Hayat, insanın kendi potansiyeline ulaşabilmesi için dikkatle, incelikle, muhteşem bir zekâyla dizayn edilmiştir. Yapman gerekeni yapamıyorsan, olamıyorsan, doğamıyorsan hayat çok acıtır, anlaman için hırpalar, yorar. Seni sen yapabilmek için ne gerekirse yapmaya hazırdır.
Asla rahat bırakılmazsın. Öylesine, anlamsız varolmazsın. Mutluluğa saklanamazsın. Öyleyse acına sahip çıkmalısın! Çünkü acı, bilginin bedene inmesidir. Bilgiyi bedene indirmeli, olman gereken şeye dönüşmelisin.
Bu kitap 'kendine gelmek' için burada olduğunun farkına varabilenlere yazıldı. Fi ile çıkılan yolculuğun tek durağıdır Çi. Sadece farkındalığa giden, değiştiren, mutlaka geliştiren bir yoldur bu ama sunduğu seks, macera, intikam, ihtiras sizi aldatmasın, zordur.
Hayatı değil sistemi yaşadığımızı fark edenler, harakete geçmek için işaret bekleyenler, umursamayanlara karşı umursayanlar, hissedemeyenlere karşı hissedenler adına ve kendi tekamülünde kaybolmuşlar için yazılmış, dengeye adanmıştır. Hayat harekete geçen herkesi varması gereken yere götürür. (Tanıtım Bülteninden)
Yazar Azra Sarızeybek Kohen 1979 yılında İzmir’de doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema bölümünden mezun olduktan sonra Kanada Ottawa Üniversitesi Üçüncü Dünya Ülkelerine Yardım Ekonomisi bölümünde 3 dönem eğitim almış, daha sonra Liverpool Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji bölümünde yüksek lisansını tamamlamış, İngiltere Writtle Üniversitesi'nde Sürdürebilir ve Rejeneratif Tarım Sistemleri üzerine çiftanadal yapmaktadır. İyi derecede İngilizce ve İtalyanca konuşan Azra Kohen evli ve bir çocuk annesidir. Ülkemizde yayınlanan Fİ-Çİ-Pİ isimli üçlemesi, AEDEN ve GÖR BENİ isimli eserlerin yazarıdır. Üçleme kitapları dizi olarak işlenmiş ve Fİ ve Çİ adı altında izleyici ile buluşmuştur. Azra KOHEN, BİZ bilincindedir. Evrendeki her canlının birbirine bağlı ve birbirinden sorumlu olduğu ve bir bireyin bile doğru davranarak dünyayı değiştirebileceğine ve hakiki insan olmak için her an evrimleşebileceğine olan inancı ile eserlerini yazmakta, konferansları, projeleri ve sosyal, toplumsal bilinci yükseltmek amacı ile hazırladığı özgün videoları ile insanoğlunun tekamül yolculuğuna katkıda bulunmak için her an çabadadır. Hayat yolculuğunda OKU’manın en iyi rehber olduğuna inanır.
Azra Kohen’in parolası : Hayata katkımız olsun!
---------------------------------------------------- Azra Kohen Author Azra Sarızeybek Kohen was born in Izmir in 1979. After graduating from the Department of Radio, Television and Cinema at Istanbul University, she studied for three semesters in Canada at Ottawa University’s Department of Aid Economies for Third World Countries, and then she went on to complete her master’s degree in Applied Psychology at Liverpool University. Currently she is working on a double major in Sustainable and Regenerative Agricultural Systems at Writtle University College in the United Kingdom. Azra Kohen, who speaks English and Italian well, is married and has one child. She is the author of the trilogy Phi-Chi-Pi, which was originally published in Turkey, as well as the novels Aeden and Gör Beni (See Me). The trilogy was adapted as a television series and broadcast under the titles Phi and Chi. Azra Kohen is deeply aware of the notion of “We.” All of her works are based on her belief that all living beings in the universe are interconnected and responsible for one another, and also her conviction that even an individual can change the world with the right behavior and evolve into a unique human being. She constantly strives to contribute to humanity’s journey towards development through her projects, conferences, and the original videos she creates with the aim of raising social awareness. She believes that reading is the best guide on life’s journey.
Azra Kohen’s motto: May we all contribute to life!
