Bilmek istediğimiz, anlamak istediğimiz, çözmek istediğimiz ne? Kendi içimizde, sevgilimizin gözlerinde, doğmuş veya doğacak çocuklarımızda, televizyonda, sinemada, gazetelerde, dergilerde, kitaplarda aslında neyi arıyoruz? Ayrıntılar mı merak ettiğimiz? Yoksa bütün ayrıntılarda aradığımız aynı şey mi?
Ayrıntılar üstümüze bu denli şiddetle yağarken asıl sorumuza bu dehşetli gürültünün içinden bir cevap bulabiliyor muyuz?
Niye burada olduğumuzu, niye gideceğimizi, gideceğimizi bile bile niye burada olmayı sürdürmeyi seçtiğimizi bilmeye, anlamaya mı çalışıyoruz?
Aradığımız o tek, ilk ve son cevabı bulmak umuduyla okumadık mı bütün kitapları?
“Hüseyin Bey, her zamanki sakin üslubuyla devam etti:
-Hayat içindeki boşluklar, bekleyişler, durmalar haddizatında boş değildirler. En az hareketler kadar doludurlar. Ne yazık ki herkes acele içinde. Mesela durakta bekleyenler bile durmakta oldukları halde aceleyle duruyorlar. Durmak bile aceleyle yapılabiliyor. Aslında bekleyişler en acele, gelmeyişler en sabırsız. Aslında yürümek, hareket etmek, bir şeyler yapmak, yemek yemek aceleyi, telaşı azaltıyor. Durmak en hızlısı, en yorucusu. Keşke boşlukları istenilen manada boş bırakabilsek. Aslında boşluklar var oluşa imkân tanırlar. Sizinle benim bile ayrı ayrı varoluşumuz aramızdaki boşluktur. Nazım, mimarlık ilmiyle şu oturduğumuz evi yaptığında duvarlar, kirişler, tavanlar yapar. Doğru! Ama asıl yaptığı bunlar değildir, şu içinde oturduğumuz oda, yani boşluktur. Resim yapanlar bilirler, boşluğa hâkim olamazsanız boşluğun arasından kendini gösterecek asıl form görünmez. Notalar aralarındaki boşluklar nedeniyle müzikal bir kaliteye ulaşırlar. Yoksa curcuna olurdu duyduğumuz. Kalp atışlarımızın, soluk alış verişimizin sıhhatli olması için aralarında boşluklar olmalıdır. Bizi yaşıyor kılan da ölecek olmamızdır. Hayat ölümle vardır.”
1966 Akçaabat doğumlu. Çok erken yaşta okumaya ve yazmaya başladı. Hayatı kitap ve edebiyatın etrafında dönüp durdu. Tıp Fakültesini bitirdiğinde kendisini "çuvala tıkılmış gibi" hissetti. "Çuvaldaki delik" dediği psikiyatriden başını dışarı uzattı. Psikiyatride de artistik yaratıcılık ve duygudurum ile ilgili bilimsel araştırmalar yaptı. Şiir, öykü, roman, deneme ve eleştiri türlerinde eserler üretti. Yazar olmanın dışında yayıncı, editör ve kitapçı olarak da deliliğinin peşinden sürüklendi. 2001 yılında 1001 tane olmasını düşündüğü Binbir İnsan Masalları isimli Edebiyat projesine başladı. Hiçbir ödüle eser göndermedi. Doruktakiler 2004 Öykü Yazarı ödülü kendisine verildi. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Artistik Yaratıcılık ve Sanat Psikolojisi dersi veriyor. Vatan Gazetesi'ne her pazar köşe yazıyor. Okuyan Us Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmeni.
Aşina olduğumuz bir konu, edebi yönü güçlendirilmeliydi. Her şey bir anda olup bitiyor kitapta ve ana karakterlerin duygu dünyasına hiç yer verilmiyor. Sona sıkıştırılan İnayet Hanım geçmişi de eğreti durmuş.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Sanki uzun bir romanın özeti şekliydi. Özellikle Muharrem karakteri evden ayrıldıktan sonraki duygu ve düşüncelerine daha çok yer verilebilirdi. Kitabın ilk yarısı 2/5 ikinci yarısı 4/5.
ამაზე ცუდი ნაწარმოები არ წამიკითხავს! ავტორი დასაწყისიდანვე ახვევებს ერთმანეთზე დიდ სისულელეს, კლიშეებს (აბაზანის ფილებზე დაღვრილ სპერმაზე სინანული, რადგან მომავალი გენიოსები არიან; ცხოვრება დედაა, რომელიც არავინ იცის ალერსით მოგეპყრობა თუ არა), მერე უცებ არსაიდან ბრძნადმეტყველებას იწყებს და ისედაც სუსტ სიუჟეტს გწყვეტს. არცერთი პერსონაჟის ქმედება, ემოციები კონსტრუქციული არ არის, ტექსტის ბოლოსკენ არის ახსნის მცდელობა და ეგეც უნიჭოდ შესრულებული. გაცოფებული ვარ!!!
Iyi bir roman taslagi; ama kendisi degil. Karakterler oturmamis kurgu desen neredeyse yok. Keske daha fazla calisilsaydi uzerinde; cunku bazi gozlemler, cikarimlar cok etkileyici ve akilda kalici
Daha once Cem Mumcu okumadiysaniz bu kitaptan baslamamanizi öneririm.Kisa olmasina ragmen derin ,düşündüren ve her zaman ki gibi çarpıcı üslubuyla yazmis romanını.