Bir uçağın pilotu, yolcularına verilecek iki haberinin olduğunu anons eder. İyi haber, belirlendiği şekilde saatte 500 mil hızla ilerlemektedirler ve uçağın tüm mekanizması sorunsuz çalışmaktadır. Kötü haber ise, kaybolmuşlardır. Çoğu yorumcuya göre, kapitalizm bu uçağa benzer: Pek çok ürünü verimli bir şekilde üretir, fakat bunlar ne tür ürünlerdir, ve bunların çoğunluğunu kimler alır? Tanık olunan bunca çile düşünülünce, sistem yolunu kaybetmiş gibi gözükmektedir.
Marx ise, uçağın yolunu kaybettiğini reddedecektir. Kapitalist sistem son derece güzel biçimde egemenlerin amaçlarına uygun olarak işlemektedir; yani üretim güçlerini geliştirirken zengini daha da zenginleştirmeye devam eder. Fakat bu uçak, ciddi ve gittikçe kötüleşen motor arızalarına sahiptir, dolayısıyla yakın zamanda düşmesi muhtemeldir. Kapitalizm, sürdürülemez hâle gelmektedir. Yoksa çoktan gelmiş midir?
Bertell Ollman, Gezi İsyanının hemen öncesinde, Mayıs 2013’te Türkiye’de verdiği konferanslarda ve kendisiyle yapılan röportajlarda bu soruyu sordu ve yaşanan son büyük kriz bağlamında yanıtlar üretmeye çalıştı. Ollman’ın günümüz krizini oldukça çarpıcı olarak yorumlayarak sonuçlara vardığı röportajlar, bu kitapta önemli bir yer tutuyor. Gezi Direnişi’ni adeta öngören bu röportajlarda, Gezi Direnişi (Occupy Taksim) ışığında kimi genişletmeler ve değişiklikler yapıldı. Ollman’ın “Marksist bir masa oyunuyla sosyalist fikirleri öğretme denemelerim” dediği "Sınıf Mücadelesi" oyunu da röportajlardan birinin konusunu oluşturuyor. Kitabın sonraki bölümlerinde, emperyalizmden piyasa sosyalizmine, akademik özgürlükten sosyalist pedagojiye uzanan, farklı fakat birbiriyle ilişkili konuların daha sistematik bir analizini sunan, daha eski üç ayrı röportajı içeriyor.
Bertell Ollman is a professor of politics at New York University. He teaches both dialectical methodology and socialist theory. He is the author of several academic works relating to Marxist theory. Ollman is also the creator of Class Struggle, a board game based around his Marxist beliefs, and from 1978-1983 was president of Class Struggle, Inc., the company that initially produced and marketed the game. The game was later released by a major board game company, Avalon Hill. It received publicity due to its unusual and controversial theme.
Profesör Bertell Ollman bir siyaset bilimcisi olup New York Üniversitesi’nde politika dersleri vermektedir, Marksist felsefecidir. Bu kitabı ülkemize geldiği zaman kendisiyle yapılmış bazı söyleşilerden derlenmiştir, kitabin sonunda ilginç bir Marksist karikatürler bölümü var.
Marksizme, sosyalizm ve komunizme dair ilgisi olanların okumasına yönelik bu kısa kitaptan beklediğimi bulduğumu söyleyemem. Kafamdaki sorulara cevaplar bu kitapta yok, ki olmasını bekliyordum. Örneğin; Marx üretim biçimini bir bütün olarak ele almakta, siyaset, kültür, din, eğitim ve hayatın her alanıyla etkileşim halinde olduğunu söylemekte, ama önceliğin üretime verildiğini (burada ekonomik sistem diyebilirim) her fırsatta belirtmekte. Mücadele edilen kapitalizm, yaşanan bir çok büyük krizde (en son 2009) ölümcül yaralar almışken, sosyalizm (ve ileri aşaması komunizm) neden bundan yararlanamıyor, pratik kazanım elde edemiyor, şık ve parlak sözcüklerde yaşamaya devam ediyor.
Keza “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayan” işçi sınıfı tanımı genişletilmiş, bugün kaybedecek çok şeyleri olan iş ihtiyacındaki herkes ve yaşamak için yakında bir işe ihtiyacı olacak olan genç insanları da kapsam icine almistir, böylece bana göre “zincir” kavrami havada kalmaktadır. Bu sorulara cevap aramaya devam edeceğim tabii.
