Fazıl Hüsnü Dağlarca was born in 1914, in Istanbul. He graduated from Military Academy, and after fifteen years of service, he left the Turkish Armed Forces in 1950. Between 1952 and 1960, he was employed as an inspector; he retired in 1959 and dedicated himself to composing poetry. However, Dağlarca’s relationship with literature is rooted in his earliest ages. His literary career was launched at age thirteen, as he won first place in a story contest for students.
Fazıl Hüsnü Dağlarca’s poems concentrated on the relationship between the human being and the cosmos, and on the relationship between nature and the supernatural. Yet, the poetry volumes that he published in the 1950s took a different twist and portrayed the relationship between the individual and society, and the relationship between the individual and nature. During the 1960s, social changes that took place in the country caught up with him, and he became increasingly sensitive to domestic and international issues, and aware of national interests. In his poems, he took a stance against exploitation, condemned imperialism, and sympathized with the struggle of abused peoples.
"Ne yüzüm ak, ne aşka doymuşum Gençliğim parça parça, arzu ve hülyada. Artık bulunmamak istiyorum, Hiç bir dünyada." (s.22)
"Olgunlaşan meyve düşmek ister" metaforuyla kast edilen şey tam olarak budur. Arzu ve hülyalar arasında gidip gelen bir ömrün sonunda, şairin duyduğu yok olma arzusu. Artık tamamlanmışlık, artık amacını kaybetmişlik; yok oluşa duyulan şehvani bir arzuyla biçimlenir.
"İki şey var yollar boyu aydınlık ve saf, Biri yaşamakla acı, biri ölümle tuhaf: Var olmak sevdiğim senden taraf, Düşünmek sana karşı." (s.50)
Aklın zina olduğu yerde, Taşlar, odunlar gibi yavaş. Tarihin beyaz ve aydınlık havasından, Karar vermişim, öleceğim, Büyük hayvan iskeletleriyle sırdaş.
normalde şiir okurken şiiri değil de okuduğum bir dizeyi tüm şiirden daha çok severim. ama bunda şiir bütünlüğü o kadar güzeldi ki bu dizelerin başka bir yere yakışacağını sanmam. ayrıca kitabın dili o kadar akıcı ki bir sayfa daha derken kitabı bitiriyorsunuz. okumanızı öneririm
Şimdi ilk aydınlıkta gökyüzü çıldırasıya kızıl Orda saydam yüzünü uyanır masmavi ay Güzelliğine hep açıktır ya gözlerim Yeniden ışırım dağlarla ülkelerle ben
Gün sonrası ikimiz daha çıplak Yavaşça uyuturum bu kez yüzünü Gövdem seni öylesine sever ki Şimdi bir ninni olursun bütün sesleri kız