Jump to ratings and reviews
Rate this book

Kırmızı Buğday

Rate this book
"Alemi uzaktan seyredince kuleler, konaklar, üzerinde koşan tavla tavla atlar, mayalı develer, yalçın dağlar, acı göller, Şahin Beyler, beylerin uzun elleri, körüklü çizmeleri ve de bağlanmış taşlar ile salınmış köpekleri görünür. Bundan ibaret sanılan devranın derisinin altında asıl sahibin nehirden nabzı atar oysa. Çoğu zaman derinlere kaçar, kendi bile unutur nefsini. Sonra olmadık zamanda ve umulmadık anda öz magmasına rastlar. İçin için kaynar, elini öteki elinin örsünde döver, göbeğini keser ve onu gömdükleri kabuğu zelzelelerle yırtarak yazısını yeniden yazmaya çıkar. Bütün iş çoğunluktadır. Bütün iş buğdayı yatıracak acı rüzgarı beklemek yerine fırtına olup esmeyi hatırlamaktır. Ehil bir el gelir, kazandaki süt taşına uzanır ve atar dışarıya. Süt taşar!"

Deli İbram Divanı'nda Ege insanının doğayla, tarihle, efsanelerle beslenen hayatlarını anlatan Ahmet Büke, Kırmızı Buğday'da hikayeye bu kez bambaşka bir açıdan yaklaşıyor. Kaderini memleketine bağlamış, ölümden yaşam doğuran insanları anlatan Kırmızı Buğday, Arap Ali, Adnan Bey, Gani Dayı, Teğmen Cemil, Dünya, Maya gibi unutulmaz karakterlerle hem tarihsel hem de toplumsal bir anlatının izini sürüyor.

Ahmet Büke'den yine çok ses getirecek, bu toprakların hikayesini anlatan bir roman. Kırmızı Buğday.

496 pages, Paperback

First published April 8, 2025

36 people are currently reading
251 people want to read

About the author

Ahmet Büke

34 books104 followers
1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünden mezun oldu. Ölümsüz Öyküler Yayınevi'nin düzenlediği 'Xasiork 2002 Kısa Öykü Yarışması'nda Kayıp Dua Kitabı isimli hikâyesi birincilik ödülüne layık görüldü. 2008'de Alnı Mavide ile Oğuz Atay Öykü Ödülü'nü, 2011'de Kumrunun Gördüğü adlı kitabı ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldı. Öyküleri, e edebiyat, AdamÖykü, Özgür Edebiyat ve Patika dergilerinde yayımlandı. Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi ve Derkenar isimli internet dergilerinde kısa öyküler yazmaya devam ediyor.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
155 (51%)
4 stars
94 (31%)
3 stars
48 (15%)
2 stars
4 (1%)
1 star
2 (<1%)
Displaying 1 - 30 of 53 reviews
Profile Image for Eylül Görmüş.
770 reviews4,952 followers
May 7, 2025
"Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor” diye yazmıştı Antonio Gramsci; "Ehtiyar kün öldü, bala kün doğamadı" diye yazıyor Ahmet Büke. 95. sayfada bu cümleyi okuduğumda bir Gramsci referansı olduğunu anlamış ve çok heyecanlanmıştım, nitekim kitapta ilerleyince referanslar daha da somutlaştı, Gramsci'nin meşhur cümlesinin devamı olan "şimdi canavarlar zamanı" ifadesi, son bölümün başlığı olarak karşıma çıktı.

Açıkçası Gramsci üzerine kurulmuş bir Milli Mücadele anlatısı okuyacağımı hiç hayal edemezdim, bu açıdan sahiden çok şaşırtıcı bir kitap Kırmızı Buğday. Gramsci'nin cümlesine toplumların büyük dönüşümlerin arefesinde olduğu karmaşık günlerde sıklıkla başvurulur, yıkılan bir imparatorluktan yeni bir şeyin doğduğu o günleri tarif etmek için de şüphesiz çok uygun.

Yazar bizi önce Çanakkale cephesine, I. Dünya Savaşı yıllarına götürüyor, buradan ilerleyip Kurtuluş Savaşı'na varıyoruz. Edebiyatımızdaki milli mücadele anlatılarına selam duran, o geleneği izleyen bir roman bu, ancak bu anlatıya bir de epey görünür bir sınıf mücadelesi katmanı ekliyor.

Ben açıkçası bu tür çok karakterli, çok olaylı, çok savaşlı romanlardansa yazarın merceğini tarihin içindeki bir ana yaklaştırıp o anı didik didik ettiği anlatıları daha çok seviyorum. Keza aynı şekilde karakterlerin de daha derinlikli işlendiği, hikayenin akışı içinde figürandan öte bir pozisyon aldıkları romanlardan daha çok tat alıyorum. Ben bu romanda Deli İbram Divanı'nın Leyla'sı gibi unutulmaz karakterler bulamadım, maalesef çoğu bana tek boyutlu geldi. Deli İbram Divanı demişken, İbram burada da var. O kitapta kısaca dinlediğimiz kardeşinin katledilmesi ve savaşa gitmesi hikayesini burada daha detaylı öğreniyoruz.

Ahmet Büke'nin dili her zamanki gibi çok lezzetli ve yazar yine muazzam çalışmış; özellikle anlattığı Çanakkale coğrafyasını çok iyi bilen biri olarak bu kısımları okumaktan çok haz aldım. (Atatürk'ün 19. Tümen komutanı olarak isimsiz şekilde bir an göründüğü kısım örneğin, nefisti.) Ancak yukarıda belirttiğim sebepler kitapla mesafelenmeme sebep oldu, maalesef. İşte böyle.
Profile Image for Meltem Sağlam.
Author 1 book168 followers
September 26, 2025
Ahmet Büke en sevdiğim yazarlardan birisi. Bu romanını da heyecanla okudum. Her zamanki gibi akıcı, duygulu ve heyecanlı bir anlatım. Konunun ağırlığına ve bir çok teknik detayın ilave edilmiş olmasına rağmen, hiç sıkmadan, yormadan okunuyor.

Ülkemin dönem insanının, köylüsünün hepsinin acısı, derdi, hem tabiatla, hem insanlarla savaşı aynı. Yazar bu çileyi ve emek hırsızlarının acımasızlığını, ihaneti, güçlülerin ilerleyişini çok başarılı bir şekilde anlatmış.

Karakterler çok sevimli, hepsini çok sevdim. Eski dostlarla karşılaşabilirsiniz. Ana kahramanın karakterindeki değişim biraz şaşırtıcı. Özellikle son bölümde.

Yazarın konu ile ilgili çok çalışma yaptığı, çok emek harcadığı açık. Bence konu daha hacimli bir kitabı/kitapları hak ediyor. Özellikle Ahmet Büke’nin cümleleriyle.

Kitabın en güzel bölümlerinden biri olan Akbaş Cephaneliği baskınını, Figen Ünal Şen de Mart 1924 baskılı ‘Tut Elimden İstanbul Bir İşgalin Romanı 1918-1923’ başlıklı romanında başarılı bir şekilde anlatmıştı. Tekrar okudum. Her iki anlatım paralel ve çok etkileyici.

Çok eğendim.

Profile Image for Ferda Nihat Koksoy.
522 reviews30 followers
June 10, 2025
Kitabı büyük bir hayranlık ve hoşnutlukla bitirdim.
Yaşar Kemal'in Çukurova'sının İnce Memed'inden sonra Ahmet Büke'nin Ege'sinin Arap Ali'si oldu artık.

Yaşar Kemal yerel hegemonyanın acımasızlığında yeşertmişti İnce Memed'i;
Ahmet Büke ise savaş sırasında bile işgal kuvvetleri ve emperyalizmle beraberliğini sürdüren yerel hegemonya kepazeliğinde destanlaştırmış Arap Ali'sini.

