Jump to ratings and reviews
Rate this book

Kavimkırım İkliminde Aleviler

Rate this book
Elinizdeki kitap, başlığı her ne kadar Alevileri anlamaya dönük bir vurgu taşısa da Alevileri anlamaktan çok, devletin ve ondan daha geniş olarak bir iktidar şebekesinin Alevi ayinselliğine yönelik ağır saldırılarını -Alevilik açılımından Tuzluçayır’a, Dersim’in seyitlerinden devlet kirliliğiyle malûl dedeliğe- devlet, ayin ve siyasallık çerçevesinde tartışmaya yöneliktir. Ayhan Yalçınkaya tam bu anda bir kez daha soruyor: Bedreddin’i mi seçeceğiz, devleti mi? Bedreddin bugün Gezi ve Gezi’nin dolanıp durduğu bütün toplumsal yüzeydir; Tuzluçayır’dır, Okmeydanı’dır, Antakya’dır… “Bu yüzey bizi özgürlüğe ve eşitliğe çağırıyor; devlet ise baskıya, şiddete, ölümsüz bir eşitsizliğe ve ölüme” diyecektir çoğu; “öyleyse bu soru ne saçma, ne haince bir sorudur!” Üstelik giderek solgunlaşan bir hayalete dönüştürülen Gezi’nin tüm yüzeylerinde giderek belirginleşen bir hayalet olarak Alevilik, Alevi çocuklarda ölüp dururken!
Oysa Yalçınkaya’nın yanıtı biraz farklı: Bir kez daha devleti seçmek belki tarihte hiç olmadığı kadar, ilk kez bize devlet ve siyasetin kökleriyle son bir yüzleşme, sert bir hesaplaşma zemini sunuyor; siyasetin hakikat iddiasının siyasalın gerçekliğiyle yerle yeksan edilme fırsatını da. Türkiye’deki Alevi toplulukların hepimiz için yaşamsal önem taşıyan varlıklarının anlamı tam buradadır: Tarihçilerin ve sosyologların, geçmişin ve şimdinin gayri-siyasal salıncağında salladıkları o bünyeyi bütün siyasal yüküyle görmemizi mümkün kılan ve tam da bu yüzden devletin siyaseti nasıl gayri-siyasallaştırdığını da aşikâr eden son örneklerden biridir Aleviliğin siyasal bünyesi; can çekişen varlığıyla da olsa.

471 pages, Paperback

First published January 1, 2014

9 people want to read

About the author

Ayhan Yalçınkaya

16 books2 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
1 (50%)
4 stars
1 (50%)
3 stars
0 (0%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 of 1 review
Profile Image for Utopian.
39 reviews38 followers
August 14, 2014
İçeriğe girmeden önce ilk olarak yazarın üslubuyla ve yöntemle ilgili naçizane bir not: Son dönemde gördüğüm en sağlam kurgulanmış Sokratik yöntemi kullanmış ki konunun çevresinde yer alan onca bilgi kirliliğini ve üstünkörü yaratılan ön kabulleri aydınlatmak adına oldukça faydalı olmuş. Ayrıca edebi referansları bu kadar yerinde kullanarak akademik bir metine yedirmek de oldukça zor bir iş ve bu alanda da hayranlık uyandıracak bir başarı söz konusu.

Başlıktan başlayalım işe: Kavimkırım İkliminde Aleviler. Oldukça provokatif bir başlık. Çünkü terim, Türkiye siyasetinde pek de hoş karşılanmayan başka bir terimi, yani soykırımı çağrıştırıyor. Ancak bu terim yalnızca dikkat çekmek adına kullanılmamış elbette. Aksine Aleviler ve Alevilik üzerindeki devlet politikalarının mahiyetine ilişkin kavram ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak Clastres'dan devşirilerek seferber edilmiş. Bu bağlamda bakıldığında artık sıkça dillendirilen asimilasyon ve Sünnileştirme kavramlarının yıprandığı ve devlet politikalarının mahiyetini anlatmada yanlış olmasa bile eksik kaldığı gün geçtikçe görülüyor. Zira Aleviler artık yalnızca Sünnileştirilerek asimile edilmek istenmiyor. Aynı zamanda tüm dünyaya egemen olan kimlik siyaseti ekseninde tanımlanmaya, nizama sokulmaya ve makbul bir tanım etrafında birleştirilerek devlet tarafından tanınmaya çalışılıyor. İşte kavimkırım, Yalçınkaya tarafından tam da bunu karşılamak için ortaya sürülmüş. Dolayısıyla, "Devlet Alevileri asimile etmek istiyor." dendiğinde iktidarın "aydınları" şişine şişine Alevi çalıştaylarını ya da "Muharrem iftarlarını ( O her ne demekse? Alevi olup da Matem ayında şarkılı- türkülü iftar yapmayı gören beri gelsin!) örnek gösterirken, bu yeni anlamlandırma biçimi konusunda ne buyuracaklar merak içindeyim.

Tartışma boyunca en ağır darbeyi ise bir dini salt teolojik özellikleri ile yorumlayıp o dinin mensupları arasında uygulanarak somutlaşan soyal ve siyasal hayatın parçası haline gelen boyutunu inatla göz ardı etmeyi sürdüren yaklaşımlara vuruyor Yalçınkaya. Bugünlerde sık kullanılan tabirle: Evet! Dinsel olan politiktir. Özellikle de bir arada varlığını sürdüren iki dinsel pratikte taraflardan biri (Sünnilik) açıkça devlet eliyle biçimlendirilmiş ve biçimlendirilmeye de devam ederken. Neoliberal politikalar eliyle siyaset sahnesinden kovulmuş olan bir aktörü, perde arkasındaki devleti saklandığı yerden çekip çıkarıveriyor yazar.

