Bu yıl okumayı planladığım Şükrü Erbaş'ın üç kitaplık Bütün Yazıları serisinde, yıl bitmeden en azından ilk kitabı okuyabildim ve çok beğendim. Kitapta üç bölüm var; ilk ikisi duygu yüklü, şiir tadında, farklı konulara değinen hoş denemelerden oluşuyor. Son bölümde ise edebiyata, şiire ve şairlere dair dergilerde yayınlanmış düşünce yazıları yer alıyor. Bu son bölümde aynı tat olmasa da ilk iki bölümün güzelliği kitabı sevmek için fazlasıyla yeterli bence. Bu tarz, kısa kısa ve konu bütünlüğünün olmadığı deneme tarzını okumakta iyi olmadığım halde birçok yazıyı tekraren okudum. Şiir okumayı seven biri olarak, bir süredir şiiri kasıtlı okumayışımın etkisi de olabilir bana çok iyi gelmesi. Şiirleri bu denli güçlü olan bir yüreğin, yazılarının da bu kadar etkileyici olması şaşırtıcı değil.
"Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına, ben geçtim... Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?"
Ankara, Güz/1983 ŞÜKRÜ ERBAŞ
Herkese keyifli okumalar.
Ey ölüm terzileri, ev yıkıcılar, sürgün ustaları... Ey bir halkı dizlerinin üstünde görmekten gönenen sahte eşitlik! Ey korkuyu sevgi sanan aşağılık duygusu. Siyah ve beyaz dışında renk tanımayan alacakaranlık. İki yanında iki süngüyle şımarık cesaret. Konuşmak yerine bağıran özgürlük. Ey gülerken ısıran iyilik, aşağılayan özveri, cezasız suç. Ey dağları düzlükle ölçmeye kalkan sığlık. Çokluğuna güvenen yanlışlık. Bir suçu, daha büyük bir suçla hafifleten tükeniş. Kendinden korkan öfke. Kan ter uykulara yastık olan taş. Ey başkasının bahçesindeki gergedan. Bir halkın türküsünü odalarda boğacağını sanan sağırlık. Ey dağları evlerin üstüne yıkan cinnet. Ey narcissus. Kan ve gözyaşı. Yalnız gövdesiyle var olan sevgisizlik. Kendi ışığıyla yanan pervane. En yüce değeri zulüm olan ahlak! Ordularıyla soluk alan haksızlık. Ey kardeşliğin süreğen kışı. Bir halkın onuruna yağan kar.
Size, BARIŞ deniliyor.syf29
Yaşamak bu kıyı kentinde de büyük gizler, küçük sevinçler, gücenik aşklar, gecikmiş olanaklar ve onulmaz düşler içinde dokuyordu insanın eksikli ömrünü...
ve neye mal olursa olsun tüm yalnızlığını dışına vermek istiyordu: Kekeme bir dil, kırık kirpikler, gözyaşıyla çizik çizik bir yüz, sevinç bozgunları, mevsimsiz rengi aşkın, sırsız aynalara düşmüş umut, kendinden bile incinen bir duyarlılık, yaralı gülüşler, hiçbir şeyi kurtaramamış içtenlik, pişmanlığa dönmüş yanlışlar, bekleye bekleye günü geçmiş duygular, yerleri bir yara gibi sızlayan dokunuşlar... Bir köpeğin bile parçasını yese zehirleneceği yaşanmış yaşanmamış dünya acıları, ömür parçaları. syf97
Özgürlük insanın aldığı soluktan belli olurdu. Kimsenin eli kimseye ölüm için uzanmazdı. Doğanın büyüsüyle yüreğin gizi akla iyilikler katardı. Bir hüznü söylerken bile söz, insana güven ve incelik verir, bir gökyüzü genişliği ile dünyaya barış getirirdi.