***

"...ezilen buğdaylar yatar kalırdı. O körpeliğiyle yeri öpen buğday asla doğrulamazdı. Eski boyuna kalkamayan yaş saplar çürümeye başlar ve buğday sadece ona bağlı olanların hissedeceği bir kokuyla ölmeye yatardı. Dünyanın her köşesinde emekleri eline verilenler bu kokuyu bilirdi.
Oysa bizim cennet ve cehennemimiz olan bu topraklarda yatmış buğday kokusuna tüm bunlar yetmezmiş gibi korkular da karışırdı. Irgat, yarıcı, hizmetkâr ve toprak emekçilerinin ellerine yüzlerine bulaşan o kara his. Yokluk ve yoksulluk, açlık ve ardından gelecek hastalıklı ölüm korkusu; sipahi ve ardından âyan korkusu. Sonunda tek kişiye dönüşecek bezirgân tüccar, tefeci, sarraf korkusu. Dayanamayıp toprağından kaçıp gidenin, toprağını işlemeyenin peşine düşen çiftbozan akçesi korkusu. Celallenmesi sönmüş eski bir Celali başbuğunun yatağanıyla kesilmek korkusu. Ve hatta bütün bu korkularla dolu kaderin korkusu..."

"Para dediğin de kanlı canlı, yaşayan bir hayvandı nihayetinde. Hayatın içine sızmak, balına bulanmak, göllenmek, birikmek, kabarıp yeni yataklar kazarak akmak isterdi. Onu zincirlemek, saklamak, bekletmek ölümcüldü. Taşların altına gömsen de saldığı koku yırtıcıları kendine çekerdi."

"Hadkinson yanında getirdiği deri çantasına uzandı. İçinden ipek bezlere sarılı iki bohça çıkardı. "Bunlardan birisi kırmızı Fetih Sancağı, öteki de Büyük Britanya sancağıdır. İkisini de odanıza asın. Artık siz bizim müttefikimizsiniz. Müttefiklerimizi kollamamız onlara duyduğumuz muhabbetten değildir. Menfaatlerimize olan bağlılığımızdandır. Ekselans, temsil ettiğim Büyük Britanya için toprak, istihsal ve ona bağlı menfaatleri öyle vazgeçilmezdir ki, gerekirse İzmir Limanı'na asker çıkarır, yine haklarını korur!"

"Reaya dediğin bin uyur, bir uyanırdı. Davrandığındaysa zincirlerinden boşalan öfkesine kendi bile şaşardı. Saati vurmuş, cevizin özü kendi kabuğunu kırmıştı. Şimdi neyin kendine yarar, neyin zarar olduğunu bilmeyen sel gibi kabararak bendini yıkıyordu. Artık akıp coşacak, onu zelil eden ne varsa topuklarının altına alıp gücü yettiğince ezecekti."

"Almanlar Gelibolu'daki boğuşmaların mümkün olduğunca uzamasını, Avrupa Cephesi'ndeki askerleri rahatlamasını istiyor. Tabii, Yörük sırtından kurban kesmek kolay! Akacak olan kan bizim damarlarımızda."

"Harp acılar ve mağlubiyetlerle sürüyordu. Kapanan sınırlar, daralan dış ticaret imkânları, düşen üretim, bunlara eklenen büyük silahlanma harcamaları ve telafi edilemez insan gücü kayıpları memleketin üzerine karabasan gibi çöküyordu. İzmir de artan hayat pahalılığıyla yokluklar içinde kıvranıyordu. Halkın bu sıkıntılar içinde hükümete ve siyaset üzerindeki hegemonyası nedeniyle İttihatçılara olan tepkisi giderek artıyordu."

"Evet, Cihan Harbi dünyanın şimdiye kadar yaşadığı en feci şey! Bu fecaat her türlü melunluğu ve namussuzluğu da şahikaya çıkarır maalesef. Üstelik harpten önce de harp zamanında da varlık içinde falan değildik. Bankalar, demiryolları, taşıt vasıtaları, adını ilk elden sayacağınız imtiyazlı, imtiyazsız mali kurumlar hep yabancıların elinde değil mi? İzmir'den Karşıyaka'ya bir biletle bineceğiniz vapurun geliri bile Belçikalılara ait. Öz vatanımızda müstemleke iktisadı içinde yaşıyoruz. Ve bütün bu vaziyet içinde harbe girmek mecburiyetinde kaldık."

"Arap Ali Akhisar çarşısında Yunan bayrağıyla süslenen dükkânları, gündüz vakti meyhanelerden sarhoş adımlarla çıkıp sağda solda taşkınlık yapan kalabalıkları görünce gözlerinin önüne mütareke İstanbul'u geldi. Sarayların şehrindeki çürüyen gökyüzü zehirli külleriyle memleketin tamamına yağmaya başlamıştı."

(Toprak ağası Adnan Bey) "Çalışmak çoğu zorla, azı gönülle yapılan bir şeydir reaya için. Her zaman da yatağından kabarmalar olur. Eşek bile çomakla yüke girerken arada teper sahibini. Biz bunlara şerbetliyizdir. Ziyadesi daha doğmadan halledilir ve geridekilere ders olunur. Bazen da çayır yangınına döner. O zaman bir köşeye çekilip seyredersin; öfkesini aldıktan sonra çıbanbaşlarının canını çıkara çıkara yakarsın. Bu işin kaidesi böyledir. Aslına bakarsanız zor da değildir. Zira biraz sular durulduktan sonra gelirler kendi elleriyle kendi adamlarını satarlar. Biraz para, azıcık toprak, üç-beş kuruş hatta bir işret sofrasına sırt sırta dövüştüğü arkadaşını ihbar ederler. Gidip gırtlağına basarsın."

"Mütareke tatbikatına kimsenin sesi çıkmadı. İngilizler Musul, Kilikya, İstanbul derken İzmit, Eskişehir, Afyon'dan Ankara'ya kadar işgal heyetleri gönderdiler. Fransızlar Adana'ya, Mersin'e girdiler. İtalyanlar Konya, Kuşadası, Selçuk için harekete geçtiler. Bir sarhoş bile nara atmadı bütün bu olanlara. Fakat ne zaman İzmir'e Yunan askeri ayak bastı, ne zaman ipten kazıktan kurtulmuş güruhlar feci tecavüzlere girişti, işin rengi değişmeye başladı. Ahali türlü isimlerle birikmeye ve hatta silahlı teşkilata girişti. Ama bakınız, şimdi ses çıkaranların bile arzusu bellidir. Alaşehir Kongresi'nde tüm hazirunun imzaladığı beyanname ne diyordu biliyor musunuz?
Topraklarımız mutlaka işgal edilecekse, Yunanlar değil insanlık ve medeniyet timsali olan İtilaf Devletleri askerleri gelsin! Nazilli Heyet-i Milliyesi daha sonra bir telgraf yolladı General Milne'ye. Yunanları Aydın'dan çıkarın, siz gelin; biz de evlerimize dönelim ve bu iş bitsin, diye ses verdiler."

(Kuvayı Milliyeci Yüzbaşı Cemil Bey) "Efendiler yaşadığımız nedir? dedi. Biz sadece harici işgalle boğuşmuyoruz. Bu yaşadığımız kanlı bir iç harptir aynı zamanda. Ezcümle padişah bize düşmandır, hükümetleri bize düşmandır, hatta millet, milletin ekseriyeti de bize düşmandır...
Rauf Bey ve avenesi ve hatta milli kuvvetlerimiz dahilindeki en mümtaz erkânın ekseriyeti bile malum fikre teşnedirler, maalesef. Öyle değil mi? Korkarım ki İngilizler iş bilmezliğimizi yine mahirane diplomasileriyle bize karşı kullanacaklardır. Bu deli saçması siyasete mümkünatından değil de Bolşeviklerle aramızı bozma ihtimalinden sarılacaklardır."

