What do you think?


Diyarbakır Cezaevi: İşkence ve Ölümün Adresi
12 Eylül paşalarının darbenin olgunlaşmasını bekledikleri dönemlerde, Güneydoğu'da örgütlenmiş, etnik temelli örgütlerin sempatizan ve lider kadrolarıyla birlikte, devrimci mücadelenin içinde yeralan isimlerin çoğu da darbeden sonra tutuklandı, işkence gördü, onlarca yıl cezaevlerinde tutuldu, temel hakları ellerinden alındı, onlarcası asıldı, yüzlercesi sakat bırakıldı. Bunlarla karşı karşıya kalmak istemeyen binlerce devrimci ise vatanlarından uzakta aile ve yurt hasretiyle yaşadılar. Bugün hala birçoğu ülkesine dönemiyor. 12 Eylül darbesi sonrası, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlar üzerine yapılan konuşmalarda ortaya çıkan detaylar insanın kanını donduracak niteliğe sahip. Kitapta anlatılan olaylar bugünden geriye doğru bakıldığında bir gerilim romanının satır aralarını andırıyor. Ama hepsi gerçek, hepsi yaşanmış. Bir ifadeyle; anlatanın da dinleyenin de ruh sağlığını bozacak nitelikteki işkence ve kötü muamelelerin yaşandığı Diyarbakır Cezaevi'ndeki uygulamaları ne anlatmaya kelime yeter ne de dinlemeye vicdan elverir. Raşit Kısacık bir kısmına tanık da olduğu, dönemin olaylarını ve cezaevinde yaşananları tarafsız bir gazeteci duyarlılığıyla okura sunuyor. Sonuçta görülüyor ki burada çok kısa bir süre kalan tutuklular ve hükümlüler bile yaşadıkları travmayı halen atlatabilmiş değiller.
256 pages, Paperback
First published January 1, 2011
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 1 of 1 review
June 3, 2019
Diyarbakır Cezaevi'ndeki mahkumlardan dördü kendilerini koğuşta yakmıştı. Ferhat Koray, Necmi Önen, Mahmut Zengin, Eşref Anyık. 1981'in sonlarında itirafçılık başladı. İtirafçılar ayrı koğuşa kondu, onlara işkence yapılmadı. Onlar, spor yapıp, televizyon seyrediyorlardı. İtirafçıların sayısı da her gün artıyordu. Bu dört kişi, itirafçılara ve işkenceye karşı eylem yaptılar. Onlarla aynı koğuştaydım. Ferhat Koray hemşerimdi, elektrik mühendisiydi, samimiyetimiz vardı. Sabaha karşı saat üç sularında koğuşta müthiş bir patlama oldu. Bir arkadaş alevlerin üstüne su döktü. Alevlerin içinden bir ses geldi. 'Bu bir yangın değil, eylem. Kahrolsun işkence, kahrolsun vahşet' dedi. Alevler küçüldüğünde biz o dört insanı kafa kafaya vermiş gördük. Ben Ferhat Hoca'nın başucuna gittim. Eğildim, 'hocam bir şeyler söyle' dedim. Dişleri kenetlenmişti. Tıslar gibi bir sesle zorlukla, 'bana türküyü söyle' dedi. 'Sevdalım' adında çok sevdiği Kürtçe bir aşk türküsüydü bu. Ben ağlayarak türküyü söylemeye başladım. Beni teselli etmek ister gibiydi. Ağlamamam için bana tebessüm etti. Tebessüm ederken yanaklarından etler dökülüyordu.
Displaying 1 - 1 of 1 review


