Jump to ratings and reviews
Rate this book

Fuji Yama

Rate this book
5 Nisan 1934 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 7'den

SEDAT SİMAVİ'NİN FUJİ YAMA

Fuji Yama, Sedat Simavi'nin büyük bir hikayesi. Bir roman denebilir mi? Ona ister küçük bir roman deyiniz, isterseniz bir büyük hikaye... Edebiyat ustaları bu konu üzerinde kozlarını paylaşsınlar. Ben ona karışmam. Mevzu pek şirin, anlatayı

Tokyo Büyükelçisi, Tokyo elçiliğine daktilo götüreceği genç kızı seçmiştir. Fakat bu seçme işinde genç kızın güzelliğinin büyük bir rolü vardır.

Babası ve annesini çok evvel kaybeden Necile amcasının eski konağında kalmaktadır... Kendisine evin içinde kedi muamelesi yapılmaktadır. Daktiloluk işi, kızı ve özellikle amcasını çok sevindirmiştir.

Vapur... Yolculuk...

Vapurun kütüphanesinde Necile'nin eline bir gün seyahat acentasının resimli bir albümü geçiyor. Albümde Japon'yanın en güzel manzaraları vardır. Bir resim, altında birkaç satır...

Fuji Yama!...

Fuji Yama, Japonların kutsal addettikleri bir yanardağdır. Şimdi bu yanardağ sönmüştür ve eskiden alevler saçan tepesi karlarla örtülüdür. Fuji Yama yaz mevsiminin yakıcı sıcaklarında bile bu görüntüsünü muhafaza eder. Fakat yanına yaklaştıkça yavaş yavaş bu soğuk görüntüsü kaybolur ve insana tatlı gözükür. Necile Nizamettin

Sadri Etem

Audible Audio

First published January 1, 1973

1 person is currently reading
67 people want to read

About the author

Sedat Simavi

3 books

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
18 (32%)
4 stars
23 (41%)
3 stars
14 (25%)
2 stars
1 (1%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 8 of 8 reviews
Profile Image for Bleda Gençay Sönmez.
233 reviews6 followers
July 2, 2022
İnsan, nasıl bir insan olmalıdır?

Cengiz Aytmatov'un, Kaltay Muhammedcanov'la birlikte kaleme aldığı "Fujiyama" adlı tiyatro eserinde de geçmişle ya da birbirleriyle hesaplaşmaya çalışırken kendini ele veren, kendini arayan insan tiplerini görürüz. Bu kahramanlar hayatı bir yük gibi omuzlarında taşırken, aslında kendilerinden ne kadar uzaklaşmış olduklarının farkında değildirler. Her birinin büyük hayalleri, ertelenmiş umutları, derin pişmanlıkları vardır, ama gerek içinde yaşadıkları toplumun şartları, gerek aldıkları eğitim, gerekse yaptıkları yanlış tercihlerden dolayı hiçbir şeyi değiştirememekte, kendilerini suyun akışına bırakıp mutsuz olmayı tercih etmektedirler.

İnsan bazen hayat karşısında kendisini bir suyun akışına kapılmışçasına çaresiz hisseder. Suyun yönünü değiştirmek mümkün olmadığı gibi sürüklenmek de ağır gelir çok zaman. Pişmanlıklar, hayal kırıklıkları, ertelenmiş umutlar birikir hızla. Zaman baş döndürücü bir hızla geçip gitmektedir, ancak kapana kısılmış gibi yaşamaktan başka da bir şey gelmez elden.

Eserdeki kahramanların hepsi Sovyetler Birliğinin okullarında yetişmişler, ideallerine odaklanmışlar, çok iyi yerlere gelmişlerdir. Ancak hemen hemen tamamına yakınında karşılaştığımız ortak problem; mutsuz, huzursuz ve tatminsiz olmalarıdır. Eşlerin tamamı birbiriyle problemlidir. Arkadaş olmalarına rağmen birbirlerinin eşleriyle yasak ilişki yaşamakta bir beis görmezler. Hiçbir şeye inançları yoktur. Bu inançsızlığın temelinde de aldıkları eğitim vardır. Kahramanların aldıkları eğitime ve yükseldikleri konumlara rağmen bu kadar tatminsiz olmaları köklerinden tamamen koparılmalarıyla alakalıdır.

