Milyonlarca takipçisi olan sosyal medya fenomeni Darin Dinamo İstanbul’daki evinde vahşice öldürülmüştür. Cinayet Büro dosyayı soruştururken İstihbarat Şube’ye atanan Başkomiser Suat Zamir ise ünlü gazeteci Gökhan Konak’ı takip etmekle görevlendirilir. Suat görevi veren esrarengiz yöneticinin hiç tanımadığı babasıyla bir bağlantısı olduğunu öğrenir ve kendisini ailesinin sırlarıyla yüzleşeceği bir kedi-fare oyununda bulur.
“Elçin Poyrazlar polisiyeye hakkını veren bir genç usta. Bu kitabını da süratle ve severek okudum. Polisiyenin en akılda kalıcı karakterlerinden Suat Zamir hepimizi şaşırtıyor.” Sevin Okyay
“Gazetecilik merak gerektirir, bazen bir olayı araştırırken polisiye kitabın içinde hissedersiniz kendinizi. Elçin Poyrazlar’ın polisiye kitaplarını da bu merakla ve keyifle okurum. Son kitabında da güçlü kalemi ve kurgusuyla okurlarını yeni maceralara sürüklüyor.” Timur Soykan
“Elçin Poyrazlar Suat Zamir’in kişiliğinde erkek egemen bir toplumda kadın olmanın zorluklarını anlatmayı da başarıyor. Gerçek bir polisiye romanla ve bir polisiye yazarıyla tanışmak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim.” Alper Hasanoğlu
1975 Bursa doğumlu. ODTÜ’de işletme okuduktan sonra Belçika’da Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinde yüksek lisans yaptı.
Brüksel’de ekonomi-politika doktorasını yaparken gazeteciliğe başladı.
Cumhuriyet, Dünya, Virgül, TimeOut, Huffington Post, Vocativ ve BBC gibi yerli ve yabancı medya kuruluşları için çalıştı. Bu süreçte İstanbul, Washington, Brüksel ve Londra’da yaşadı.
İlk romanı Gazetecinin Ölümü 2014 yılında, ikinci romanı Kara Muska 2016’da, üçüncü romanı Mantolu Kadın Kasım 2018’de yayımlandı.
İngiltere’nin seçkin derneği Polisiye Yazarlar Birliği’ne (CWA) 2016 yılında kabul edildi.
Suat amirim ve sevgili Elçin yine yapıyor yapacağını; gerçekten çok iyi bir kurgu, dil, akışkanlık, gizem, heyecan, aksiyon, karakterler. Elçin Poyrazlar harika bir yazar. Normalde çok polisiye okumuyorum ama Suat Başkomiser'im yine aldı beni benden. Serinin ilk kitabı "Ecel Çiçekleri" sonrası son kitap "Gölgenin Eli" müthiş bir gelişimin, karakter evriminin kanıtı. Yine Selim'e sinir oldum, Suat ise bayıldığım güçlü kadın formunun neredeyse vücut bulmuş hali. Şunu da belirmem lazım; evet Elçin Poyrazlar harika bir polisiyeci, yazar ama Türkiye'de gerçekten onun kadar iyi polisiyeciler var. Neden dizi yapılmaz neden sinemaya aktarılmaz bu güzelim eserler anlamakta zorlanıyorum. Sanırım her biri Türkiye'nin gerçeklerine dokunduğu için mi? Bizim gerçeklere ihtiyacımız var. Teşekkürler Elçin Poyrazlar.
kesinlikle mükemmel yazılmış bir kitap, tatil günümde severek bir çırpıda bitirdim.bas karakter ve yazarın kadın olması ayrıca hosuma gitti. sıradaki kitaplarini da okuyacagim yazarın.
90’lar Türkiye’nin karanlık yılları. Tabii öncesi ne kadar aydınlık orası tartışılır elbette, ama 90’lar zorla kayıpların, faili meçhullerin, köy yakmaların, yok etmelerin on yılı.
Ve meşhur Susurluk Kazası, 1996’da devletin mafyayla iç içe geçtiğini gördüğümüz o büyük olay. Bu kazayla hayatımıza “derin devlet” girdi, bir daha da çıkmadı. O derin devlet ki istemediği her şeyi yaktı, yıktı, küle çevirdi.
Gölgenin Eli tam da bu derin devleti, Susurluk sonrası kartların yeniden karılmasını, polis mafya devlet üçgeninde bir ailenin öyküsünü, bir kayboluş ve arayışı bir cinayet vakası etrafında anlatıyor. Hikayenin merkezinde ise başkomiser Suat Zamir var; bu güçlü kadın karakter hem bugünün istihbarat koridorlarında dolaşıyor hem de geçmişin karanlığıyla yüzleşiyor.
