Böyle birşey olabilir mi? Oluyormuş. Mezarlıkta dilenen kadınların nasıl bu kadar detaylı anlatıları yapılabilir? Yazar kadın kılığına girip ömrünün birkaç senesini mezarlıkta dilenerek geçirmiş olmalı.
Hele o azgın manava ne demeli. Veli Ağa. Her yemiş için ayrı yerinden öptürürler kızlar kendilerini. Elma yanaktan, kiraz dudaktan, ayva göbekten; incir falan bilahare hep mukabilleriyle mübadele olunurdu.
Hacer buruşuk yanağıyla birkaç elma mübadele etmek için herife çok sırnaştı. Fakat manav bu kart karıya bir çürük muşmula bile feda etmedi. Ve daima: “Haydi sen defol... Kızını gönder!” der,
karı bu muameleden çok içerlerdi.
Kitabın arada bir yerinde devenin Türk'e verdiği bir tavsiye var çok önemli.
Kısaca şöyle: "Bizi artık kendi keyfimize bırakmıyorlar. Ellerinden nereye kaçacağımızı şaşırdık. Asıl memleketimiz olan Afrika çöllerine çekilsek yine kurtulamayacağız çünkü demir yolları büyük Sahrayı etrafından ağ gibi sarmaya başladı. Artık bize hiçbir iş gördüremeyecekler. Yavaş yavaş cinsimiz yok olup gidecek. Yalnız hayvanat bahçelerinde birkaçımız deve cinsine örnek olarak yaşayacağız.
Türk, benden ibret al. Tanrı beni deve yaratmış seni insan. Hızda sanatta fende bilimde onlara benzemen için neyin eksik?
Ortalıkta baş döndürücü bir terakki uğraşması var. Medeniyet kendine yaramayanların hayat gıdalarını vermeyecek. Irkın sönmeye mahkum kalacak. Seni de bu saltan, bu iskemlen, bu nargilenle müzeye taşıyacaklar. Başlangıcı zaferler içinde fakat sonu acıklı tarihini okuyacak yeni kuşak evlatları çıkardıkları düşüncelerini yüzünle karşılaştırmak için seni seyretmeye gelecekler. Biçare Türk, bir asır sonra ne beni burada taşıma işinde ne de seni bu halde görecekler elveda".
Medeniyet yarışında geri kalacak olma tehditini anlatıyor.