"Akhisar işgalin ilk günlerinde derhal teslim bayrağı çekerken neden bu dağ bölgeleri huzursuzca kıpırdadı, ilk silahlar buralarda patladı, düşman da ilk adımından itibaren buralara tereddüt içinde baktı? Tesadüf değil elbette. Bakın iktisadiyat demek her şey demektir! Ovalar büyük arazilerdir; istihsal yapılan, iç ve dış ticaret yollarıyla rabıtalı, pazarlara ulaşan tacirin, ticaretin, paranın kaynadığı yerlerdir. Büyük araziler, büyük kazançlar, büyük mülkler, kuvvetli eşraf ve siyasetin atardamarında akan ensesi kalınlar işte böyle halka halka birbiriyle bağlı uzar gider oralarda. Bu saadet zinciriyse düzen, istikrar ister."

"Arap Ali'nın atlıları muharebenin en sıkıntılı, bun içindeki halkın en dar anında kararmış göklerden inen yalabık misali şavkıyor ve takip eden gürlemeyle ortaya çıkıveriyordu. İşte o an bir ferahlık ve genişleme hissi yayıyorlardı. Ve geldikleri gibi geride sadece vurdukları sert darbenin izini bırakarak kayboluyorlardı. İyi örtünen, kendilerini gizledikleri kuytuluğu açık etmeden yüksek taktik kabiliyetle harp eden müfrezenin etkisi ateş gücünden kat kat fazlaydı. Arap Ali bu cenk sanatında halka güven vermek kadar korku salmanın da faydasını derhal fark etmişti. Zira Batı Anadolu, cephe hatlarının sık sık birbirine karıştığı, güç dengelerinin günlük değiştiği, mücadelenin tahterevalli gibi iniş çıkış gösterdiği bir alandı. Bu kaotik ortam içinde düşman unsurlarıyla işbirliği Türk ve Müslüman ahali için yaygın meslek halini almıştı."

(Arap Ali) “Zira biz çift süreriz, sen mülk sürersin! Biz toprağı şenlendiririz, sen kule dikersin! Biz cephede kan dökeriz, sen bedel ödersin! Yani sen bir taraf, biz bir taraf!”

"EHTİYAR KÜN ÖLDÜ, BALA KÜN DOĞAMADI. İMDİ BÖRÜLERİN VAKTİDİR."
Profile Image for Kayıp Rıhtım.
375 reviews305 followers
Read
July 5, 2025
"Büke, kitaptaki karakterlerin çoğuna aynı mesafede durduğu ve hatta çoğunlukla karakterlerin derinlerine inmediği ancak olayların ardı arkasının kesilmediği bir yolculuk sunmuş bize Kırmızı Buğday’da. Öyle ki, patriyarkal düzenin içinde, erkeklerin merkezde olduğu birbirine iç içe geçmiş hikâyeler anlatırken, farklı kökenlere, farklı sınıflara sahip insanların varoluş mücadelelerini de en çıplak, en karanlık taraflarıyla göstermiş."

- Gaye Keskin

İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/inceleme/kirm...
Profile Image for Gülşah'ın  kitaplığı .
73 reviews3 followers
November 17, 2025
Aslında kitaba gelgitlerle başlamıştım. Bazen hissedersiniz ya öyle işte... Deli İbram kitabını beğenerek okudum. Bu kitapta ise aradığım anlatıyı bulamadım. İlk yüz sayfa hep içimden; aynı Yaşar Kemal dili... diye diye okudum. Tamam benzerlikler, etkilenmeler olabilir elbet. Yaşar Kemal büyük bir yazar.
Sonra atlayarak ikinci bölüme geçtim 🙈 okudum okudum sonra yine atlayarak son sayfaları okudum.
Hep aynı şeyi okuyormuşum gibi hissettim. Birde bir sürü kişi girip çıkıyor hikâyeye ama bir türlü kim kimdir anlamadım. Derinlik yok,. Devam yok...
Anladım ki kitap bana hitap etmiyor.....
Profile Image for Didem.
181 reviews18 followers
July 28, 2025
Dün yolda bitirdim Kırmızı Buğday’ı. Milli Mücadele yıllarında Ege’de geçen bir hikaye bu. Batı Ege’de, birebir gitmesem de babamdan sıklıkla duyduğum köylerin kasabaların içerisinde geçmesi sebebiyle merakla ve keyifle dinledim. Bilmediğim yeni şeyler de öğrendim tabii, Ayvalık’a Yunan çıkarmasını özellikle merak ettim, daha detaylı şeyler bulmaya çalışacağım. Karşıyaka’ya da Bellavista dendiğini bilmiyordum mesela onu da yeni öğrendim.

Ahmet Büke belli ki çokça emek vermiş ve çokça araştırma yapmış bu kitabı hazırlarken. Benim için talihsiz olan kısmı İnce Memed’den kısa bir süre sonra karşılaşmamız oldu. Yine de destansı hikayeleri ve Milli Mücadele yıllarını okumayı sevenleri memnun edecektir.
Profile Image for Burak Kuscu.
574 reviews128 followers
October 21, 2025
Arka arkaya müthiş kitaplar okudum doğrudur ama Kırmızı Buğday bambaşka bir noktaya dokundu. İlk Ahmet Büke kitabıydı okuduğum. Daha bu bitmeden Deli İbram Divanı edinip hemen ona da başladım. Şimdi o da bitiyor.

Ahmet Büke inanılmaz yazıyor. Zaten bölgenin insanı. Hal böyle olunca tüm anlatılara, gelenek göreneğe de hakim. Bir de tarihi olaylarla ilgili araştırma, incelemeleri neticesinde elde ettiği güzel ayrıntıları da katınca, ortaya muazzam bir kitap çıkarmış. Eline sağlık Ahmet Büke'nin. En kısa zamanda kanalımda da bir inceleme videosuyla daha detaylı anlatmaya çalışacağım.
Profile Image for Berkant Bağcı.
97 reviews10 followers
July 2, 2025
Kırmızı Buğday'ı nasıl anlatsam, nasıl tarif etsem bilemiyorum. Üstünde adım attığımız topraklar yaşıyor, Anadolu'nun kalbi atıyor sayfalarında. Yüzlerce ve hatta binlerce yıllık bir maziyi, Anadolu'nun öyküsünü anlatıyor bu sayfalar. Osmanlı'dan başlayan, Kurtuluş Savaşı'na giden, Filistin'e uzanan bir öykü. Karakterler uçsuz bucaksız. Her karakter bizlere iyiliği, kötülüğü, acımasızlığı, inatçılığı, toprak ve para hırsını, sadakati ve merhameti anlatıyor. Bu toprakların tarihini ve kimliğini bizlere hatırlatıyor. Kısaca bizi, bizlere anlatıyor.

