Jump to ratings and reviews
Rate this book

Figüran

Rate this book
1968 Paris’te bir lise öğrencisi olan anlatıcımız bir tesadüf eseri kendini François Truffaut’nun Çalıntı Öpücükler filminin setinde buluverir. Öncüleri arasında Truffaut’nun yanı sıra Godard, Rohmer, Rivette gibi yönetmenlerin olduğu Fransız sinemasının kült akımı Yeni Dalga’nın son demleri yaşanırken kendisi de bir sinemasever olan kahramanımızın sete adım atışı yetmişlere kadar sürecek figüranlık kariyerini başlatmakla kalmayacak, onu ilk görüşte âşık olduğu bir diğer figüranla yani Judith’le tanıştıracaktır.

1968 Truffaut’nun ölümünün otuzuncu yılı şerefine düzenlenen retrospektifte anlatıcımız figüranlık yaptığı filmi yeniden izleme şansı bulur. Beyazperdede gençliği ve o yıllar âşık olduğu Judith belirdiğinde, yıllar önce izini kaybettiği bu kadının peşine düşmeye karar verir. Tutku dolu, hatta saplantıya varan bu araştırma onu, geçmişin hayaletleriyle dolu bir Paris’te kaybolmuş zamanın izinde bir yolculuğa çıkaracaktır.

Kitaplarında otobiyografik öğelerin yanı sıra sinemanın unutulmuş oyuncu ve figüranlarına da yer veren Didier Blonde’dan yarım kalan aşklara ve zamanın acımasızlığına dair dokunaklı bir roman.

128 pages, Paperback

Published May 6, 2025

1 person is currently reading
26 people want to read

About the author

Didier Blonde

18 books2 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
1 (2%)
4 stars
12 (30%)
3 stars
16 (41%)
2 stars
9 (23%)
1 star
1 (2%)
Displaying 1 - 6 of 6 reviews
Profile Image for Metin Celâl.
Author 33 books131 followers
May 29, 2025
Anlatıcı, lisede sinema kulübüne üyedir ve film gösterimlerinde görev alacak kadar filmlere meraklıdır. Sinema tutkusu öyle güçlüdür ki sinemaya gitmek için dersleri asar ve film setlerini uzaktan da olsa izlemeye, orada neler yaşandığını anlamaya, öğrenmeye çalışır. Yine öyle bir gün François Truffaut’yla çarpışır ve bu çarpışma sonrasında Çalınan Öpücükler filminde figüran olarak rol alır.

Kahramanımız o çekimde Judith ile tanışır. Çekici bir genç kadın olan Judith ona göre çok daha deneyimli bir figürandır ve bir çok filmde rol almıştır. Rol arkadaşlığı ile başlayan dostluk kısa sürede ilk görüşte aşka evrilir. Judith, kahramanımıza duyarsız kalmaz ve aralarında bir ilişki kurulur.

Godard, Rohmer, Rivette gibi yönetmenlerin filmlerinde birlikte ya da ayrı ayrı figüranlık yaparlar. Nadiren filmlerde yüzleri görülür, bazen arkadan ya da yandan, çoğunlukla kalabalığın içinde ilk bakışta fark edilemeyecek şekilde, bazen de uzaktan silüet olarak belirirler. Rol aldıkları sahnelerin tamamen filmden çıkarıldığı da olur, oynadıklarıyla kalırlar.

Bir gece ilk kez seviştikten sonra kahramanımız yatakta yalnız uyanır. Yanında sadece Judith’in bıraktığı bir not vardır. Bir filmde figüranlık yapacaktır ve acilen çekime gitmesi gerekmiştir.

Judith çekime gider ve bir daha dönmez. Kahramanımız onu günlerce film setlerinde aradıysa da bulamaz. Bir gün karşılaşırız umuduyla filmlerde figüranlık yapmaya devam eder.