Poyrazlar, gazeteciler dışında pek kimsenin bulaşmadığı “derin devlet”i milliyetçi hezeyanlara ve komplo teorilerine teslim etmeden edebiyatla buluşturuyor, ne güzel. Ancak kitapta cinayet eksenine gerek var mıydı emin değilim; zira Suat Zamir’in hikayesi hiç cinayete girmeden anlatılabilirdi, ki sadece influencer Darin Dinamo’nun ölümü bile başka bir kitap olur.
Poyrazlar kitapta üç katman kurmuş: biri cinayet bürodan başkomiser Selim’in takip ettiği influencer Darin Dinamo cinayeti, diğeri Suat Zamir’in istihbarat bürosundaki gazeteci takip görevi ve Suat başkomiserin dedesi, geçmişten seslenen Dağdeviren lakaplı Osman Zamir. Bu üçlü yapı okurken epey zorladı ve hikayeyi dağıttı. Suat Zamir’in aile hikayesi halihazırda çok güçlüydü, keşke ikili katmanda kalsaydı.
Elçin Poyrazlar, gazetecilik deneyiminden kaynaklı sanırım, derin devleti yazmayı ve siyaseti edebiyatla buluşturmayı seviyor. Zira Kara Muska’da da benzer bir hikâye vardı- ki gazeteci Selin Uygar’ı burada görmek hoş oldu.
Bence Suat Zamir’in geçmiş arayışı ve Poyrazlar’ın da derin devletle işi bitmedi. Devam kitapları merakla bekliyorum.
Gölgenin Eli, Suat Zamir serisinin dördüncü kitabı. Emniyet teşkilatında türlü sorunla boğuşan Başkomiser Suat Cinayet Şube'den Çocuk Şube'ye sürülür, oradan da İstihbarat Şube'ye transfer edilir. Bu sırada İstanbul'da bir sosyal medya fenomeni öldürülür, Suat için cinayet soruşturmaları geride kalmıştır, yeni şubesindeki ilk görevi ünlü bir gazeteciyi takip etmektir. Maceranın tadı kaçmasın diye gerisini anlatmıyorum… Romanın kurgusunu çok beğendim, olaylar üç ayrı koldan ilerliyor; Suat'ın ve ailesinin geçmişi, istihbarat ve cinayet soruşturmaları. Elçin Poyrazlar zoru başarmış, üç ayrı muammayı birlikte örerek hem meraklı hem de tatmin edici bir hikaye anlatmış. Derin devlet, faili meçhuller, kadının toplumdaki yeri ve karşılaştığı zorluklar gibi siyasi ve toplumsal meseleleri sloganvari söylemlere kaçmadan ustaca kurguya dahil etmiş. Yarattığı güçlü, müdanasız bir kadın karakteri ise her haliyle, doğrusuyla yanlışıyla çok seviyorum. Son söz, Elçin Poyrazlar her kitapta anlatımını, kurguyu daha da ileriye taşıyor, kendini sürekli geliştiriyor. Bu özelliğini ayrıca takdire şayan buluyorum, "yazdığım okunuyor, satıyor" kolaylığına kaçmadan işine emek verdiği belli…
Polisiye/ gerilim türünde iyi yazılmış ve klişelerden beslenmeyen roman ve dizi/filmleri seviyorum. Gölgenin Eli de konusu nedeniyle ilgimi çekti. Özellikle belli başlı gazetecilerin yoğun tavsiyelerini duyunca araya sıkıştırayım dedim. Romanda bir sosyal medya fenomeninin cinayeti ile paralel olarak derin devlet meselesi el alınıyor. El değiştiren, ne idiği belirsiz bu derin devlet meselesini ele almasıyla kendi türündeki romanlardan ayrılsa da ben olay örgüsü ve karakterlerini vasat buldum. Erkek egemen bir meslek içinde bir kadın komiser olmanın zorluklarını başka eserlerde okuduk ya da izledik. Buradaki ana karakter de erkekler içinde dimdik ayakta durmaya ve işini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor da bu kadın meselesi başka türlü anlatılmamalı mı? Canı istediği zaman cinselliğini yaşayan, içkisini sigarasını içen, elbise değil de pantolon giyen, yeri gelince küfreden kadınlar olsun (ve zaten var) da artık böyle göze sokularak anlatılmasa mı? Bu bağlamda olay örgüsüne pek de bir şey katmayan tamamen feminizm 101'e katkı sağlamaya çalışan detaylar bana biraz klişe geldi. Son zamanlarda gündemimizde olan ve ne yazık ki pek de üzerine gidilmeyen suça karışan çocuklar/ çocuk çeteleri konusuna da yer veren roman acaba iyi bir senaryoya dönüştürülse ve mini bir dizi yapılsa romandan daha mı akıcı olur diye düşünüyorum.
