“O kadar çirkin ve yassıydı ki, mecbur kalıyor, gözünün ötesiyle bakıyordun soytarıya. Zila’daki ışık aşkını falan görmeye başlıyordun. İnsan aşkını, muhabbet aşkını, temas, meşk, hayat, uyku aşkını falan. Gördüklerini görmeden bakıyordun mecbur, o zaman da Seher’i falan görüyordun; Seher’in rahmindeki İrfan aşkını, kalbindeki Berna aşkını, Berna’daki Veysel aşkını, Veysel’deki Bayram aşkını, Edip’teki Kenan aşkını, Hayri’deki Şengül Abla - Yılgör Abi aşkını, Deccal’daki intikam aşkını, Uğur’daki Deccal aşkını, Gıyas’taki acı, Beyazıt’taki oğlan, Ayvaz’daki para, Sermiyan’daki nedâmet aşkını görüyordun...”
Sezgin Kaymaz’ın yazarlığını fantezi-korku bağlamında, metafizik-paranormal ilgiler ışığında ele alanlar oldu şimdiye kadar, onun mizahına tutulanlar, yerliliğine dikkat çekenler oldu. Bütün bunların içinde, aynı zamanda aşk anlatıyor o. Olmadık yerlerden çıkan, olmadık yerlerde biten, olmadık aşkları…
Kısas’ta aslında en çok kötülüğü anlatıyor. En kötüsünden kötülüğü… Acımasızlığı, nefreti, intikamı… Kötülük karşısında bilenen bir iyiliği, fedakârlığı - ve işte aşkı… “Sevinç Kuşları”nın ilkinde olduğu gibi, yine Deccal’in varlığıyla, onun hatırıyla…
Envai çeşit ürpertinin birbirine karıştığı bir roman.
1962’de Sinop’ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü’nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976’dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda Koordinatör olarak çalıştı. Romanları (hepsi İletişim’den): Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir (1997), Geber Anne! (1998), Kaptanın Teknesi (1999), Lucky (2000), Zindankale (2004), Ateş Canına Yapışsın (2008). Hikâyeleri: Sandık Odası (2005), Medet (2007), Ateş Canına Yapışsın (2008), Kün (2013).
Sevinç Kuşları serisinin 2.kitabı Kısas. En az birincisi Deccalin Hatırı kadar başarılı bir kitap. Kaymazın kalemi müthiş. Kitabın bendeki özeti; karakterler cümbür cemaat feleğin çemberine binmişler, önce hep beraber yokuş yukarı itiyorlar çemberi, sonra zayi ziyanları yolda fırlatıp atıp yokuş aşağıya geçiyorlar, sizde ağzınız açık okurken yaşanan olayları, hem gülüp hem düşünüp hemde salya sümük ağlayarak bitiriyorsunuz kitabı, en azından bende öyle oldu. (karakterler derken üç beş kişiden bahsetmiyoruz kadro kalabalık, kimi ararsanız var içinde, doktoru, mafyası, polisi - işadamı, boşgezeni, sokakçocuğu- delisi, akıllısı, sapığı, psikopatı- cinsiyetlisi, cinsiyetsizi - kedisi, köpeği, ağacı, çiçeği, hatta kargası bile var) Kitapla ilgili minik not: homofobikseniz hiç başlamayın bu seriye, birde normalde çocuk istismarıyla ilgili bir kitabı okuyamam ama buradaki hengame içerisinde okundu bitti. Herkese keyifli okumalar.
İnsanlar mantığı kendi söyledikleri doğru görünsün diye icat etmişlerdir. "Savaş bitti," demişti Kıvırcık. Ne basit bir söz. Her şey başlardı sadece ve kılık değiştirerek devam ederdi; biten hiçbir şey yoktu, olmazdı. Sen birini gömecektin, sanki ekmişsin, yerine üçü baş verecekti topraktan.syf31
Diyelim'di ki: "El çek sormaktan artık. Gitti işte. Kaldın işte. Tıpkı geldiği gibi, -buldun işte- bir arı, ne bileyim bir kelebek, bir rüzgâr. Hep sebep!" "Tarif edemeyiz biz aşkı," diyelim'di. "Kendini kendi, acısını acısı, hasretini hasreti tarif eder onun." Aklının ermediği bir yerde dikilir karşına. Akıllının harcı degildir hiç. Ama onu bulmak için de akıl lâzımdır sana gene. Delicedir. Bir māşuk bulursun kendin olmayanda, bir de bakarsın bir âşık bulmuşsun kendinde. İkinizi birden ara dur sonra. Onda veya sende. Bulmak, aramanın sonu değildir çünkü, başıdır.syf70
Yine her duyguyu zirvede yaşadım, Sevinç Kuşları serisinin ikinci kitabı Kısas sayesinde. Ağlamaksa salya sümük, gülmekse kahkahalarla! Öfke, çaresizlik, nefret, korku, pişmanlık… Hepsi ve fazlası, ama hepsi mutlaka en yüksek seviyede. Müthiş yoğun bir okuma keyfi veren Sevinç Kuşları üçlemesini, serinin üçüncüsü olan Son Şura’ya geçmeden önce, iyi edebiyat, nefis bir toplum/karakter analizi, eğlenceli diyaloglar ve mideye sağlam bir yumruk isteyen ve homofobik olmayan tüm arkadaşlarıma gönül rahatlığıyla şimdiden tavsiye ederim. Sezgin Kaymaz okuyunuz, okutunuz.
