong tarafından da övülmüş ve Çin’deki devrimci düşünceye ilham vermiştir. Bir Delinin Günlüğü, modern Çin öykücülüğünün ilk örneği olarak kabul edilirken, Ah Q’nun Gerçek Hikâyesi, Çin toplumunun “ulusal karakter” zaaflarını eleştiren evrensel bir klasik haline gelmiştir.
“Devrim dedikleri şey, meğerse sadece eski efendilerin yerini yenilerinin almasıymış.” Sayfa: 67 “Baktım, herkesin gözlerinde bir kurt parıltısı var. Hepsi beni yemek istiyor!” Sayfa: 12 “Belki de çocuklarda hâlâ umut vardır. Onları kurtarın!” Sayfa: 19
Lu Xun • Ah Q’nun gerçek hikayesi 1/5 • Bir delinin günlüğü 4/5 Qiymətləndirməmi tamamilə ikinci hekayə üzərindən edirəm.
İlk hekayə; Ah Q’nun gerçek hikayesi Açıqca ilk hekayə kitabın dominant hissəsi olsa da bəyənmədim. Sonunu çox rahatlıqla təxmin etmək olurdu. Düşündüyüm kimi də nəticələndi. Obrqzdan çox zəhləm getdi ki bu da yazıçının çoz yaxşı iş çıxardığını göstərirdi. Rütbələrə həddən artıq çox yer verilmişdi.Həralda o dövr çinliləri üçün bubu oxumaq daha maraqlı olardı.
İkinci hekayə; Bir delinin günlüğü Kitabı alarkən ilk diqqətimi çəkən mövzuların adları oldu. Sonra isə açıqlaması. Çox möhtəşəm idi. Daha çox oxumaq istəyərdim. Qısa olduğundan tez bitdi.
Yazıçı hamının özünü yemək istədiyini düşünən obrazın gündəliyinin dili ilə yazır. Digər insanlar isə onun dəli olduğuny düşünürlər. Başlanğıcda onun sağaldığını vurğulanır. Mövzu olaraq sətiraltı yamyamların həyatsız insanlar olduğu ancaq başqalarının həyatı ilə qidalandıqları və bunun bir “dəlinin” dili və paranoyası gözündən anlatılır. Amma həmçinin kitabın bəyəndiyim tərəfi olaraq yamyamlığı iki budağa ayırmağı idi. Burada real yamyamlıqdan da olduqca bəhs edilirdi. Aclıq dövründə satılan uşaqlar, tarixi məsələlər, cəzalar və hətta dərman, mistik inanclar kimi mövzulara da toxunulmuşdu.
Bir yandan insanları yemek istiyorlar, öte yandan başkaları tarafından yenmekten de korkuyorlar, bu yüzden birbirlerine son derece şüpheli ve korku dolu gözlerle bakıyorlar. ...Oysaki bu düşüncelerden bir kurtulsalar, akıllarını toplamak, çalışmak, yürümek, yemek yemek, uyumak, yani yaşamak nasıl rahat olur! Üstelik bu sadece bir başlangıç, bir dönüş noktası. Ama onlar yani babalar ve oğullar, ağabey kardeşler, kocalar ve karılar, arkadaşlar, öğretmenler ve öğrenciler, birbirine düşman ve yabancı insanlardı, hepsi bir araya toplanmış, birbirlerini teşvik ediyor, birbirlerini kontrol altında tutuyor ve bu adımı atmayı ölümüne reddediyorlardı.
Belki de hala insan eti yememiş çocuklar vardır, değil mi? Çocukları kurtaralım…
Oradaki anlatılanlara göre yazar, "Uykudaki Çin toplumunu uyandırmak için kaleme aldığı yazılarında avazı çıktığı kadar bağırmayı tercih ediyor. Kurgu ile kendi hayatından izleri ustaca harmanlayarak aktarıyor."
Kitaptaki karakteri hiç sevmedim, bu yüzden hayatını da pek merak etmedim ama okudum yine de. Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli'ndeki Zebercet karakterini anımsattı bana.