Kitap genel olarak oldukça sürükleyiciydi. Okuduğum birçok kitabı geride bırakırken, bu kitapta karşıma çıkan olaylar üzerine tekrar düşünme gereği duydum. Özellikle sonu, tahmin ettiğimden tamamen farklı gelişti. Bence kitabın en güçlü yanlarından biri, finalinde okuyucusunu gerçekten şaşırtabilmesiydi.
Bununla birlikte, bazı noktalar eksik kalmış hissi uyandırdı. Örneğin, kitapta bahsi geçen sosyal medya fenomeninin ölüm vakasının tam anlamıyla çözülememesi ve olayla bağlantıların net bir şekilde kurulamaması bir miktar hayal kırıklığı yarattı. Ayrıca Suat’ın dedesinin anlattığı öyküler, başlangıçta okuyucuyu biraz zorlayan ve kopuk görünen bir yapıya sahipti; ancak kitabın sonlarına doğru önem kazansa da baştaki karmaşıklık okuyucunun anlatıcıyla bağ kurmasını zorlaştırıyordu.
Bir öneri olarak, dedenin notlarının bir yere saklanmış ve Suat tarafından sonradan bulunmuş olması hikâyeye daha güçlü bir bağlam kazandırabilirdi. Bu sayede hem anlatıcının sesi daha etkili yansıtılabilir hem de okur hikâyenin içine daha kolay çekilebilirdi.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Elçin Poyrazlar keyif duyarak okuduğum polisiye yazarlar arasında. Suat Zamir erkek egemen polis dünyasında var olmaya çalışan, güçlü bir kadın karakter. Erkek boyunduruğuna girmemek için savaşan, erkekleri ters köşeye yatıran, hayata, vazgeçmediği polislik mesleğine tutunan bir kadın. Gölgenin Eli, Elçin Poyrazlar'ın bana göre en güzel, en tatmin edici kitabı. Bu kitabın kurgusu ve anlatımı çok başarılı ve mükemmel. Tüm kitaplarını yazılış sırasına göre okudum. Yazarın her kitabında kurgusunun gelişimini görmek çok keyif verici.
Elçin Hocam -hocam diyorum çünkü Türk polisiye edebiyatında yeni bir ekolü temsil ediyor artık- yine şahane bir iş çıkarmış ortaya. Biteviye klişelerden uzak, beyin fırtınası estiren ve sonunu tahmin etmekte başarısız olduğumuz polisiyeler okumayı özlemişim kendi adıma. Tüm külliyatını okumuş bir okur olarak söyleyebilirim ki kara muska ve gazetecinin ölümünden buralara geldiysek sonraki kitaplar şimdiden dişlerimi kamaştırıyor.
Gölgenin Eli'nde, bir cinayet çözülmeye çalışırken aynı zamanda 90'lardan bugüne Türkiye'de yaşananların bir özetini okuyoruz. "Bir kamyon şoförünün ülkeyi kaosa sürüklediği gün," hikayemizde önemli bir yere sahip. O günden bugüne yaşadıklarımız melodrama çevrilmeden, hikayeye yedirilerek işlenmiş. Tanrı okuyucu olarak, üç farklı gözden hikayeyi takip etmek, hikayenin linear akmaması da okumayı keyifli hale getiren unsurlardan. Anti-kahraman kadın polis amiri Suat Zamir'in artık takipçisiyim :)
Kitabın aksayan bir yönü virgül kullanımı. Sanıyorum, polisiye roman olması nedeniyle maddi hata olmaması için çok uğraşılmış, bu esnada anlam karışıklığına sebep olan virgülsüzlük, kitabı okurken hikayeyi aksatacak, durduracak kadar fazla olmuş. Dilerim ikinci baskıda bu hatalar düzeltilir ve okuması daha keyifli hale gelir. (sevgili editör; sence "çirkin alçak yüksek beton apartmanlar" olmuş mu?)
Gelecekten not: Sanırım kitabın bildiğim bir dönemi anlatıyor olması beni etkiledi. Üzerinden zaman geçtikçe edebi ve editöryal düzelti yetersizliği daha çok ortaya çıkıyor. Yazarın diğer bir kitabını, Ecel Çiçekleri’ni de okudum. Yine aynı editörle çalışmış, istikrarlı bir editörmüş açıkçası :) öğrenmemeye de yeminli.