Ahmet Büke kalemiyle tanışma kitabım oldu Kırmızı Buğday. Deli İbram Divanı'nı çok sık görüyordum ancak tanışma fırsatım olmamıştı. Nihayet bu tanışma böyle güzel bir eserle, Kırmızı Buğday ile gerçekleşti. Okurken Yaşar Kemal'i anımsadım. Onun Çukurova topraklarına bakışını, eserlerinde derinlemesine daldığı Anadolu topraklarını ve insanını görür gibi oldum. Ama tabii burada Batı Anadolu minvalinde geçiyor. Batısal bir sentez söz konusu. Ege'nin kimliğini derinlerden yaşatıyor. Benim için farklı ama güzel bir okuma deneyimi oldu. Uzun zamandır da böyle kalın bir kitap okumamıştım ve böyle detaylı bir dünyaya dalmamıştım. Çok keyif aldığımı söyleyebilirim.
Profile Image for Gencay.
37 reviews8 followers
May 15, 2025
Ahmet Büke, Kırmızı Buğday'ı yazmak için epey emek harcamış besbelli. Oldukça da zahmetli bir işe girişmiş. Yazar, "hadi ben de oturayım da tarihi bir roman yazayım bari" dememiş sadece. Çanakkale Savaşı ve Milli Mücadele gibi ulusal tarihimizin en önemli evrelerini, kolaya kaçıp hamasi unsurlarla süsleyebilecekken, iktisat, toprak paylaşımı, sınıfsal farklılıklar, coğrafya/doğa, tarih, insan psikolojisi vs. gibi çok katmanlı bir perspektifle anlatarak zenginleştirmiş hikayesini.
Anlatının ritmi zaman zaman oldukça yükseliyor, özellikle çatışma ve savaş bölümlerinde. Zaman zaman da Ege coğrafyasının dinginliğine götürüyor bizi yazar. Gerçekten doğa anlatımı oldukça başarılı Ahmet Büke'nin.
Yaşadığımız coğrafya işbirlikçileri, rüşvetçileri, Adnan bey gibi çıkarcı kaypakları çıkarmaya çok müsait ama işte Arap Alileri, Yüzbaşı Cemilleri de çıkarıyor burası. Günümüzde bu mücadele bitti diyebilir miyiz? "Kurtuluş Savaşını keşke Yunan kazansaydı" diyenler şu an iktidarda olabilirler, ancak Yüzbaşı Cemiller de henüz ölmüş değil, bu mücadele devam edecek.
Sonsöz olarak, Ahmet Büke'nin öykü dünyasını çok severim, romancılığı ile sanırım yazarlık serüveni başka bir yere evriliyor gibi. Kırmızı Buğday, Milli Mücadele edebiyatı külliyatına önemli bir katkı.
4.5/5
Profile Image for Bahar.
172 reviews26 followers
January 28, 2026
Ahmet Büke, Kırmızı Buğday’da detaylı bir araştırmanın ve titiz bir çalışmanın ürünü olduğu her satırından hissedilen bir roman sunuyor. Kullandığı dil döneme has; bilinçli olarak eski, yer yer masalsı. Okuru tereddütsüz biçimde romanın atmosferine davet ediyor. Büke, karakter kurma konusundaki ustalığını burada da sürdürüyor. Arap Ali, Yüzbaşı Cemil, Gani Dayı, Kayalıoğlu Adnan ve Maya gibi karakterler birer “temsil” olmaktan çok, kendi ahlâkları, korkuları ve çelişkileriyle, en sahici halleriyle var oluyor. Yazarın başarısı, bu karakterleri ne yüceltmesi ne de yargılaması; onları zamanın sertliği içinde oldukları hâliyle bırakabilmesi ve tarihsel gerçekleri bu karakterler üzerinden okura aktarabilmesi. Deli İbram Divanı’ndan tanıdığımız Demirci Asım ve Deli İbram’ın romana uğrayıp okura selam vermesi de, Büke’nin kurduğu edebî coğrafyanın sürekliliğini hissettiren hoş bir ayrıntı.
Romanın kurgusu, bu karakter yoğunluğunu taşıyacak biçimde geniş ve katmanlı bir yapı üzerine kurulmuş. Büke, Çanakkale’yi bir “kahramanlık sahnesi” olarak değil, yaşayan karakterlerin deneyimleri üzerinden, gerçekçi bir biçimde anlatmayı tercih ediyor. Osmanlı’nın son dönemi ile Kuvâ-yi Milliye süreci farklı yönleriyle yansıtılmaya çalışılmış; ancak özellikle son bölümlerde, Kurtuluş Savaşı’na bağlanan kısımlarda, yazarın aktarmak istediği bazı tarihsel bilgiler anlatının akışına tam olarak eklemlenemiyor. Bu bölümlerde yer yer didaktik bir ton hissediliyor ve metin gereğinden fazla uzatılmış izlenimi verebiliyor. Tarihsel bağlamla ilgilenen okur için kuşkusuz kıymetli olan bu kısımlar, anlatının ritmini zaman zaman zayıflatıyor. Buna rağmen Kırmızı Buğday, güçlü dünyası ve karakterleriyle hafızada kalıcı bir roman olarak yerini alıyor.
Profile Image for Renklikalem.
553 reviews180 followers
January 27, 2026
Daha önce Deli İbram Divanı ve Kumrunun Gördüğü kitabındaki öyküleri dışında çok da kalemini tanımadığım Ahmet Büke’yi sanırım biraz da kendine has ağırbaşlı ve sakin duruşu nedeniyle yıllardır severek takip ederim.

Övgüye ihtiyacı yok, aldığı edebiyat ödülleri ve yıllardır oluşturduğu okur kitlesi ile çağdaş yazarlarımızın içinde ayrı bir yeri olduğu aşikar yazarın. İyi ki yazıyor, iyi ki var.

Fakat şöyle bir şey var: Bence öykücüler roman yazınca ya çok kısa tutuyor ya kendini durduramıyor çoğunlukla :) Bazı yazarlar öyküyü bir tık daha uzatır, hikaye kısa bir novellaya dönüşür ve derim ki ‘hiç yetmedi, sanki ağzımıza bir parmak bal çalındı, yazar hikayenin devamını mı yazacak yoksa…’ Bazen de ikincisi olur, yazar ‘roman bunu kaldırır nasılsa’ deyip hikayeye, karakterlere ve okura da pek bir katkısı olmayan gereksiz detayları koyar hikayeye, ‘dünya bir toz bulutuydu’dan başlar anlatmaya, olur bol malzemeli, zengin, ama tatsız tuzsuz bir çorba. Böyle mi? Hiç değil. Ama nasıl sorusunun peşine düştüm ben de.

‘Buna benziyor gibi ama değil, şuna da benziyor gibi ama yok, o da değil’ vs diye diye okudum. Bir şeye benzetmeye çalışmaktaki amacım birilerine öykünmüş ya da taklit etmiş vs gibi bir yerden değil asla. Sadece ben bir şey yedim ama ne olduğunu hiç anlamadım duygusu. Yani yediğimiz şeyin lezzetinin neye yakın durduğu aşikar da diğerleri varken bunu ben niye yiyeyim ki diyorum.

Belki de şimdiye kadar okuduğum dönem romanları, özellikle de milli mücadele romanları (yazar ismi vermiyorum, malum çoğu, gerek de yok, liste zaten şampiyonlar ligi gibi) çıtayı zaten öyle bir yere taşımıştı ki, büyük beklentiyle ve heyecanla başlamama rağmen, ne ile fark yaratacağı sorusunu aşmaya beni ikna eden bir metne dönüşmedi Kırmızı Buğday.

Atmosfer yaratımı konusu da ilginç, mekanlar neredeyse hiç canlanmadı gözümde maalesef. Karakterleri ve diyalogları olduramadım ne yalan söyleyeyim, belki de bu yüzden hiçbir karakterle empati yapamadım, hiçbirine de yakın hissedemedim.🥲

Kitabın daha samimi ve duygusunu geçirecek bir yöntem olan ben anlatıcı ile yazılmış olmasını dilerdim. Sesinin tonunu hiç anlayamadığım, duyamadığım tanrı anlatıcı beni metinden uzaklaştıran sebeplerden biri oldu.

Peki Çağdaş Türkçe Edebiyat içinde kötü bir metin mi? Bence hiç değil. Ama çağdaş yazarların da artık daha önce yapılmış işleri ve kendilerini de aşmalarını okur olarak beklemekte de haksız değiliz bence. Deli İbram Divanı’nda bir şey denedi, sevilince köpürttü gibi olmuş. Bunun yarı hacminde, dilde tasarruf yaparak bu halinden daha iyi bir metin olurdu diye düşünmeden de edemiyorum.

.


