Öncelikle kitap bir bilimkurgu filan değil. Aşıdan bahsetmesi bilim, Kürt sorununa değinmesi de kurgu sayılmaz. Yazar, bir distopya örneği sunacakken, etnik açıdan duyduğu gerilimi kontrol edemeyerek Kürt meselesine dört koldan sarılırken bulmuş kendisini. İdeolojik bayatlık okurun huzurunu kaçırıyor. Ancak yazar bunu bir an bile umursamıyor.
Romanda sayısız kez, yorumu okura ya da karaktere bırakacağı yerde, okura "bak şimdi siz hiç Kürt olmadıysanız, bunu bilemezsiniz, bizim çok üstümüze geliyorlar" imasıyla ucuz bir melodrama saplanmış. Distopya yazacaksanız, karakterlere ve olaya mesafenizi sürekli korumak zorundasınız. Duygusallığa kapılıp, "zavallı çocuklar yoğun ve sert bir benlik silme eğitiminden geçiriliyordu," derseniz okuru aptal yerine koyarsınız. Karaktere zavallı dediğinizde onu zavallı yapmazsınız. Hatta roman yazarı karakterin avukatlığına soyunduğundan zavallılık durumu ortadan kalkar. Siz onun başına gelenleri anlatırsınız, "zavallı" olup olmadığını takdir etmek tamamen okura kalır. Piyes yazma tekniğinin bilinen basit tekniklerinden biridir bu. Romancı bunu atlayamaz. Elbette romancının bu zayıflığına, yani hikâyeden kopup, içini dökmesine bayılacak tipler de vardır. Hatta -görünen o ki- kitabın yayıncısı da böyle biri. Ancak bu mesafe sorununu halletmediği sürece yazar bir "partizan" olarak kalır. Ben de romanda bu çiğliye rastladığımda kitabın da yazarın da, şimdi olduğu gibi, alnını karışlarım.