Sağdan veya soldan, "içeriden" veya "dışarıdan" gelen her türlü indirgemeci tavrı da sorgulama süzgecindenden geçirmeden bırakmıyor üstelik. Aleviliği belli yönlerinden tutarak İslamın içine veya dışına oturtuveren din "alimleri" kadar, dinsel yani aşkınlığa ilişkin bir pratik olmaklığıyla Aleviliği, doğrudan gericilikle itham eden "Sol" da eleştirilerden nasibini alıyor.

Kitabın güncele ilişkin 3 ana eksenini ise Dedelik konusu, Dersim katliamı ve Cami-Cemevi projesi oluşturuyor. İlkin Alevilik'te dedelik kurumunun şimdiye kadar sıkça yapıldığı üzere aşiret reisliği, ruhban sınıfı ve benzeri eşitsizlikçi ilişki biçimleriyle karıştırılmaması gerektiğine yönelik bir uyarı söz konusu. Çünkü Dede çokça sanıldığının aksine talipleriyle bir arada yaşayan ve onların üzerinden kendisine ekonomik bir fayda sağlayan bir figür değildir Alevilikte. Çünkü başka bir köyde yaşar. Ancak modernleşme deneyimiyle birlikte kentlerde Dedelik ekonomik ve siyasi bir kazanç alanına dönüşmeye başlamış görünüyor. Yalçınkaya bu gerçeği tümüyle göz ardı etmiyor. AKP- Cemaat- CEM Vakfı ortaklığı ile pek çok Dedenin rant alanına girdiğinin farkında. Pek çok Alevinin yaşadığı kentlerde Dedeleri köylerine geri gönderip yılda bir kere at sırtında çıkıp Görgü-Sorgu ziyaretlerine gelmesini bekleyemeyeceğimize göre ne yapmalı o halde?

Dersim konusunda ise tümüyle özgün bir Dersimlilik kimliği fikrine karşı çıkan Yalçınkaya bu kimlik üzerinden Dersimlilerin ya tümüyle hain ilan edilmesine ya da topyekun kahramanlaştırılmasına karşı çıkıyor. Dersim'i İbn Haldun'un kandaşlık kavramı üzerinden açıklamaya çalışmak ise dikkat çekici bir öneri. Ancak sanırım biraz daha geliştirilmesi gerekiyor.

Cemevi konusuna gelirsek 2007'de "Açılım" sürecinde Muharrem "iftarı" görünce şaşırmıştım. Dedelere enstitü açalım üniversite mezunu Dede yetiştirip Diyanet'te maaşa bağlayalım denince karnıma gülmekten ağrılar girmişti. Cemevi denince ise şu Ayin-i Cem nedir? Nasıl Yapılır? Sırası nedir? Bize bir anlatın kitaplara sokalım, cemevine de bakarız sonra denmişti. Alevilik şartları şu kadardır, ibadetleri bunlardır diye anlatılmaktan oldukça uzakta kalır. Çünkü belli bir forma girmeyi rededer, üstüne giydirilen her elbise eğreti durur. Bundan dolayı da işi her şeyi belli bir nizama uydurmak olan devletle yıldızı bir türlü barışmamıştır. Sola meyli de biraz bundandır. Yalçınkaya'nın yerinde tespitiyle, Cami-Cemevi- Aşevi olarak kullanılacak bir garip müessesenin gelip de Ankara'da solun belleği olan bir mahalleye Tuzluçayır'a kurulmaya çalışılması oldukça bilinçli görünüyor. Üstelik tümüyle iki din "büyüğü" olan İzettin Doğan- Fettullah Gülen eliyle gerçekleştirilen bu tamamen sivil projeye karşı duran, cemevinin cami yanında bir kültür merkezi olarak yer alıp ikincilleştirilmesini, mahallelerine rant talanının girmesini istemeyen Tuzluçayır halkı, eşi benzeri tarihte az rastlanır bir şiddetle barışa ve kardeşliğe çağrılırken.

Neyse şöyle bir bakınca devletin ve özellikle de bu iktidarın barış ve kardeşlik projeleri biteceğe benzemiyor. Gezi'de ölenlerin hepsinin Alevi olduğu bunun bilinçli yapılıp yapılmadığı kavlinden bir tartışma bir tarafa bu ülkenin başbakan-cumhurbaşkanı seçim kampanyasını rakibinin Aleviliğini aşağılama üzerine kurarken, kentin göbeğinde kentten yalıtılmış Alevi-Solcu mahallelerde polis şiddetinin dozu gün be gün artarken, polis cemevinde ayan beyan cinayet işler ve bir otelde 35 Aleviyi yakarak katledenler tereyağından kıl çeker gibi aklanırken yapacak çok işimiz var. Muharrem ayında açılacakmış Cami-Cemevi Kültür Merkezi. Tuzluçayır'dayım. Gaz bulutları altında düğün halaylarının bir dakika bile duraksamadığı güzel mahallemde bekliyorum. Hepimiz bekliyoruz. Görkemli bir karşılama töreni olacak. Kitaptan bir alıntıyla bitireyim: "Hikayenin sonu henüz yazılmadı. Bedrettin de Devlet de yaşıyor hala!"






Displaying 1 of 1 review

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.