Georges Didi-Huberman, a philosopher and art historian based in Paris, teaches at the École des Hautes Études en Sciences Sociales. Recipient of the 2015 Adorno Prize, he is the author of more than fifty books on the history and theory of images, including Invention of Hysteria: Charcot and the Photographic Iconography of the Salpêtrière (MIT Press), Bark (MIT Press), Images in Spite of All: Four Photographs from Auschwitz, and The Surviving Image: Phantoms of Time and Time of Phantoms: Aby Warburg's History of Art.
Mültecilik kavramını tarihsel kökleriyle birlikte inceleyen önemli bir kitap. Auschwitz kampıyla Yunanistan'da kurulan Suriyeli ve Afganların kaldığı kamplar arasındaki farkın çok ince bir çizgide ayrıştığını felsefik açıdan açıklamaya çalışıyor. Birleşmiş Milletlerde kabul edilen İnsan Hakları Beyannamesi'nin mültecilere ayrılan maddelerini istisnasız her devletin imzalamasına rağmen uygulamaya yanaşmadığının tipik örneklerini veriyor.
Hem şiirsel hem de politik yönü olan, rehber olarak "Spectres Are Haunting Europe" filmini baz olan bir kitaptı. Etkileyiciydi. İleri okumalar için de başlangıç noktası sayılabilir. Ancak politik yönünün biraz arka planda kaldığını düşünüyorum. Mesela kitabın kapanışı Homo Sapiens'in göç davranışına ithafen bir Homo Migrans tanımlaması yapıyor. Ancak kitabın bu şekilde, sömürgeciliğe ve zorla yerinden ettirilmeye nispeten neredeyse değinmeden Avrupa'nın "konuksever olmadığı" üzerinden yüzelsel bir eleştirinin yapılması, ve kitabın -havada kalan- bir söylemle kapanması tuhaftı. Tabii Musallat ve Hayalet tanımlamalarının kullanılmasıyla da bağlantılı olabilir ki toplama kamplarına gönderme yapılması ve belli noktalarda benzerliklerin kurulması değerliydi.
idomeni'deki mülteci kampında geçen bir belgeselden yola çıkarak ve ona çokça atıfta bulunarak yazılan bu eser; göç, mültecilik, sınırlar gibi kavramları geçmişten günümüze pek çok düşünüre ve onların yazdıklarına da yer vererek inceliyor ve sorguluyor.
şu kadarcık kitabı neredeyse bir ayda okumamdan da anlaşılabileceği üzere hiç de kolay bir okuma süreci değildi benim için. yanlış anlaşılmasın, kitap "kötü" olduğu için değil, sadece dikkat ve emek isteyen bir metin. ancak kitabın anlatım dilinin yer yer fazlasıyla "savruk" hissettirdiğini de eklemeden geçemeyeceğim.