Arka kapakta da yazıldığı gibi Truffaut’nun ölümünün otuzuncu yılı şerefine düzenlenen retrospektifte anlatıcımız figüranlık yaptığı filmi yeniden izleme imkanı bulur. Beyazperdede gençliği ve o yıllarda aşık olduğu Judith belirdiğinde, yıllar önce kaybettiği bu kadının yeniden peşine düşmeye karar verir. Judith’in akıbetinin ne olduğunu öğrenmeye çalışır.

Figüranlar her anlamda filmlerin görünmez kahramanlarıdır. Jeneriklerde adları yazılmaz, sonradan yayınlanan filmografilerde de onlara rastlanmaz. Eski filmleri, film lobilerini, filmlerden fotoğrafları bulup tek tek araştırmak gerekir ki bu yıldırıcı bir iştir. Kapanmış sinemalarda, adını değiştirmiş bar ve kafelerde, filmlerde bir anlığına görülen sokaklar ve mezarlıklarda iz sürer.

Kahramanımız sabırlı bir dedektif gibi çalışır, binlerce belgeyi, kitapları, gazete kupürlerini inceler. Judith’in oynadığı filmleri tek tek izler, onların yönetmenlerine, film ekiplerinde yer alanlara ulaşmaya çalışır. Ama bu iş onlarca yıl sonra çok zordur. Birçok sinemacı hayata veda etmiştir. Sonra filmlerde kendileriyle birlikte rol almış figüranları bulmaya karar verir ve seksenli yaşlarına gelmelerine rağmen halen figüranlığa devam eden arkadaşlarına ulaşır. Nihayet Judith’in izleri belirmeye başlar.

Didier Blonde, 1953’te Paris’te doğmuş. Bir süre fotoğrafçılık yaptıktan sonra öğretmenliğe başlamış. Modern edebiyat eğitimi alan yazar edebiyat dersleri vermekteymiş. 1985 yılından bu yana öykü, roman ve edebi denemeler yayımlıyormuş. Eserlerinde otobiyografik bilgilerin yanı sıra Arsen Lüpen ya da Fantoma gibi maskeli kahramanlara, sessiz sinemanın unutmuş oyuncu ve figüranlarına yer ver veren bir yazarmış. Bir röportajında “Yazdığım hemen her şeyin kökeni Arsène Lupin’e dayanır: maske, kimlik, Paris, adresler, sessiz sinema, gizem, gizlilik, tarihle ilişki, kadın figürleri” demiş. Anlatılarını birer dedektif romanı gibi soruşturmalar şeklinde geliştirmeyi seviyormuş.

Didier Blonde, deneyimli çevirmen Birsel Uzma’nın çevirisi ile okuduğumuz Figüran’da bizi sinemanın görünmez kahramanlarının dünyasına götürmekle kalmıyor, 1960’lı yılların Paris’ine, Sinematek müdürünün görevden alınması ile başlayan 68 gençliğinin protestolarına ve eylemlerine de götürüyor. Yeni Dalga filmlerini anımsatıyor ve onların gizli dünyalarına, kamera arkası maceralarına ortak ediyor.
Profile Image for dilara 🍒.
100 reviews13 followers
December 15, 2025
o kadar hicbir sey okumuyormusum hissi verdi ki bana bu kitap puanim tamamen bundan dolayi. yine nispeten ilgi cekici bir konu olmasina ragmen yavan bir anlatim olarak kalmis.
Profile Image for gulsenbasarir.
59 reviews5 followers
June 9, 2025

Figüran, Didier Blonde’un Türkçe’ye çevrilen ilk kitabı. Kitabı ilk gördüğüm an ise çok büyük heyecana kapıldım. Çünkü arka kapağında şöyle bir cümle yer alıyor: “1968 Paris’te bir lise öğrencisi olan anlatıcımız bir tesadüf eseri kendini François Truffaut’nun Çalıntı Öpücükler filminin setinde buluverir.” Fransız Yeni Dalgası benim hayatımda çok başka bir noktaya temas ediyor. Kitap her ne kadar Çalıntı Öpücükler setini esas alsa da Godard, Rohmer, Riviette gibi yazarların isimlerine de tanıtımda yer vermişler. Şüphesiz ki bu yönetmenlerin aşka olan bakışı çok daha farklı. İlişkiyi, aşkı ikili diyaloglarla biraz da politik açıdan ele almalarının kitaba yansıdığını düşündüm. Çünkü Figüran en temelinde takıntılı bir aşk romanı.