Bir de Ollman’ın bir “diyalektik” tanımı var ki, azçok okur-yazar olan ben vallahi anlayamadım, Marksist pratiği hayata geçirecek işçi sınıfı umarım anlar. Tanım kitapta aynen şöyle : “Hem nesnel hem de öznel bir boyuta sahip olan diyalektik, sonsuz sayıda ve doğrudan ya da dolaylı olarak birbiriyle ilişkili olan dinamik süreci içeren ve bizim de bir parçası olduğumuz bir nesnel gerçeklik ile bizim bu bütünsel gerçekliğin nasıl işlediğini ve geliştiğini anlamamızı ve bu gerçekliği bizim çıkar ve ihtiyaçlarımız uyarınca değiştirmemizi sağlayan bir yöntemin, yani bu nesnel bütünlüğü düşüncemizde parçalarına ayırmayı ve onu çeşitli örüntüler halinde yeniden yapılandırmayı sağlayan bir yöntemin bileşimidir.”
Kapaktan beklendiği gibi kitabın içerisinde Gezi'ye dair pek bir şey yok. Bunda röportajın isyan sırasında yapılmış olmasının etkisi var elbette ancak Ollman'ın bu konudaki tek öngörüsü bugün doğrulanmış durumda. Gezi gerçekten de Occupy Wall Street ile aynı kaderi paylaştı ve dinsel siyaset laik siyaset çatışmasının ötesinddahae sınıfsal bir karaktere bürünemeyerek kısa vadeli bir sokak hareketliliği olarak kaldı. Bunda solun örgütsel yetersizliğinin payı da büyük elbette.
Kitabın diğer bölümlerine gelirsek kitap 7 adet röportajadan oluşuyor bunların bir kısmı yeni tarihli bir kısmı da 2000'lerin başına ait. Marksizme ilişkin güncel tartışma alanlarına dair Ollman'ın görüşlerini sunuyor genel bir çerçevede. Kitap bu yönüyle Ollman'ın görece daha "akademik" kitaplarını okuyan birisine fazla yeni bir şey sunmuyor denilebilir. Ancak "dışarıdan" bir okuyucu için oldukça zihin açıcı olabilir. Benim açımdan ise Amerikan akademisinin Marksizmle ve bir araştırma yöntemi olarak diyalektikle kurduğu ilişki üzerine yaptığı tespitler dikkat çekici oldu. Kendim de "Sol" kimliğiyle ünlü bir fakültenin öğrencisiyim ve bir süredir düşündüğüm şu görüş gözümde daha da açıklık kazandı: Benim okulum olan Ankara Siyasal da bünyesindeki onca iyi niyetli akademisyene rağmen diyalektiğin yalnızca akademik alana sıkışmış bir araştırma yöntemi ve Marksizm'i de Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğretilmesi gereken sıkıcı bir konu olarak kavramaktan ileri gidemeyen akademisyenlerle dolu. Ollman'ın bu konuda kendi mücadelesini anlattığı bölümde ise kendisini hiçbir zaman Marksist olarak tanımlamayan ancak bir eğitim kurumu olarak üniversitede örgütlenme özgürlüğünün yanında olan dekanımıza "Okulu sol örgütlerin eline teslim etmek." gibi absürt bir gerekçeden soruşturma açılması geldi aklıma.
Kitabın yaklaşık son 30 sayfası ise Ollman'ın sınıf mücadelesini anlatmakta mizaha yaptığı vurguya koşut olarak karikatürlere ayrılmış. Bazılarını hakikaten çok sevmiş olsam da kitabı uzun tutmaya yönelik bir çaba gibi geldi biraz.
Marksizme hangi pencereden bakılması gerektiği konusunda aydınlatıcı bir derleme olmuş fakat diyalektiği öğrenmeyi hedefleyeceğiniz kitap olmamalı. Türkiye ve Gezi hakkında vurguladılarını ise yakın tarihimiz tek tek ortaya koydu. Konu başlıkları arasındaki alıntılar ve en sondaki karikatürler son derece lezzetli.