Dün bir şiir beni aceleyle yazıverdi birkaç kelimenin üzerini çizdi son üzerinde biraz düşündü ve beni yüksek sesle okudu
pek hoşuna gitmedim hatta hiç hoşuna gitmedim şimdi sepetin dibinde bedenimi topluyorum ve acıyor yırtık kelimelerim
Georgi Gospodinov’un şiirlerinden derlenen bu kitap, nesir eserleriyle tanıdığımız ve sevdiğimiz yazarın aynı zamanda ne kadar yaratıcı bir şair olduğunu gösteriyor. Şiire mesafeli olan edebiyatseverlerin bile kalbini çalacağına inandığımız bu derlemeyi okurlarımızla paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.
Georgi Gospodinov is a writer, poet and playwright based in Sofia, Bulgaria. He studied Bulgarian Philology at Sofia University. Later he defended a PhD on New Bulgarian literature with the Bulgaria Academy of Science's Institute for Literature. He is one of the most translated Bulgarian authors after 1989. He published the first Bulgarian graphic novel The Eternal Fly (Вечната муха).
"Vızır vızır hayat kaynıyor, Neredeyse alınıyor insan, Nasıl da vızır vızır kaynıyor hayat Yokluğumuzda, Olmadığımız yerlerde."
Çeviri şiir okumaktan hep korkarım zira şiir yazmaktan daha zor bir şey varsa kanımca o da şiir çevirmektir; o ezgiyi, kelime oyunlarını, ritmi başka bir dile aktarmak ziyadesiyle zordur malum. Georgi Gospodinov'un şiir kitabı "Yokluğun Haritaları"na da benzer bir endişeyle başladım. Hasine Şen Karadeniz (ki şiirleri sadece çevirmemiş, derleyen de kendisi) sahiden şahane aktarmış dilimize, ona rağmen orijinal dilinde alınacak tadı alamadan okuduğum muhakkak. Çeviri şiir okurken keyif alabilmek için şiirlerin bütününe değil de tek tek kelimelere veya dizelere odaklanmaya çalışıyorum, sanki bu sayede daha çok haz alabiliyor insan.
Gospodinov'un diğer metinleri gibi yine nostaljik ve hüzünlü şiirler bunlar. Yine bolca dedesini, babasını görüyoruz; tabii memleketinin tarihine ve yitirdiklerine dair de çokça şey bulmak mümkün. Özellikle "Olmadığımız Yerlerde" başlıklı son kısımdaki "gezgin" şiirleri sevdiğimi söyleyebilirim. Dediğim gibi çeviri şiire dair bir şeyler söylemek bana zor geliyor, o nedenle burada keseyim ve kitabın en sevdiğim şiirini (Zaman Nötron Bombasıdır) buraya bırakıp susayım:
"hiçbir şey yıkılmayacak evler duracak sokaklar duracak avludaki kiraz ağacı duracak sadece biz olmayacağız buydu nötron bombası dersi
o günden beri biliyorum ölüm bensiz olgunlaşan bir kiraz ağacı."
şiirlerin içinde çok beğendiklerim ve çok manasız bulduklarım oldu, ki bu da normal diye düşünüyorum. gospodinov'un dünyasıyla yeniden temasa girmek güzeldi ama bir şiir derlemesi yerine yeni kitabı ölüm ve bahçıvan'ı okumak daha güzel olurdu diye düşünmeden edemedim.
Çeviri olmasına rağmen çok keyifli bir şiir dili var. Yazarın bütün kitaplarını okumadım. Fakat okuduğum Zaman Sığınağı romanındaki Gaustin ile ilgili bir çok şey bulmak mümkün.
Gospodinov görünce gözü dönen parantez içinde şiir sevmeyen okurun önünde kocaman SEÇME ŞİİRLER yazan kitabı ‘fark etmeden’ alması hakkında, fıkra bu kadar.
Puan verip ortalamayı düşürmeyeceğim adamın veya okurların suçu ne? Algoritmayı boşuna sulandırmayalım. Ama dmkdmdkdkd tövbe estağfurullah hakikaten eskiden Facebook duvarına yazdığımız şeyler gibi bir çoğu, o kadar işlemiyor ki bana.
İki üç tanesinden buram buram Gospodinov tadı aldım ama en azından deneme olsaymış diye hayıflandım falan ama n’apalım herkesin tercihine kimse karışamaz.
Gospodinov’un yazınındaki hüzne bayılıyorum , dilimizdeki tüm eserlerini okudum ve hepsinde kendimden çok şey buldum . Bu şiirlerinden derleme kitabı da gayet kalbe dokunan güzel dizelerle dolu. Hep yazsın biz de hep okuyalım dediğim bir edebiyat adamı , seviyorum ❤️
"...zira kelimelerden kaçmak kolaydır ya susup yuttuklarımızdan nasıl kurtaracağız kendimizi"
"Zaman Sığınağı" romanıyla, önceki sene Uluslararası Booker Ödülü'ne layık görülen Georgi Gospodinov, çağdaş yabancı yazarlar arasında büyük önem ve beğeni atfettiğim bir yazar.