Profile Image for Emre Tosun.
39 reviews
May 6, 2025
ulusal kurtuluş savaşımıza, sınıf mücadelesi temelinden bakan roman.
her şeyiyle mükemmel.
Profile Image for Sibel.
80 reviews4 followers
October 15, 2025
Savaşlardan çıkmış yorgun bir imparatorluğun ardından bir de varoluş ve özgürlük mücadelesi veren bir toplumun hayata tutunma çabasını okuyoruz aslında bu kitapta.
Yazar bu kitabın 4 senelik bir çalışmanın ürünü olduğundan ve alanda uzman kişilerin - mesela askeri strateji bölümlerindeki terminoloji gibi- geri bildirimleri ile gerçeğe en yakın şekilde o dönemi seslendirdiğinden bahsetmişti bir buluşmada. Aynı şekilde kitapta adı geçen karakterlerin bir kısmı da kendi uzak akrabalarından ya da büyüdüğü çevreden dinledikleri ile yaratılmış kişiliklermiş.
Bu kısa bilgilerden sonra gelelim beni neden bu kadar etkilediğine: Aslında konusunun yanı sıra en çok dili ile etkiledi diyebilirim. Yazar her karakterin yaşadığı mekan ve tarihe uygun anlatım dilini başarıyla kullanmış. Osmanlıca’ya ya da halk ağzına temas etmeden yazılmış olsaydı, bu kadar inandırıcı olur muydu, bilemiyorum. Özellikle ilk bölümlerdeki masalsı anlatım, kitaba girmemi kolaylaştırdı diye de eklemiş olayım.
Konusu itibarıyle, milli mücadele dönemini anlatan birçok kitap okumama rağmen, halkın savaş öncesi ve savaş sırasındaki durumlarını detaylı bir şekilde aktardığı için çok etkileyici geldi kitap.
İnsanlığın bitmeyen yarası savaşın, yokluğun, acının; zenginin her koşulda işini sürdürebilmesinin; iktidar kavgalarının, vatan sevgisinin ve daha pek çok evrensel insanlık meselesinin, bizim coğrafyamızı merkez alarak anlatılmış olması, hikâyeyi zaman ve mekân ötesi bir boyuta taşıyor ve etkisini kalıcı kılıyor bence.
Kitabın bir kısmını da Storytell’de Emre Melemez seslendirmesi ile dinledim ve seslendirmeyi de çok başarılı bulduğumu belirteyim.
Sonuç olarak bu eser, tarihi bir dönemi sadece olaylarıyla değil, insan ruhu ve toplumun derinliğiyle de yansıtan, hem dili hem de konusuyla okuyucuyu derinden sarsan güzel bir anlatı. Tavsiye ederim.
Profile Image for Mustafa.
95 reviews
May 8, 2025
Cihan Harbi dönemi Ege bölgesinin batısı. Toprak ağaları ve köylüler arasındaki toprak çatışması. İşgallere karşı Kuvayi Milliye'nin faaliyetleri. Ahmet Büke'nin sürükleyici anlatımı ile bir solukta okunacak müthiş bir dönem romanı.
Profile Image for Gozde Erdemir.
49 reviews17 followers
August 8, 2025
Ahmet Buke'yi seviyorum ama bu kitapta maalesef aradigimi bulamadim. Cok iyi baslayan hikaye, fazla dallanip budandi, karalterler derinlesemedi, ve hatta ana karakter degisti surekli. Konusu, kisisel olarak en cok ilgimi ceken donemlerden birini ele almasına ragmen beni icine cekmeyi basaramadı.

Herkesin de yazdigi gibi Ahmet Buke cok arastirmis belli, arastirdigini da ortaya dokmek icin cok ugrasmis ama bu bilgileri dogrudan ve yogun sekilde, kimi yerde didaktik aktarması, bence okuma zevkini azaltıyor.

Kitapta elbette Yaşar Kemal’e benzer bir tını var: daga çıkmalar, eskiyalar, at surmeler, betimlemeler… Ama aynı ustalık yok; zaten olmasını beklemek de pek adil değil. Aynı sekilde, “Ermeni olaylarına değinmedi” diye elestirmek de bana göre haksizlik. Cunku baglamdan kopuk bir beklenti ve kitapta gercekten hicbir ırkcilik yok. Ustelik bas karakterlerden Arap Ali bile Turk kokenli degil; ne diyorsunuz Allah askina?

Ha bir de kitabin bir yerinde, Izmir'e giden Adnan Bey, Rizabey Aile Evi'nde kaldi; orda Tarik Dursun K'ya cakilan selami aldim, basimin ustune koydum ben de.
Profile Image for Yasemin Dildar.
41 reviews4 followers
June 20, 2025
Yine incelikle işlenmiş, çok iyi bir roman. Sınıfın hikayesi, tertemiz bir bilinçle, hiç didaktik olmadan yazılmış. Elime alıp bir daha bırakamadım. Arap Ali ve Teğmen Cemil’le yatıp kalktığım birkaç günde bitti kitap. Bizim çağımız bir Ahmet Büke çıkardı diye öyle mutluyum ki!

"Onlar ölü anasının rahminden kendini doğurtanların, üzerlerine atılan toprağı yine elleriyle aralayıp kendi mezarlarından çıkmayı becerenlerin, ölümden hayat sağanların taifesinden ve tarafından geliyordu. Öz hikâyelerini hiç dinlememiş, duymamış olsalar ve kudretlerinden habersiz görünseler, henüz ne istediklerini bilmeseler de onlara rağmen yazılan kaderi bozmakta, çizilen haritaları yırtmakta mahirdiler."

"Zira biz çift süreriz, sen mülk sürersin! Biz toprağı şenlendiririz, sen kule dikersin! Biz cephede kan dökeriz, sen bedel ödersin! Yani sen bir taraf, biz bir taraf!"
Profile Image for Özgün Barış.
18 reviews1 follower
May 16, 2025
Milli Mücadele hakkında, iç dinamikleri ve iç savaş olarak yorumlanabilecek sınıfsal çekişmeleri yorumlama amacı güden roman eksiğimiz var idi zannımca. Roman, bu eksiği giderme iddiasına sahip belli ki.
Ortalama bir roman değildir, kesinkes orta üstüdür. Kimi yansıtmalar "hmmm... bu bilerek yapılmış" duygusunu verse de bana, yani bazı yerlerde bir zorlama hissetsem de, Kurtuluş Savaşı'nın en gerçekçi yorumu olmaya adaydır edebi sahada.
Profile Image for Kitapcikedisi.
20 reviews6 followers
June 9, 2025
Uzun zamandır okuduğum en iyi roman… Ahmet Büke bütün maharetini dökmüş ortaya; tarihi, coğrafi detaylar şahane bir özenle araştırılmış, detaylar nakış nakış işlenmiş.. Karakterler adeta gerçek birer kişi… Yıllar sonra da konuşulacak muhteşem bir eser.. Not: Sonunda sadece ben mi sürpriz yaşadım? 🙈
Profile Image for Sema.
126 reviews1 follower
September 7, 2025
“Mayamız toprak ve topraktan biriktirdiklerimizdir. Gerisi teferruat.”

Benim için kitabı özetleyen cümlelerden birisi yukarıdaki alıntı oldu. Tarım toplumuyken işlenmiş/genetiği değiştirilmiş gıdalara neden maruz kaldığımızı anlamamız için güçlü bir perspektif sunuyor Büke. 1.Dünya Savaşı, akabinde Kurtuluş Savaşı kısacası Milli Mücadele döneminde insanımızın sadece yabancılarla değil, ağalarla, beylerle, kendi içindeki vatan hainleriyle de savaştığını gözler önüne seren bir eser.
Kitabı okurken birçok bölümde (cephede geçen bölümler, karakterler arasındaki siyasi konuşmaların olduğu bölümler, köylülerin/halkın savaş döneminde yaşadıkları zorluklar) okurken zihnimde ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ (All Quiet in Western Front,2022) filminden sahneler canlandı. Yıllar, asırlar geçiyor ama yeni bir şey yok. Savaşlar, soykırımlar aynı konumda olmasa da devam ediyor. Kitapta 3.bölümün 2.kısmında gıda karnesi dağıtımında yaşanan zorluklar (“Darlık varsa karaborsa doğardı!” -s.251-), deprem döneminde yaşanan korkunç fırsatçılıkları hatırlattı mesela. Bu anlamda anlatım çok gerçekçiydi.
Kurguda başarılı olduğunu düşünüyorum çünkü herkesin hikâyesine dair ilgi çekici bir yaklaşımı var. Karakterlerin davranışlarının iç yüzünü öğrenme fırsatı sunuyor, bu sayede okuyucunun karakter analizi yapmasına olanak sağlıyor. Bazı tanımlamalar öyle hoş ve gerçekçi ki herkesin kendi hayatına dair parçalar bulabileceğini düşünüyorum;
“Zira evin içinde kimsenin sulamadığı bakımsız bir saksının içinde inatla güneşe doğru büyüyen inatçı çiçeğe benziyordu Cemil. “

