Nuri Pakdil, dilin pörsümüş örtüsünü kaldıran, “Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?” diyen bir “klas duruş”un sahibidir.
O, tüm yeryüzünü büyük bir titizlikle gözetleyen, gözlemleyen, algılayan, sürekli kendini yenileyen yerli ve yabancı zorbalara, kara siyasa cambazlarına, emek sömürücülerine, insanı kendi karanlıklarında boğmaya çalışanlara karşı yiğitçe direnen, insanın önüne aydınlık ufuklar açan bir eylem ve tavır adamıdır.
“Emek” kavramı kadar, “mülkiyet” kavramı üzerinde de durur Pakdil: “Kirli mülkiyet”in eşitsizliğin temeli olduğu gerçeğinden hareketle bu kavramın insanı Tanrı’dan uzaklaştırdığına vurgu yapar ve çözüm önerir:
“Aklımızla irdelenecek mülkiyetin temize çıkması olanaksız bence tek başına. Bir de, daha köklü irdelenmesi gerekiyor mülkiyetin: vicdanımızla. Dâima, terazinin ibresi vicdandır. Artık, vicdan dışında hiçbir şey namusluluğu açıklayamaz: Kazanımlarımızı tartsak tartsak bu terazide tartabiliriz ancak.”
Nuri Pakdil is a Turkish author, poet and translator. He is the founder of Edebiyat Dergisi and Edebiyat Dergisi Yayinlari. He run the Edebiyat Dergisi, an independent literary journal, for fifteen years (1969-1984) and published more than 40 books in this period. Beside his own works, he translated various French pieces to Turkish. After 1997, he started to publish new books of his own. He currently lives in Ankara.
İlk baskısı 1997’de yapılmış bir deneme-günlük kitabı.
“Tek tek kendi yazgımızı mı yaşayacağız, yoksa yazgılarımızın toplamından her birimize düşen parçayı mı yaşayacağız? Bu noktada değil miyiz Türkiye’de? Daha : Ortadoğu’da? Belkisi yok; bütün dünyada da?” (15)
“Sorumluluğun yaygınlaşması alınyazımızı kamulaştırdı. Ceza hepimize âit : bildiğim herşeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?” (15)
“Artık, vicdan dışında hiçbir şey namusluluğu açıklayamaz : kazanımlarımızı tartsak tartsak bu terazide tartabiliriz ancak.” (15)
“… yüksek sesle mi okusam, susarak hücrelerimle mi okusam?” (33)
“Çileyi çeken yazıyı yazandır. Bin çile de bin çeşit yazı demektir.” (41)
“… içimdeki Umut Dağı’na doğru yürümek istiyorum.” (43)
“… vıttır vızzıt …” (53)
“İçi öyle derin bir müzik ki insanın, yazarken.” (63)
“Kudüs’ü İstanbul görüyorum, İstanbul’u Kudüs görüyorum.” (71)
“Aklımızla irdelenecek mülkiyetin temize çıkması olanaksız bence tek başına. Bir de, daha köklü irdelenmesi gerekiyor mülkiyetin : vicdanımızla.” (73)
“Mütemadiyen, vicdanında, kendi kendini sorgulamayan, hiçliğe doğru hızla kayıyor demektir.” (73)
“Arşa en yakın duran : duâdan sonra : boyuneğmeyen edebiyatttır İblis’e. Çünkü, insanın vicdanına bağlıdır damarları.” (73)
“Hayâline başkonulan büyük sevdadır hayatı yaşanır kılan : fetih, olmadan çok önce de, kutlanabilmelidir bence; böylece, daha çabuk varılır, sanıyorum : varsayımlarında dâima ileri gideceksin, geçmişe yürümez ki zaten!” (75)
“Ne durumda olursak olalım, bir müziğiz; insan, kendi sesini, dâima, başkalarından önce işitir. Herkesin, kendince, bir çileye dayanabilme gücü de burdan gelir ya.” (79)
“… çok kırık bir aynaya bakmak gibidir hayat zaman zaman…” (90)