Fi, Çi, Pi üçlemesinin ikinci kitabı olan Çi'de psikolog Can Manay ve etrafındaki karakterlerin hikayesi kaldığı yerden devam ediyor. "İyi bir hikaye asıl bittiğinde başlar" mesajıyla yayına çıkan bu kitap aslına bakılırsa Fi'de zaten pek bitmemişti. O nedenle Çi, Fi'nin yarım bıraktığı yerden devam ediyor. Zaten benim anladığım bu bir üçleme değil. Yazarın kelimede bonkör olduğu bir romanın üçe bölünmüş hali.
Karakterleri tanıtan, yazarın sevdiği usulle her kişiyi bir tohuma benzetirsek, her tohumun içindeki potansiyele büyüteç tutan bir kitaptı Fi. Çi'de hedeflenen bu tohumların kendi potansiyellerini keşfettikleri, çatladıkları ve varlıklarını görünür kılma yolunda ilk adımı attıkları bir kitap.
Fi'de beni kızdıran yazım hatalarına bu kitapta çok fazla rastlamadım ya da benim dikkatimi çekecek boyutta değildi.
Fi'nin sonlarına doğru giderek artan karakter tutarsızlıkları ne yazık ki bu kitapta da devam etti. Bazı karakterlerin neyi niye yaptıklarını anlamak zor oldu. Karakterler arasında en çok Özge'yi sevdim ancak bu kitapta Özge gibi adalet peşinde koşan bir karakterin bilmediği ve başka yan karakterlerle konuşarak öğrendiği hayatın gerçekleri (?) beni oldukça şaşırttı. Şaşırdığım şey şu; her şeyin bu kadar farkında olan, dünyadaki adaletsizlikten yakınarak savaş açmaya kararlı olan bu karakter, bu acımasız sistemin nasıl işlediğini bu zamana kadar çözememiş mi?
Farkındalık yaratmak adına yazılmış bu kitap hiç bir şeyin farkında olmayan zihinlerde bir fark yaratabilir. Olmayanı ya da büyük bir gizemi anlatmıyor. Biraz okuyan, araştıran, gözlemlemeyi seven pek çok insanın zaten farkında olduğu şeyler biraz Zeitgeist, biraz Gezi Parkı anıları, biraz da 9/11 belgeselinden çıkmışçasına aktarılmış. Farkındalık yaratma kaygısı bir süre sonra yazarı ne yazık ki din-medya-siyaset sistemiyle ilgili fazla miktarda klişeye itmiş. Fikri olmayana fayda sağlayabilir elbette.
Yazar bir yerde şöyle bir konuşmaya yer vermiş: "Okuduğun her kitap, toplamda sadece 26 harfin kombinasyonundan oluşuyor, aynı etrafında gördüğün her şeyin aynı atomların bir araya gelmesiyle oluşması gibi..."
Bu konuşmayı yapan karakter de dinleyen de Türk. Türkçe'de 29 harf var. İngilizce'de 26. Belli ki yazar bu örneği başka bir kaynakta okumuş, kitabında da yer vermiş. Biraz copy-paste çeviri olmuş. Eğer özgün bir içerik değilse konuşmada "XYZ der ki" ya da "okuduğum bir kitapta diyordu ki" diye yer verseydi ben de kendimi salak yerine konmuş hissetmezdim.
Ben kitaba (Fi'ye) gündemle ilgili değil de ruhen daha besleyici olacağına inanarak başlamıştım ancak öyle olmadı. Çi'de bu beklentim iyice cevapsız kaldı. Sonuna doğru artık beslenme beklentimi bir kenara bırakarak nispeten umursadığım karakterlerin akıbetlerini öğrenmeye odaklandım. Sonu ilk kitapta sinyalini aldığım ama ikincide unutuverdiğimden bana bir parça sürpriz oldu diyebilirim.
Üçüncü kitapta yazar kişilerin her bir hareketinde aklından neler geçtiğini lüzumundan fazla detayla anlatmaktan vazgeçer ve bir şekilde hikayeye girivermiş kişileri de çözümlemeyi bırakırsa daha akışkan bir roman okumuş olacağım.
Lafı bu kadar uzatmam sanırım bu seriye büyük beklentiyle başlayıp aradığımı bulamamamdan ancak yazarda da potansiyel olduğuna inanmamdan kaynaklanıyor. Kızdığım yerler oldu, tatlı tatlı söyleniyorum diyebiliriz.