Ama aynı zamanda kitapta ilerledikçe olayların akışı sırasında karakterler tek boyutlu kalıyor, iç dünyalarını anlamakta zorlanıyorsunuz.
İlk kez Büke’nin kalemiyle tanıştım. Tanıştığıma da memnun oldum. Konunun ve olayların ağırlığına rağmen anlatımın hafifliğini koruyabilmesini başarılı buldum. Okurken ana karakterin kim olduğunu, temel meselenin ne olduğunu anlamakta güçlük çektiğim oldu ama sonuç olarak temel karakterlere (Arap Ali, Yüzbaşı Cemil, Kayalıoğlu Adnan Bey gibi) eşit ağırlık sunmasını çok beğendim. Mesela hikâye ne kadar benzese de Arap Ali, İnce Memed gibi bir halk kahramanı değil, çünkü milli mücadele döneminde halkın kendisi de kahraman. Ya da Adnan Bey’i, empati kurmakta zorlanacak kadar kötü bir karakteri, çocukluğundan itibaren tanımaya, anlamaya çalışıyoruz. Buna rağmen küçük bir eleştirim var; kitap genel itibari ile erkek karakterler üzerinden gelişiyor. Kadınların sesinin (çok güçlü karakterler olmalarına rağmen) zayıf kaldığını düşünüyorum. Maya’yı daha yakından tanımak isterdim.
2 reviews
September 7, 2025
Ahmet Büke daha önce Kumru’nun Gördüğü ve Deli İbram Divanı ile Tanıştığım bir yazardı ve destansı anlatımını çok sevmiştim. Kırmızı Buğday ise zirveye çıktığı bir kitap benim için. Keyifle, elimden bırakamadan, bitmesini istemeyerek okudum. Dil kullanımındaki ustalığına hayran kaldım, yörükleri, anlattığı dönemin dil izlerini kaybetmeden kullanımını çok beğendim, 254. Sayfadaki “kara para ve sisteme sokulması” tabirinin o döneme ait olmadığını düşünsem de dilin hem sade hem de oyuncaklı kullanımı beni mest etti. Kapak tasarımına zaten bayıldım, kapak resmini bulsam evime asarım. O derece beğendim.
Kitabı okurken başlangıçta zorlandım. Toprağın el değiştirme hikayeleri ve aslında işleyene ait olması gerektiği fikri etrafında şekillense de beni biraz zorladı. Bey ile ırgat mücadelesinin etrafında dönen hikayenin hep ırgatın yine ezilmesiyle ve beyin her durumda kazanmasıyla öfkelendiriyordu. Ayrıca, bu durumun halen daha değişememiş olması ve toprak ağalarının bazen zorla bazen hile ile kazanmaları çok daha sinir bozucu. Sanırım sevgili yazarımız bize bunu hissettirmek de istemiştir.
Arap Ali, Yüzbaşı Cemil’in ayrı yerlerden gelip birbirine sarmal olan hikayesini okurken sıklıkla gözlerim doldu 3 yerde hıçkırarak ağladım. Özellikle Yüzbaşı Cemil’in Filistin cephesinde yaşadıkları bana Zeytindağı’nı (Falih Rıfkı Atay) anımsattı. Çanakkale cephesi ve 27 ve 57. Alaylar zaten ağlamadan okunabilecek kısımlar değildir.
Adnan Bey ve onun gibiler, size çok laflarım var ama neyse ki karşınızda olanlar daha çok. Keşke bitmiş olsaydınız ama hala sizin gibileri, size yaltaklananları görüyoruz ve Yiğitbaşı, Arapoğlu ve bir çokları gibi için için kaynayıp, öz magmasına rastlayıp, fırtına olup esecek ve yazısını yeniden yazacak olanlarız.
Tüm kuvvacılar, her birine bir kitap yazılabilirdi. Yan karakterlerin bile merak edilen öyküleri ve ana hikayeye bağlanışları harika bir işçilikti doğrusu.
Kitap belirli bir zamanı öylesine güzel bir zamansızlıkla anlatmış ki, karakterlerin bizde bıraktıkları duyguları başka karakterler (günümüzdeki karşılıkları) ile aynen yaşayabiliriz. Altını çizdiğim, hakkında uzun uzun düşündüğüm pek çok cümle hatta paragraf var. Epey bir süre aklımdan çıkmayacak bir kitap oldu Kırmızı Buğday.
Profile Image for Ayca Senol.
153 reviews5 followers
July 29, 2025
Romanda benim için öncelik karakter. Karakterleri oturtamadığımda o roman çok zor ilerliyor. Ayrıca kafamın da biraz dağınık olduğu bir döneme denk geldiğinden olsa gerek, yüzeysel bir okuma oldu benim için.
Profile Image for Nihan Kabalak.
4 reviews1 follower
September 10, 2025
Kitabı okurken iyi ki o zamanlarda yaşamamışım dedim sıklıkla. Süregelen milli mücadele savaşı bir yana, zengini için de fakiri için de olağan bir yaşam başlı başına bir savaş. Ve tabii Arap Ali'nin de dikkatini çektiği gibi savaş en çok fakiri vuruyor.
Arap Ali, Yüzbaşı Cemil ve Kayalıoğlu Adnan Bey anakarakterlerimiz, fakat ara ara onlardan ayrılıp diğer karakterlerin omuzlarının üzerinden de okuyoruz hikayeyi. Bence iki ana karakterimiz daha vardı kitapta. Sessiz, eylemsiz, sadece var oluşlarıyla tüm hikaye boyunca bizimle ilerlediler. Kayalıoğlu'nun kulesi ve Buğday.
Kitap kulenin nasıl yapıldığıyla başlıyor diyebiliriz. Okudukça fark ediyoruz ki toprak beylerinin, işgalcilerin, eşkıyanın suretleri kulenin taşlarında kabarıyor sanki. Kara gölgesi buğdayların, köylülerin, Arapoğullarının, yörüklerin üstüne düşüyor. Nasıl ki ekmek için buğday değirmentaşında ezilir, kule de toprağın insanını öyle eziyor.
Fakat fırtınanın yatırıp çürüttüğü buğdaylarla artık ezecek ekin bulamayan taşın çaresizliğini, asıl efendinin kim olduğunu görürüz. Ailesini kulenin vicdansız taşları arasında kaybeden Arap Ali'nin içinde fırtınalar kopar. Buğday yatar, başağı ölür, kara yılan doğar. Artık Arap Ali için milli mücadele sadece işgalcilere karşı verilen bir savaş değil, zalimliğin tümüne karşı verilen bir savaştır. Kitabın sonunun havada kalmış gibi hissedilmesinin nedeni de belki o kulenin gölgesinin hâlâ buğdayların ve dahi karayılanların üstüne düştüğünü bilmemizdendir.
Yazarın bilgi birikimini gerek anlatıma, gerek o dönemi yansıtan diyaloglara yedirişini çok beğendim. Sun Tzu'nun Savaş Sanatı'ndan şamanik kültüre, destanlardan masallara, denizcilikten askeriyeye, tarladaki zeytinin toplanışından şehirdeki ticarete varıncaya dek, birçok alana uzanmış bir hikayeyi derleyip toplamak kolay iş değildir. Kahramanın her başı sıkıştığında yetişen Gani Dayı, efsanelerdeki Hızır Dede'den esinlenilmiş muhtemelen. Çok hoştu. Ayrıca meşe palamudunun nasıl kullanıldığını da bu kitap sayesinde öğrendim. İlginçti.
21 reviews
September 7, 2025
Ahmet Büke dilini, anlatımını tarzını çok sevdiğim bir yazar. Deli İbram Divanı çok kısa gelmişti. Kırmızı Buğday'ı görünce ah dedim ne güzel, daha fazla Ahmet Büke anlatımı okuyacağım. Yazarın detaylarını okumayı çok sevdim. İnanılmaz güzel detay anlatıyor ve bunu yaparken okuyanı koparmıyor,akıcılığı kaybetmiyor. Kitabın başlarında farklı farklı kişilerden bahsetmesi nasıl toparlayacak dedirtti doğrusu. Milli mücadele hikayesini bey-işçi-köylü ile birleştirmesi çok güzeldi. Çanakkale Savaşını anlattığı bölüm benim için çok etkileyiciydi. Okurken bu kitabın sonu çok bildik olmayacakmı ki diye çok sordum kendime. Beyi Arap Ali öldürecek, içinin acısı geçecek, Milli mücadele kazanılacak. Olsun dedim kendime anlatım çok güzel. Ama son hiç beklediğim gibi olmadı. Arap Ali, Yüzbaşı Cemil'e verdiği sözü tuttu. Bununla birlikte yine kendi bildiğini yaptı. Sonu beni çok tatmin etti mi emin değilim. Ama kitabın tamamından çok mutluyum. Söylemeden geçemeyeceğim bir diğer konu da Kırmızı Buğday'da İnce Memed tadını çok almış olmam. Aslında konu ülkemizde hep aynı, Çukurova ya da Akhisar kiç farketmiyor. Bunu yazabilen yazarların olması çok güzel. Ahmet Büke anlatımını bu kitapta iyice geliştirmiş, pekiştirmiş. Bir sonraki kitabını şimdiden bekliyorum.
Profile Image for Turlu.
17 reviews
September 7, 2025
Kırmızı Buğday, kaleminin Yaşar Kemal'e benzerligini bir övgü olarak kabul etmesi gerektigini düşündüğüm Ahmet Büke'den okuduğum ilk kitap ama son olmayacak.
Yazar; masalsı anlatımıyla ilmik ilmik işlediği hikayeleri ustalıkla birbirine bağlarken; kendinizi Çanakkale cephesinde Conkbayırını savunurken bir anda burnunuza memleket kokusu gelebiliyor yada Doğu Ege tarlalarında yoksul halkla tütün kırarken bir yandan zeytin toplama mevsiminin gelmesini düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Bir yandan Fransa'daki maden işçilerinin çalışma koşullarını öğrenirken bir yandan bu topraklarda yüzyıllardır yaşayan farklı farklı insanlarin hikayelerine kulak misafiri oluyoruz.
Bu kitap; kiz kardeşini kaybettiği dağlarda aşkı bulan Arap Ali'nin hikayesi değil yada bir sürü düşmanın canına gözünü kırpmadan kıyıp da dostuna kıyamayan Yüzbaşı Cemil'in de hikayesi değil. Bu kitap insanlığın; ne olursa olsun yaşama tutunmasının hikayesi... Umudun, direnmenin ne olursa olsun yeniden başlamanın hikayesi.
Bu arada;Yarbay 19. Tümen komutanına selam olsun.
Profile Image for Utku.
13 reviews
June 3, 2025
Ahmet Büke’nin Kırmızı Buğday’ı, son yıllarda Türk edebiyatında görmeye alışık olmadığımız bir derinlik ve tarihsel sezgiyle kaleme alınmış; yalnızca bir dönem anlatısı olmaktan çok, ideolojik çatlakların, mülkiyet ilişkilerinin ve halk belleğinin metinsel bir izleği üzerinden yeniden inşası denebilir bu roman için. Kırmızı Buğday, modernleşme söyleminin dışında kalanları merkeze taşıyarak, büyük anlatıların gölgesinde kalan insanları konuşturuyor.