Sezgin Kaymaz benim için artık her kitabı okunur yazarlar kategorisinde..
İlk kitabı da çok beğenmiştim, bu da çok güzel. Son 200 sayfasını bi solukta okudum. Ama bu kitap konu itibariyle beni diğer kitaplarına göre daha çok yordu.. İşin içinde çocuk suistimali olunca.. Fakat yine Sezgin Kaymaz'ın yazarlık yetkinliği bu kadar can sıkıcı bir konuda bile hissettirdiği bir çeşit adalet duygusunda kendini belli ediyor.
İlk kitaptaki karakterlere ek gelen yeni karakterleri de sevdim. Uğur ile Deccal'in birlikte olduğu kısımlar özellikle :}
Sevinç Kuşları serisinin 2. kitabı. Bu romanda da görsel şölen kaldığı yerden devam ediyor. Beyazıt ve Sermiyan'ın savunmasız oğlan çocuklarını pazarlamaya karar vermesiyle başlayan hikaye, Gıyas'ın korku filmlerini aratmayan psikopat davranışlarıyla insanı gerim gerim gerdikten sonra, herkesin birbirine olan aşkı sebebiyle oluşan mecburiyetlerinin fark edilmesi sonucu yürekleri ısıtıyor. Sabırsızlıkla 3. kitaba (Son Şura) başlıyorum. Bu roman bir Ankara üçlemesi; unutulmamalı! "...O kadar çirkin ve yassıydı ki, mecbur kalıyor, gözünün ötesiyle bakıyordun soytarıya. Zila’daki ışık aşkını falan görmeye başlıyordun. İnsan aşkını, muhabbet aşkını, temas, meşk, hayat, uyku aşkını falan. Gördüklerini görmeden bakıyordun mecbur, o zaman da Seher’i falan görüyordun; Seher’in rahmindeki İrfan aşkını, kalbindeki Berna aşkını, Berna’daki Veysel aşkını, Veysel’deki Bayram aşkını, Edip’teki Kenan aşkını, Hayri’deki Şengül Abla - Yılgör Abi aşkını, Deccal’daki intikam aşkını, Uğur’daki Deccal aşkını, Gıyas’taki acı, Beyazıt’taki oğlan, Ayvaz’daki para, Sermiyan’daki nedâmet aşkını görüyordun...”
Serinin 2. Kitabını da en sonunda bitirdim. Bu seriyi okumak oldukça zorluyor. Nedeni de konusu oldukça sert,herkese hitap etmeyebilir. Bu ciltte sokak çocuklarının başına gelenler anlatılıyor. Mafya,doktor ve homoseksüalistler üçgenine devam ettik tabii Berna/Bayram'ın AIDS olmasina da ayri üzüldüm mutluluk haram... Sezgin Kaymaz o kadar muhteşem bir dile sahipki konu ne kadar sert olsa da kaleminin bu gücü sayesinde okutturuyor. Artık kalemine aşina oldum. Son cildide okuyacağım en kısa zamanda.
Ruhu darladigi, insanlıktan utandirdigi anla kahkahalar attırarak gözlerden yaş getirdiği anlar peşpeşe. Sayfalar arası resmen duygu slalomu gibi. Muazzam!
Sevinç Kuşları serisinin ikinci kitabı Kısas bence serinin en iyi kitabıydı. Karakterleri tanıdığım için arkadaşlarım bir şey anlatır gibi okudum kitabı. Böyle olunca kitap bana daha bir samimi geldi.
Hikayemiz kaldığı yerden devam ediyor. Yer Ankara ve seksenlerin sonu. Bu sefer sahne ışıklarını sokak çocuklarına çevirmiş Sezgin Kaymaz ve olayları onlar üzerinden kurgulamış. Kaçırılıp fuhuşa yaptırılan çocukların kurtarılma hikayesi olmuş Kısas.
Sezgin Kaymaz ötekileştirilen veya görmemek için başımızı çevirdiğimiz kim varsa ondan bir kahraman çıkarmasını iyi biliyor. Bu kitabında da transeksüeller, eşcinseller, mafya, sokak çocukları çok güzel kurgulanmış. İnsanı içine geçen, soluksuz bir hikaye ortaya çıkmış.
