Hayatım boyunca insan gücünü aşan ağır yükleri taşıdım. Meleği de gördüm, iblisi de…
3,5 yaşındayken Muhsin Ertuğrul’un kucağında başlayan sanat yolculuğum, sakin denizlerden okyanuslara taşıdı beni. Dost rüzgârlarla yelkenlerim dolarken, aniden bastıran fırtınalarla da boğuştum.
Yıllar boyu perde hiç kapanmadı benim için. Tiyatrolardan konser salonlarına, spot ışıklarının altında bir ömür geçti. Ama her ışığın ardında bir gölge vardır. Sahne önünde bir yıldız, sahne arkasında bir savaşçı oldum. Güller içinde açan papatyaların yanı başında, zehirli dikenlerle de tanıştım.
Anılarım, acısıyla tatlısıyla bir mozaik gibi…
Zihnimde bir araya getirdiğimde ortaya çıkan bu tablo görkemli, şaşırtıcı, bilgilendirici, heyecanlı ve sürükleyici oldu. Eğer bu hatıralar gerçekten anlatılmaya değer olmasaydı, bu kitabı asla yazmazdım. Bu hazineyi sizlerle paylaşmamak, kendime saklamak bencillik olurdu.
Ve işte bir kez daha karşınızdayım… Şimdi sırada hayatımın şarkısı var; en içten duygularla yazıldı, sizin için…
Hayat hikayesi kesinlikle ilgi çekici ve yazılması gereken bir kitap, ancak yazım tarzı çok basit ve yazar sık sık hayatındaki insanların minnettarlık ifadelerinde veya daha önce vefat etmiş olanların başsağlığı dileklerinde kayboluyor. Sürekli zaman atlamaları olduğu için arada bir tarih verilseydi güzel olurdu. Bu tür kitaplarda yaygın olduğu gibi bir Ghostwriter kulanılsaydı çok daha sürükleyici olabilirdi bence.
Die Lebensgeschichte ist definitiv interessant und sollte niedergeschrieben werden, allerdings ist der Schreibstil sehr einfach und die Autorin verliert sich oft in Danksagungen der Menschen in ihrem Leben oder in Beileidsbekundungen bereits Verstorbener. Zudem gibt es nier Jahresangaben, die bei dem vielen Springen in der Zeit nötig gewesen wären. Literarisch ist es eine Enttäuschung. Ich frage mich wieso es hier (offensichtlich) keinen Ghostwriter gegeben hat, was dem Buch sicher förderlich gewesen wäre.