Arap Ali, bu anlatının yalnızca bir karakteri değil; cumhuriyetin kıyısında, devrimin uzağında kalan Anadolu insanının da ta kendisi. Geçmişin büyük anlatılarında adı dahi geçmeyen bu figür, burada sesiyle, emeğiyle ve öfkesiyle yer alıyor. Ali’nin geçmişi “dışarlıklı”; hem bu toprağa ait değil hem de fazlasıyla toprağın kendisi. Arap Ali, toprağı işliyor ama hiçbir zaman sahibi olamıyor, sistemin çeperine itilmiş, aykırı bir figür olarak çıkıyor karşımıza. Onun hikâyesi üzerinden okur, savaş ve devrim çağının kahramanlık söylemlerinden sıyrılarak, bu kahramanlıkların gölgesinde kalan bir gerçeklikle yüzleşiyor: Zorla alınan topraklar, hak sahibi olamayan emekçiler, eşitlik vaadinin dışında kalan halk kesimleri. Büke, bu karakteri bir mite dönüştürmüyor; tersine, onu kırılganlıkları, öfkesi ve suskunluğuyla tarihsel bir eleştiri figürü haline getiriyor.

Romanın en politik boyutu, toprak etrafında örülüyor. Devrimlerin toprakla kurduğu ilişkinin adaletsiz doğasını açığa çıkaran bir izleğe dönüşüyor bu katman. Ali’nin emeğiyle yoğrulan toprak ona ait değil; o, üreten ama sahip olamayan, koruyan ama gözden çıkarılan bir sınıfın temsilcisi. Toprak, yalnızca fiziksel bir unsur değil burada; aynı zamanda ideolojik bir çatışma alanı: Kimin mülkü? Kimin hakkı? Kimin hafızası? Büke, köyü ve kır yaşamını pastoral bir tabloya dönüştürmeden, modernleşmenin kırsal üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koyuyor. Yeni rejimin kurumları kurulurken, köydeki düzenin nasıl yerinde bırakıldığını ya da yeniden üretildiğini gösteriyor. Savaşın galipleri değişmiş olabilir ama köylünün kaderi değişmiyor: Mülksüzlük ve sessiz boyun eğiş sürüyor.

Roman boyunca süren gerilimlerden biri de Ali’nin “öteki”liği üzerinden şekilleniyor. Ne tam olarak ait olduğu bir topluluk var, ne de ait olabildiği bir sınıf. Bu yalnızca bireysel bir dışlanmışlık değil; sistematik ve süreklilik arz eden bir yok sayılma biçimi. Üstelik, bu ötekilik hali sadece iktidarın değil, ezilenler arasındaki hiyerarşinin de bir sonucu. Roman, mağduriyetin bile sınıfsal ayrımlarla iç içe geçtiğini gösteriyor. Büke, yavan bir mağdur anlatısı kurmuyor; ezilenin içindeki çatışmaları, öfkeyi, teslimiyeti ve isyanı bir arada sunuyor. Arap Ali’nin direnişi büyük bir devrim hayalinden değil, küçük adaletsizliklerin birikiminden doğuyor. Bu yönüyle karakter, edebiyatımızdaki diger aykırı tiplere benzemiyor; sessiz bir iç devrim yaşıyor.

Ahmet Büke’nin dili, büyük cümlelerden, süslü benzetmelerden uzak; karakterin yaşantısına uygun bir sadelik taşıyor. Ancak bu sadelik yüzeysel bir yalınlık değil. Her cümlede görülen özenli işçilik, anlatının taşıdığı politik yükü daha da görünür kılıyor. Büke, anlatısını ideolojik söylemlerle değil, karakterin yaşam pratiğiyle kuruyor. Bu da romanı didaktik olmaktan kurtarıyor, edebi gücünü artırıyor.

Kırmızı Buğday, resmi tarihin satır aralarında saklananları yazıya döken bir roman. Anlatılan, yalnızca bir karakterin ya da bir köyün hikâyesi değil; cumhuriyetin inşa sürecinde dışarıda bırakılan, sözü kesilenlerin hikâyesi. Bu yönüyle roman, tarihsel bir boşluğu dolduruyor ve alternatif bir toplumsal bellek yaratıyor.