Özetle, ruhen beslenmek isteyenler biraz Eckhart Tolle okursa (ki ben artık inat etmeyi bırakıp öyle yapacağım) daha yerinde olabilir
''Okuduğun her kitap toplamda sadece 26 harfin kombinasyonundan oluşuyor, aynı etrafında gördüğün her şeyin aynı atomların bir araya gelmesiyle oluşması gibi ama her şey birbirinden ne kadar farklı değil mi? Bizi oluşturan aynı atom ve okuduğumuz yüzlerce değişik kitabı oluşturan 26 harf..."
Hani bir kez geçse yazım hatası diyeceğim ama tam iki defa, arka arkaya... Bizim alfabemizde 29 harf var, üstteki alıntıyı zikreden karakter de türk, konuştuğu kişi de. Bu kadar korkunç bir ihtimali düşünmek istemiyorum ama, yazarın bu düşünceyi ingilizce bir kaynaktan olduğu gibi aldığı, kopyala-yapıştır yapıp orijinal bir fikirmiş gibi gösterdiği anlamı çıkmıyor mu?
Dizisinden dolayı merak edip başladığım üçlemenin ilk kitabına, sırf bitirebildiğim, yarıda bırakmadığım için iki yıldız vermiştim. Niye okumaya devam ettim bilmiyorum, sanırım madem bu kadar okudum, şu karakterlerin başlarına neler geliyor öğreneyim bari dediğim için, bir de, aslında ilk kitabı bitmiş gibi göremediğim için -bolca laf salatası yapıp yüzlerce sayfayı doldurunca ortaya üç ayrı kitap ve bir üçleme değil, aslında üçe bölünmüş ve gereğinden çok fazla uzatılmış tek bir kitap çıkıyor. İkinci kitap sanırım Gezi'nin de etkisiyle birazcıcık daha sarsa da, ilk kitaptaki kadar yazım hatası barındırmaması belki de tek artısı. Yine çok kötü bir dil, yine kendini çok ciddiye alan, pek bir felsefi laflar ettiğini zanneden ama bomboş konuşan karakterler, yine okuyucularında "farkındalık" yaratmaya çalışan ama nihayetinde hayatı "deneyimlemeye" ve kitap okumaya bile yeni yeni başlamış bir insanın elinden çıkmış gibi hissettiren, ordan burdan alma, dağınık, içi boş fikirleri tekrar tekrar, uzattıkça uzatarak okuyuca sunan bir roman. En kötüsü de, yazar bu kişisel gelişim, farkındalıklar, etkinin tepkisi bidi bidi olaylarına hiç girmemiş olsa, sadece bu ilginç ve rahatsız karakterlerle onların dinamiklerini (düzgün bir dille!) yazmış olsaydı, gayet de hoş bir seri olabilirdi. Peki bütün bunlara rağmen, yine madem bu kadar okudum, yarıda kalmasın diye üçüncü kitabı okuyacak mıyım? Ne yazık ki evet.
Türkçe'de 29 harf var hani ingilizce metindem çevirirken bari buna dikkat etseymiş diye düşünmeden edemedim:) biri bana pi'nim sonunu söyleyip okuma hamallığından kurtarırsa çok sevineceğim.
Kitap ile ilgili iyi yorumların da kötü yorumların da birazcık abartıldığını düşünüyorum... Mesela yazım ve imla hatalarının çok olduğunu okumuştum ki bu konuya gerçekten takıntılıyımdır. Açıkçası yazım ve imla hatası gözüme çarpmadı. Sanırım bunu yazanlar "olsundu, hayat devam ediyordu..." gibi kalıplar yüzünden böyle düşündüler. Ama ben bunun bir "hata" olduğunu düşünmüyorum. Türkçede böyle bir kullanım olmayabilir ama bazı yazarlar kendine özgü kelimeler, kendine özgü kalıplar kullanabilirler. Bence bu dilimizi katletmez, aksine zenginleştirir. Birçok büyük yazar ve şairlerimizin de kendilerine has kalıpları mevcuttur. Hikaye ve dil çok basit diye okumuştum bir yerlerde... Evet basit ama bu değersiz anlamına gelmez. Örneğin Nazım Hikmet'in de dönemindeki şairlerle karşılaştırıldığında çok daha sade ve basit bir dili yok mu? Bu değersiz anlamına mı gelir? Yanlış anlaşılma olmasın bence Azra Kohen'in geçmişteki çok değerli yazar ve şairlerin seviyesine ulaşması için, deyimi yerindeyse, on fırın ekmek yemesi lazım. Ama acımasız eleştiriliyor bunu anlatmak istedim.