Hercaiokumalar / Ayşe'nin bu kitap için yazdığı incelemeyi okuyunuz çünkü bu kadar güzel yazılmamış inceleme. Dizi köşesine hoş geldiniz. Dizinin adı Tanrı Dağları olmalıdır. Tanrı dağları sembolliği için Erciyes Dağı seçilmelidir. Dostbergen (Dost) rolünde Talat Bulut, Almagül (Gül) rolünde Esra Dermancıoğlu, Mehmet rolünde Mehmet Günsür, Anvar (Ender) rolünde Aslıhan Gürbüz, Yusuf rolünde Furkan Palalı, İsabek (İsa) rolünde Kaan Urgancıoğlu, Gülcan rolünde Pınar Deniz ve Ayşe Abla rolünde Gül Onat olmalıdır. Severek okuduğum için okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Tanrı Dağları'nda kendimizi bulmak dileğiyle betikle kalınız.
Profile Image for Yonca Güneş Yücel.
54 reviews
January 28, 2026
Bence Fuji-Yama’da mesele insan olma, vicdan ya da etik özne olma meselesinden ziyade, savaş sonrasında hayatta kalmışlığın yasla ne yapamadığıyla ilgili. Oyundaki karakterler bana bir “insanlık durumu” tartışmasından çok, çökmüş ama tamamen de dağılmamış siyasal dillerin arasında sıkışmış hâlleri düşündürüyor.

“Bilim doktoru” olarak tarif edilen
Yusuf Tatayeviç, savaşçı Yusufbay, savaşın ardından işleyen, ancak köklenemediği bir toprakta. O yüzden aşırı konuşmalar var, unvanlar var, ama yas yok, eylem de yok.

Aralarında olmayan yoldaş Sabur’un içerek hayatta kalışı da bu çerçevede bana daha anlamlı geliyor. Bence bu, bireysel bir çöküş ya da insanî bir zayıflık hikâyesi değil. Sabur hayatta, ama bu hayat bir devam değil, bir askıda kalma hâli. Ne ideolojik dile sığabiliyor ne de onun dışında onu çiçeklendiren yeni bir yer bulabiliyor.

Asıl çadırın iki ediyondaki kitap kapağında yer bulamamış olması çok düşündürdü beni. Tarihsel olarak yerinden edilmiş, yerinde duramaz olmanın kuvvetli bir imgesi olmasına rağmen. Bir taraftanda kapakta sandalye görünce, gerçekten de diyalog geçişlerinde yas çadırdan ziyade sandalye gibi artık toplumsal ya da tarihsel bir şey değil; taşınan ama paylaşılamayan bir yüke dönüşüyor.

Tatayeviç’in yalnızlığı da bana bu yüzden “etik”ten çok siyasal bir yalnızlık gibi geliyor. Ona eski günlerden bir seslenişle “Yusufbay” denmesi, yoldaşlar, dostlar arasında bir şefkatten ziyade, bu ağırlığı ortak bir dile dökememenin hafifletici jesti gibi. İdeoloji hâlâ orada, ama yasla, dostla/yoldaşla temas edemiyor.

Bu yüzden Fuji-Yama’yı okurken, metnin bana insan olmanın ne olduğu sorusunu değil, savaş sonrası ideolojik dillerin neyi artık taşıyamadığını sorduğunu düşünüyorum. Fuji Yama da günah çıkarılacak bir dağdan öte, yasın sürekli ertelendiği, bu yüzden de siyasal olarak çözülemeyen bir mesafe gibi duruyor.

Savaşa giderken Tanrı’dan ilk söz eden Sabur’un dediği gibi;

“Bekle Tanrı, Bekle Tanrı
Yüzüne tüküreceğim !”


241 reviews3 followers
July 22, 2021
A devastating indictment of man's great ability to betray his fellow man in order to save his own skin -- and his limited ability to take responsibility for his actions once the danger has passed. The not-so-metaphorical murder of conscience is the terrible, logical consequence. Oh, and it's damn good theater as well.

Side note: This play first came to my attention when I saw it on PBS sometime in the late 1970s; I immediately went out and special-ordered the book. Can you imagine that now? And not just because relations with that part of the world have deteriorated so precipitously since then. One used to be able to see quality programming on PBS; now it's mostly "lifestyle" fluff -- cooking shows that haven't yet made it to the big leagues of commercial TV -- and bottom-of-the-barrel Britcoms . . .
Profile Image for Aisulu.
2 reviews
March 6, 2021
This is probably my favorite book by Aitmatov. Every character is well-developed, the discussions that take place between the characters are still relevant, and ethical dillemmas characters faced in the past and present are contemplative. I wish I could see this play in the theater.
Profile Image for Davut.
107 reviews
June 4, 2019
İlgi çekici bir Oyun. Seviyeli tartışmalar, karışık ilişkiler ve herkes tarafından farklı ele alınabilecek bir son. İyi ki okudum.
Displaying 1 - 8 of 8 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.