Ben Sezgin Kaymaz’a ayrı bir hayran olduğum için ne yazsa okurculardanım ve bu kitabı da ayıla bayıla okudum. Sevinç Kuşları serisini şiddetten tavsiye ediyorum. Su gibi akan bir seri. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
#sevinçkuşları üçlemesinin 2. kitabı #kısas da bitti. Kısasda olaylar Deccal'in Hatırı' nın bittiği yerden başlıyor. Bir kere eski kadro tam takım burada. Eski kadro derken tabi romanı sağ olarak bitirmeyi başaranları kast ediyorum. Geride bıraktıklarımızın Allah taksiratını affetsin inşallah. Bir de yeniler var. Kimi yalnız başına, kimi el ele tutuşup üçü beşi bir arada hikayeye dört koldan akıyor. Hatırlarsanız #deccalinhatırı kendi başına bir roman, kendi finali var demiştim. Ama kısas tam bir devam romanı. Ilkini okumadan bunu okumak hikayede pek çok boşluk bırakabilir. Ben üst üste okuduğum için olay örgüsünü de biraz karıştırdım. Kitaba dönecek olursak, ilk kitapta yarım bırakılan hesapların bakiyesi bu kitapta kapatılıyor. O nedenle ikinci cilt bir hesaplaşma, bir intikam, bir dişe diş göze göz kitabı olmuş. Biraz romanın atmosferinden de bahsedelim. Ankara'da ikinci kuşak mafya hüküm sürmeye başlamıştır . Peki neden? Çünkü hepsi aynı gün yetim kalmışlardır . Ne diyelim, Allah eski babaların taksiratını da affetsin. Öykünün merkezinde polis komiseri Halil'in yurt dışı göreve giderken amiri Celil'e emanet ettiği sokak kedileri var. Sokak kedileri sokaklarda yatıp kalkan üç beş kimsesiz sübyan. Bir sürü hengamenin arasında Celil uzun zamandır sokak kedilerini ihmal ettiğini fark ediyor ve maaleaef onları bıraktığı yerde bulamıyor. Sanki yer yarılmıştır da çocuklar o yerin içine girmiştir. Konu Deccal'e intikal edince, ne de olsa Deccal'le Celil bugüne bugün -ay çok afadersiniz- göt kardeşidir, Ankara' nın tüm yer altı dünyası Deccal'le olan hesaplarının bedelini ödemek için sokak kedilerinin peşine düşer. Hem bu olay onların acemiliklerini atmalarına da yardımcı olacaktır. Sonrası olaylar olaylar. Kan, revan, intikam. Kaçma, kovalamaca. Işin en güzel kısmı da tüm bunları bize Sezgin Kaymaz'in anlatıyor olması. Yine kitabı elimden bırakmak istemedim. Biter bitmez de serinin 3. Kitabına başladım. Ilk kitap için de söylediğim gibi bu kitapları okumak görsel bir şölen gibi. Tüm sahneler gözünüzden film şeridi gibi geçiyor. Seyretmelere pardon okumalara doyamadım.
İlk kitap kaldığı yerden devam ediyor. Yine heyecanlı ve duygusal gelişmeler. Kitap bitmesin istiyorsunuz. Bir çok yerde gülümsüyor, duygulanıyor ve hikayeye kapılıyorsunuz. Ankara'nın göbeğinde emniyet teşkilatı, özel ve devlet hastaneleri, mafya, kader dostları, kimsesiz çozuklar, pezevenkler, oğlancılar içe içegeçmiş durumda. Hadi canım, bu kadar da olmaz dediğin bir şey, gelişmeler sonucu çok normal bir şeymiş gibi sonuçlanıyor.
Yazar çok ama çok uzun cümleler kullanmış. Kasıtlı yapıyor belli ki; "nasıl da güzel yapıyorum" havasında. Gerçekten de bu upuzun cümleleri okurken, aralarda kaybolmuyor ve anlamını kaçırmıyorsunuz. Edatlar, belirtili, belirtisiz isim tamlamaları, bağlaçlar derken cümle uzadıkça heyecanlanıyor, cümlenin daha da uzamasını istiyorsunuz. Yazarın sihirli bir kalemi var.
Deccal'in Hatrı, Sevinç kuşlarının ilk kitabını okuyalı uzun zaman olmuştu, oyüzden isimleri olayları bağlamakta başlarda zorlandım. İki kitap arasını çok açmamak iyi olabilir. Her bir sahne gözümde canlandı okurken, bir yandan da bol bol gülümsedim. Sezgin Kaymaz'ın bütün kitapları güzel ama Sevinç Kuşları ayrı bir güzelmiş.
Daha fazla karakter, daha fazla olay... Serinin ikinci kitabı olan Kısas, ilk kitaptan da karmaşık geldi bana. Ama ilk kitaptan bildiğimiz karakterler, deniz feneri etkisi yaratıyor. Tamam, diyorsunuz, ben bunun olayını biliyorum. =) Karmaşık olmasına rağmen okuru asla yormuyor, o da Sezgin Kaymaz farkı. Hiç ara vermeden serinin son kitabı olan Son Şûra'ya geçiyorum. Heyecanla... =)