Hem Gospodinov'un ilk romanı olan "Doğal Roman" ve hem de "Hüznün Fiziği"ni büyük beğeniyle okumuş, yazarın bir gün Nobel Edebiyat Ödülü alacağını (ya da alması gerektiğini) düşünmüştüm.
Gospodinov ve romanlarıyla (en azından benim) tanışmama vesile olan Metis Yayınları'nın geçtiğimiz günlerde yayımladığı "Yokluğun Haritaları" adlı şiir seçkisi, Gospodinov'un yazardan önce şair olduğunu öğrenmemi mümkün kıldı.
"Düşünce olmak ister misin - diye sordum taşa. Ben taşım - dedi taş ve daldı kendi içine. Anlam olmak ister misin - diye sordum taşa. Ben taşım - dedi taş ve daldı kendi içine. Söz olmak ister misin - diye sordu taş. Ben sözüm - dedim taş kesilerek ve daldım içine."
"Lapidaryum" (1992), "Bir Halkın Kiraz Ağacı" (1996), "Gaustin'e Mektuplar" (2003) ve "Olmadığımız Yerlerde" (2016) adlı dört şiir kitabı olan Gospodinov'un, eserlerini dilimize kazandıran Hasibe Şen Karadeniz'le birlikte seçtikleri şiirleri içeren bir derleme olan "Yokluğun Haritaları", varoluş ve olamayışın izlerini yoğun biçimde taşıyan ve yazara olan sevgimi daha da derinleştiren, güçlü bir kitap.
Otobüs biletlerinin arkasına kısa şiirler yazan genç bir şairin, yetkin ve bilinen bir yazara dönüşürken, şiirinin geçirdiği biçimsel ve dilsel evrimi görmemizi sağlayan "Yokluğun Haritaları", Gospodinov'un romanlarında da hissedilen hüznü, daha kısa, öz ve doğrudan zihnimize yansıtmasını mümkün kılyor.
Ginsberg'den, Tolstoy'a, annesinden, değerli Gaustin'e, Cioran'dan, çocukluğumuza, artık olmayan birçok kişinin kendini var ettiği bu şiirler, olmadığımız yerleri de mekânın ötesine alıyor ve içimizde bir yerde, geçip yitmiş olana dönük bir melankoli uyandırıyor.
Gospodinov'un hayat ve ölümle kol kola giren şiirleri, sadece insanı değil, bir kediyi, bir salyangozu, bir karıncayı da görüyor, altında kaldıkları yağmuru hissediyor ve rüzgârın savurduğu yaprakların önünde hepsine yas tutuyor.
Hissettirdikleri ve düşündürdükleri bakımından Oruç Aruoba eserlerinden aldığıma benzer bir tat bırakan ve hayat, ölüm, zaman, anlam ve evren üzerine kafa yorma eğilimi olan herkesin duygu ve düşüncelerinden izler bulabileceğine inandığım "Yokluğun Haritaları"nı, tüm yetişkin okurlara öneririm.
İki tane şiir alıntısıyla yorumumu sonlandırıyorum.
"Savaş Zamanı Hayvanlar Ne Yapar
Köstebeklerin dayanıksız sığınakları çöker belirsiz keskin bir ışık sirenlerin gece feryatlarından kediler delirir birkaç köpek ayak sürür
şehrin dışında kırlarda çıldırmış keklikler ezilmiş yumurtalar iki kör tilki yavrusu annesini arar
hiçbir istatistikte yok yerleri kimse saymayacak cesetleri
yukarıda hayatta kalan bir karga bana bakıyor yuvarlak gözüyle."
"Dünden Kalan Evde Temkinli Yürü
bu ev dünden odaları geçmişten ışık loş masanın üzerinde kül tablasının içindeki kelebek - ölü saate dokunma (o başka zamanda dakik) hiç kimseyle konuşma istediğin kadar kal yalnız çıkarken yalnız çıkarken iyice kapat kapıyı karıştırmayasın zamanları"
Freud, "Ne zaman insan ruhunun derinliklerine dalsam oraya benden önce varmış bir şair görüyorum." demiş. Şiirsever biri olarak bayıldım bu cümleye. Yılın belli zamanlarında dönüp dönüp okuduğum şairler, ezbere bildiğim şiirler vardır.
Çeviri şiire ise her zaman mesafeli oldum ama Gospodinov'un adını görünce kitabı hemen aldım tabii. Zaman Sığınağı'nı yazan kişi acaba nasıl şiirler yazmış diye merak ettim. Şiirlerin bazılarını anlamasam da, anladıklarımın çoğunu sevdim.