Sonuç olarak Kırmızı Buğday, sadece iyi yazılmış bir roman değil; aynı zamanda ideolojik olarak güçlü, tarihsel olarak yerli yerinde duran, sınıf ve mülkiyet gibi temel çatışmaları merkezine alan bir metin. Büke’nin başarısı, tarihsel bir arka planı, güncel bir meseleyi ve edebi bir karakteri aynı potada eritebilmesinde yatıyor. Roman, büyük sözlerle değil, toprağın üzerindeki tozla konuşuyor. Ve tam da bu yüzden dikkate değer.
65 reviews
September 7, 2025
Devrim gibi olağanüstü bir olayın sade insanlarının olağanüstüyü hayata geçirme hikayesini sade ama çarpıcı bir dille anlatan yazar, bunu bir lirik kahramanlık hikâyesi olarak değil ekonomik ideolojik ve siyasal bir çatışma olarak resmetmeyi de başarıyor. Sınıfsal karşıtlıklar, temsiliyetler, koskoca milli mücadeleyi Akhisar ve çevresinde geçen bir hikaye ile anlatmayı mümkün kılıyor.
Profile Image for Berk Çetin.
39 reviews10 followers
October 24, 2025
Kırmızı Buğday'ı beğenip beğenmeme, iyi mi kötü mü olduğu kısmına geçmeden önce bu kitabın bir roman olup olmadığı derinlemesine tartışılmalı. Hem bu kitabın yazarı, hem de bu kitabın okurlarının selameti için.

Arkasında ne kadar büyük bir araştırma ve emek olursa olsun, baştan sona edebî yönü değil de siyasi yönü ağır basan, hatta siyaseten çok büyük şeyler söyleme iddiasıyla edebî açıdan kendi kendini sabote eden, kendi ayağına dolanan bir çalışma bu. Sanki Ahmet Büke gerçek hayatta siyasete dair söylemek ve yapmak istediklerini yapamadığı için, farkında olarak ya da olmayarak siyasi dertlerinin ikamesi olsun diye bu kitaba çalışmış gibi. Yani bir yazar değil de bir hareketin/yönün sözcüsü gibi davrandığı için, bir önceki romanı Deli İbram Divanı'nın olumlu yönlerini değil de handikaplarını daha da sivriltip bir faciaya imza attığını düşünüyorum. Karakter, hatta tip bile demeye utanacağım, 1,5 boyutlu, çizgi-roman kahramanlarından halsizce bazı isimler sahneye çıkıyor, mensubu oldukları sınıf veya grup fark etmeksizin kusursuza yakın destansı Türkçeleriyle, gerçeklikten zerre nasibini almamış aşırı tumturaklı tiratlarını savurarak zamanda bir donma ânı yaratıp sahneyi bir sonraki isme devrediyorlar; bazen yan yana gelseler de birbirleriyle katiyen temas etmiyorlar, ayrı ayrı ve kolektif şekilde mesafe katetmiyorlar; gelişmiyorlar, gelişmiyorlar, gelişmiyorlar. Ama bir yandan da, bu uzunlukta bir romanın kapasitesini aşacak kadar olay cereyan ediyor, hem de yazar dersine ne kadar iyi çalıştığını göstermek istemiş gibi, askerî, coğrafi, kültürel, folklorik bir sürü detay bilgi boca edilmiş şekilde. Romanın asıl kapsaması gereken insan ilişkileri de bu hengâme içinde kaçınılmaz olarak boğuluyor. Bu haliyle Kırmızı Buğday bir romandan ziyade -ayıp olacak belki ama, bir parti yönetimi tarafından ısmarlanmış- bir oratoryo hissi veriyor ve bu açıdan Şu Çılgın Türkler'in bile fersah fersah gerisinde kalıyor.

Ve işin en acı kısmı bu facianın farkına varılması herkes için, Kırmızı Buğday'ı beğenmeyenler için bile çok zor, çünkü kitabı beğenenler ve beğenmeyenler, edebî kıstaslara göre fikirlerini oluşturmuş, birbirlerine temas edebilen organik iki gruptan değil de, tam olarak yazarın içine düştüğü o "siyasi ikame" tuzağının ortadan ikiye yardığı iki kutuptan oluşuyor. Yani kitabın edebî değil de belli bir yönü temsil eden siyasi bir çaba, hatta bir kanırtma oluşu bazılarının hoşuna gidiyor, bazılarının da gitmiyor. En azından ciddiye alarak okumaya çalıştığım ama başaramadığım dijital platform yazılarından, sosyal medyadaki övgü ve yergilerden gördüğüm bu.

Ve belki de edebiyatımızın başına gelebilecek en kötü şey, kişilerin ve grupların okudukları şeylere dair fikir edinmeye ve fikirlerini yaymaya bu reflekslerle devam etmesi olur.
Profile Image for Efdal.
18 reviews1 follower
June 22, 2025
Çok titiz yazılmış bir roman, Ege'nin 19.yy dan milli mücadeleye politik iktisadı dahil tarihi gerçekler detaylıca işlenmiş. Her devrin adamı kayalıoğulları gibi işgalcilere yaltaklanan toprak ağalarının iktidarları hep daim oluyor. Ama karşılarına Arap Ali gibi yiğitler de hep çıkıyor. İnce mehmedi tekrar okur gibi oldum. Çanakkale'den Milli mücadeleye kanlarını döken kahramanları bolca andım okurken.

Romanda en sevdiğim detaylardan biri de bir milli mücadele anlatısında bile ezilmişlerin köylünün yörüğün hikayesini okumuş olmamızdı. Bunca verilen mücadelenin dökülen kanın sonucunda köylünün payına düşen ağalarının düzeninin sürmesi oldu. Arap Ali'nin kitabın sonlarında Yüzbaşı Cemil'e söyledikleri bunu çok güzel ifade ediyor:

"Büyük Gaziye mahsus selamlarımızı söyle. O da bizim gibi yetim ve asidir. Lakin ona de ki, eğer zaferden sonra sofrasından biz kalkacaksak ve Adnan beyler oturacaksa, belinden silahını hiç ayırmasın. Zira elin oğlu bize benzemez."

Romanı okumaktan çok fazla keyif aldım ve elime aldıktan sonra bir iki gün içinde bitirdim. Eğer İnce Memed gibi devamı yazılacaksa da seriyi ilgiyle devam edeceğim.
Profile Image for Merve Büker.
226 reviews17 followers
July 19, 2025
Deli İbram Divanı ile tanıyıp sevdiğim çağdaş yazarlarımızdan Ahmet Büke ile bu kez de son romanı Kırmızı Buğday’da buluştuk. Ne iyi oldu, çok sevdim.

Başta toprağın hikâyesini anlatacak gibi başlıyor roman; sanki Ege köylerinin ve o topraklarda yaşayan insanların anlatısı… Derken cepheler giriyor devreye, yazar bizi Birinci Dünya Savaşı’na götürüyor. Hikâye birçok karakterin ağzından anlatılıyor; biz de zamanın içinde ileri geri sıçrayarak bir ağanın yaşantısına, cephedeki Yüzbaşı Cemil’in mücadelesine ya da Arap Ali’nin öyküsüne konuk oluyoruz.

İlk başta bağımsız öyküler okuyacağımı sanmıştım. Ancak sayfalar ilerledikçe bu anlatıların bir bütünün parçaları olduğunu fark ettim. Çok sesli, çok katmanlı, bol karakterli bir roman bu.

Kırmızı Buğday, sadece toprağın değil; hafızanın da romanı. Ama bu hikâyeyi bu kadar sevmemin en büyük nedeni, yazarın hiçbir şeyi abartmadan, bağırmadan, yavaş yavaş içe işleyen bir anlatımla sunması.

Ahmet Büke, Türk edebiyatının sessiz devlerinden biri. İyi ki yazıyor.
Displaying 1 - 30 of 53 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.