Şimdi mi? İnsanların gözleri uzun bir uçurumu ezber etmeye çalışan bir çift korku çiçeği, bir imdat çığlığı; sevincine bakarken bile ışığını ağır bir kuşku, boğuk bir önlem duygusundan alıyor. Herkes eliyle göğüskafesine yerleştirdiği kocaman bir kayanın altında kirpikleriyle kuş resimleri çiziyor gökyüzüne. Zorun, paranın ve yalanın Tanrıları, aşk, iyilik, esitlik, onur, özgürlük gibi tüm insani değerleri bir ihanet saplantısı, bir bölünme paranoyası ile ufkun dışına itiyor.
Bütün korkakların azılı bir kahraman kesildiği şarkıları bozulmuş bir ülkede ölüm, sorunların tek çözümü, hakların ve halkların ilk ve son ödülü oluyor. Özgürlük, bir uygunlukla iğdiş edilmemişse ancak hapishanelerde soluk alıyor. Yatağını cehalet, ihtiras ve çirkinliğin serdiği odalar ve olanaklar içinde, yeteneksizlik parayla yatıp kötülükle kalkıyor. Yoksulluk insanları evlere kapattıkça dünyadan ışığı kesilenler, soğuk bir karanlıkla Tanrıyı çoğaltıyor. Namusu cinsel organlara indirgeyen adamların mutsuz kadınları, bedenlerini soğuk yataklara çarpa çarpa tiksintiyi ve şiddeti doğuruyor. Şarkı-lar durmadan ayrılık ve ölümü söylüyor. Sesine dağları almış çocuklar, incecik boyunlarında binlerce yılın örseli yükü, gözlerinin ve parmaklarının buğulu pınarıyla yangın yerlerine, taş duvarlara su taşıyor.
Ve kendilerinden başka kimseyi sevmeyen, sevgisizliğin doğurduğu o adamlar, konumlarını ve kişiliklerini oluşturan korku, kabalık ve kurnazlığın o kırıcı nefti uzaklığından, yalnızca görmek istediklerini görüp duymak istediklerini duyarak, hâkim olmanın şehveti ve olanaklarıyla ülkeyi tek bir renge indirmeye devam ediyorlar... Halk mı? Tanrı, devlet ve yokluğun üç ağızlı bıçağında, bilenmek mi dilinmek mi belli olmayan bir çırpınış içinde, dalıp dalıp gittiği boşluğa benziyor gittikçe...syf101
Sokak bizim evlerimizin dışarıya sarkmış mutsuzluklarıdır. Bizim giyinmiş kuşanmış ihtiraslarımızdır. Kendini başkalarının aynalarında görmeyi özlemiş duvarlarımızdır. Başkalarıyla varlık kazanmış duygularımızdır. Bu dünyaya ait olduğumuzu hissedebileceğimiz biricik imkânımızdır. Birey olma bilgimizdir. Beş duyumuzun kendisini sürekli yenileye-bildiği alandır. Sözümüzün değer bulduğu başka insanlardır. Bize yalnızlığı ve yalnızlığı aşmayı öğretebilecek tek okuldur. Biz harfleri evde öğreniriz ama cümleyi sokakta kurarız. Say-gıyı ve saygısızlığı, öfkeyi ve dinginliği, ölümü ve ütopyayı en yakıcı şekilde sokakta öğreniriz. Sokak acımasızdır. Ama bu acımasızlığın mayalandığı yerler evlerdir. Sokağa evden çıkarız biz. Sokak bizi korumaz, bize ayakta durmayı öğretir. Günlük akışın düzenini bozma fikrini, günlük akıştan bunal-ma duygusunu bize sokak verir. Adalet duygusunu evler-den çok sokaklardan öğreniriz biz. Eşitsizliğin acımasızlığını okullar öğretmez, sokaklar yaşatır. Şanırım şunu unutmamak gerekir: Her sokağın iki yanında evler sıralıdır. Evin olmadığı yerde sokak yoktur. Ve biz ne kadar savrulursak savrulalım eve döneriz.syf66