Kitabı başucu kitabı, hayatının kitabı olarak nitelendirenlere de katıldığımı söyleyemeyeceğim. Hikaye sürükleyici, karakterler sağlam kurgulanmış, diyalogların içerikleri çok iyi bir şekilde işlenmis, altı çizilecek çok cümle var. Ama benim için dönüp bir daha okunacak, her okuyuşta farklı tatlar kazandıracak bir kitap değil... Cinselliğin abartıldığı konusunda eleştirenler için de pek söylenecek bir şey yok aslında, Bihter ile Behlül'ün reyting rekorları kırdığı, google aramalarında bir numaraların malum olduğu bir ülkede bunu eleştirmek iki yüzlülüktür bence. Ve kitaptaki o kadar kaliteli diyaloglari, sağlam karakterleri, olay örgüsünü es geçip sadece birkaç sayfanın dikkatlerini çekmesi, algıda seçiciliktir bana göre. Ben rahatsız da olmadım, ilgimi de çekmedi. Benim için severek okuduğum, ama bittikten sonra kitaplığımdaki yerlerinde uzun süre kalacak kitaplardan olacaklar...
Ci ist die Fortsetzung des drei-teiligen Bandes von Azra Kohen Fi. In diesem Teil kriegt der Leser einen Einblick in die frische Beziehung zwischen Duru und Can Manay und wie toxisch und perfide diese ist. Auch Duru wird sich bewusst über die gefährlichen und kontrollierenden Charakterzüge von Can Manay und versucht ihm zu entkommen.
Diesen Teil des Buches finde ich viel besser als der erste Teil weil trotz der 300 Seiten viel mehr passiert als im ersten Teil des Buches, dass sich ermüdend in langen Konversationen zieht. Aber auch hier muss man sagen, dass der Erotikteil des Buches wieder sehr ekelerregend und niveaulos ist - wobei es an vielen Stellen natürlich auch die gestörte Beziehung der Figuren mit Sex darstellt. Und wie ich es im ersten Buch auch schon kritisiert hatte, fehlt einfach ein bisschen die analysierende Art - der Beobachter - weil innerhalb der Charaktäre sehr viele problematische Beziehungsgefälle und Taten passieren, die meiner Meinung nach Aufklärung bedürfen.
Bu kitap, -yazarın kendi ifadesiyle söylemek gerekirse- herkes için yazılmadı. Farkındalığın ne kadar önemli olduğunu bilen, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını idrak edebilmiş, “kişi” olabilmek için bireyselliğini keşfetmesi gerektiğini fark etmiş ya da fark etmeye hazır herkes için yazıldı, gerisiyse hikaye.
Kendi cümlelerim ile; kitap varoluşumuzun nedenlerini sorgulamak, bizi kendimizle buluşturmak ve hayata katkı sağlamak amacıyla yazılmış ve bana göre takdire şayan bir zekanın ürünü. Hikayedeki karakterler özenle oluşturulmuş ve verilmek istenen mesajlar satır aralarına incelikle işlenmiş. Bu cümlemden anlaşılacağı üzere ortada bir hikaye ve kurgu var fakat bu, yazarın okuyucuya ulaşması için bir araç tamamen. Yazar anlatmak istediklerini tepeden indirircesine "bu böyle olmalı şu şöyle olmalı" şeklinde söylemek yerine her bir mesajını okuyucuya, oluşturduğu karakterler üzerinden iletmeyi tercih etmiş. Bence iyi de etmiş çünkü bu şekilde tüm bilgiyi tekbir kaynaktan almak yerine farklı karakterlerden farklı bilgiler edinmek hem daha anlaşılır hem de daha keyifli. Karakterler birbirleri ile sohbet edip çeşitli konularda düşüncelerini paylaşıyorlar ve biz de o ortamın bir parçası oluyoruz. Her bir karakter farklı bir toplumsal olguyu temsil ediyor. Örneğin güzelliği Duru'da, ihtirası Can Manay'da, zekayı ve sadeliği Bilge'de, geleceği Deniz'de, doğruluğu ve azmi Özge'de görüyoruz.
