Fukaralık oyununu oynadığım son gün, herhangi bir şeyi istemekten ve adünyanın adaletine inanmaktan vazgeçmiştim. Beni zorlayacak he rşeyden kaçıyor ve bir topluluğun arasına girip kaybolmayı seçiyordum. O benim bir şeyleri başarmamı, böylece beni daha çok sevmeyi istiyordu. Ben ise başarmanın anlamsızlığına, en azından bunun mutlulukla ilşkisi olmadığına inanıyordum. Aramızdaki en temel farkı bulmuştum sonunda. Gözlerimin içine kızgın ve kırgın bir şekilde bakan ve ümitle cevap vermemi isteyen bu kız, beraber dünyayı değiştirebileceğimize iananıyordu; ben ise ne kendimin ne dünyanın değişmeyeceğini biliyordum...
“Hayatımın en özgür günleriydi çünkü çok mutluydum. Biliyorum beni sevmeyeceksiniz bu kadar mutluluk budalası olduğum için. "Hayatımın en mutlu günleriydi çünkü çok özgürdüm" gibi kahramanca fakat samimiyetsiz bir cümleyle kendimi ifade edebilirdim ama gerçek bu değildi. Tamamen ona bağımlıydım ve onun ilgisi beni mutlu ediyordu. Açıkçası özgür olmak umrumda bile değildi çünkü mutluluk, neden var olduğumu ve var oluşumun amacının ne olduğunu anlamam için bana yardımcı oluyordu.”
İlk hikayesi o kadar hüzünlüydü ki devamını uzun süre okuyamadım dün bitirdim ve çocukluğumuz aynı dönemlerde geçtiği için mi yoksa ikimizin de mutluluğu arayışlarında davranışlarımız benzer olduğundan dolayı mı bilinmez çok kendime yakın buldum.