Hemen okumaya başladım ve çok hızlı da bitirdim. Müthiş bir çeviri bu arada su gibi akıp gidiyor. Ama özü itibariyle o kadar beklentimden uzaktı ki kendi kendimi hayal kırıklığına sürüklediğimi düşünüyorum. Arka kapakta Truffaut, Godard ve Rohmer adı geçiyorken nasıl beklentiye girmem ki?

Karakter başka bir figürana aşık oluyor ve bir gece Cinémathèque Française eylemlerine beraber katılıyorlar. Ancak sert bir müdahale yaşanıyor, bu durum ise aralarında bir bağ kurulmasına sebep oluyor. Truffaut’un 30. yıl anmasında filmi tekrar izleyen karakter bu kadının peşinde düşüyor. Doğrusu kitabın en heyecanlı yeri bu eylem süreci idi. Asla sıkıcı bir kitap değil. Ama çok başka beklentilerim vardı. Acaba hiç böyle bir tanıtım yazılmamış olsa biz sürpriz şekilde yönetmenler ile karşılaşsaydık her şey daha farklı olur muydu?
Profile Image for Véronique.
657 reviews6 followers
April 22, 2018
C'est pas Leïlah Mahi. C'est pas l'inconnue de la Seine.
15 reviews
August 5, 2025
Belle description du point de vue du figurant mais le livre était assez ennuyeux et la fin décevante
Profile Image for Nil Gurun Noyan.
119 reviews41 followers
June 26, 2025
Didier Blonde’un Figüran romanı, adını belki de en çok unutulanlardan biri üzerinden alıyor, hikayenin merkezine koyduğu isimsiz figüran, sessizce bir film setinin içine karışıveriyor ve farkında olmadan hayatının yönünü değiştiriyor. 1968’in başları. Paris çalkantılı, gençlik hareketli ama anlatıcımız sinema salonlarında huzur arıyor. Lise derslerinden kaçıp kendini filmlerin derinliğine atan bu genç adamın yolu Truffaut’nun Çalıntı Öpücükler setine düşüyor. Kameranın karşısına ilk kez geçtiği bu çekimde sadece sinemayla değil, bir hayalle, bir hayaletle de tanışıyor; Judith.

Judith, bir figüran için fazla canlı, bir başrol içinse fazla kırık. Onu tanımlamak kolay değil. “Biraz çılgın, ama daha çok yitik,” diyebiliyor anlatıcımız. Ve belki de bu yüzden, o ilk karşılaşmanın ardından, onu yıllar boyu arıyor. Kitap boyunca, anlatıcının Paris sokaklarında ve sinema arşivlerinde Judith’i arayışını izliyoruz ama bu sadece bir kadını bulma çabası değil, aynı zamanda bir dönemi, bir hissi, bir gençliği, hatta kendi kimliğini bulma arzusu.

Figüran, sinemayı bir fon değil, bir yaşam biçimi olarak alanların kitabı. Arka planda kalmanın büyüsünü, fark edilmeden iz bırakmanın gücünü anlatıyor. Blonde’un dili sade ama etkileyici, özellikle sinema tutkusunu çok incelikli yansıttığını söylemek gerek. Bu hikaye, bir aşk hikayesi olduğu kadar bir hafıza anlatısı. Kayıp bir zamanı, kadraj dışı kalan bir duyguyu anlatıyor.

Sonuçta kitap bize şunu soruyor; gerçekten yaşayanlar başrolde olanlar mı, yoksa fonda kalan, sessizce gözlemleyen, hayatın kıyısından geçen figüranlar mı?
Displaying 1 - 6 of 6 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.