Satırlar arasındaki mesajları yakaladığımız an bence kitabın hakkını verebildiğimiz an. Zaten bunu yapabildiğimiz zaman anlam kazanıyor hikaye. Tüm o karakterler ve kurgu madalyonun görünen yüzü. Bizden beklenense asıl görünmeyen yüze odaklanmak, orayı keşfetmeye çalışmak. Bunu yapmayanlar için anlatılan onca şey ne yazık ki bir hikayeden öteye geçemiyor. Sonra da “yazar cinsellikten çok bahsetmiş, olaylar birbirini tekrar etmiş, karakterler bana hitap etmiyordu” gibi -bence- yerini bulmayan eleştiriler çıkıyor ortaya.
Fi, Can Manay'ın Duru'ya olan takıntılı aşkıyla başlıyor. Çi'de ise kimi hikayeler kesişerek belli bir noktaya vardırılıyor ve bu iki kitap aslında Pi'ye giriş için zemin hazırlıyor. En önemli kitap Pi çünkü aktarılmak istenen herşey aslında bu üçüncü kitapta anlatılmış. Pi’de varılan sonuç hayatımızda yeni kapılar açmak, bizleri günümüzde olup biten bir takım meseleler üzerinde düşündürmek ve bu sayede hayatlarımızı anlamlandırmak amacını taşıyor. Seride içerik olarak din, psikoloji, siyaset, ilişkiler, toplum, dünya gibi her gün etrafımızda olup biten güncel konular ele alınıyor.
Kitapla ilgili olumsuzluklara gelince, bunlardan ilki ne yazık ki çok fazla yazım ve imla hatasının olması. Bu durum hem okuyucunun dikkatini dağıtıyor hem de onu kitaptan bir miktar soğutuyor bana göre (Bu sorun redaktörle alakalı sanırım). İkinci olarak ise, bazı diyalogların neredeyse akademik bir dille yazılmış olması. Bu da metinleri doğallıktan biraz uzaklaştırıyor zannımca. Örneğin gündelik hayatta bir arkadaşımızla din ya da Afrika'daki açlıkla ilgili sohbet ettiğimiz zaman konuyu bir tartışma programındaymışçasına ele almayız, daha düz, daha samimi ifadelerle tartışırız ama kitapta bazı diyaloglar bu anlamda biraz resmi olmuş sanırım.
Şu anda internet ortamında Fi, Çi, Pi ile ilgili çok fazla beğeni, bir o kadar da olumsuz eleştiri var. Eğer bu seriyi okumak niyetindeyseniz bu eleştirilerin hiçbirine kulak asmamanızı tavsiye ederim. Kitabı ne sırf popülerliği yüzünden okuyun ne de çok popüler olması yüzünden okumamazlık edin. Ne için yazıldığını ve neden okumanız gerektiğini bilin öncelikle. Şayet varoluşunuzu sorgulamaya ve okuduklarınız üzerine düşünmeye hazırsanız, bu serinin size çok şey katacağından eminim.
1. eğer pi'de toparlayabilmişse lafı bu kadar uzatmanın anlamı var mı diye düşünüyorum. 2. bu seri özge ve özgenin dahil olduğu her bölüm olmadan beşe yakın puan alabilirdi. çünkü güçlü. çünkü özgenin dahil olduğu hikaye copy-pasteden ibaret. lüzum yok. kendi yazsa eyvallah ama değil biliyorum. boşuna blogger değilim yıllardır. 3.can'a acıyor, onu seviyor ve ondan tiksiniyorum. çünkü hep okumak istediğim ama -selvi atıcının neden'indeki sertaç'ı saymazsam- okuyamadığım bir erkek. 4. deniz'i ve göksel'i, böyle kalırsa hep katıksız ama eksikce seveceğim. 5. seri ikiye ayrılmalı, can'ın-umut'un- etrafında dönen, gökseli, adayı da içine alan bir psikolojik-romantik-dram; diğeri de özgeyi, düşüncelerini alan azıcık yeraltı edebiyatı azıcık dram içeren, yazarın mevcut vaatlerini ve söylemlerini hedef alan bir manifesto. 6. geziyi saptırmanın, modası geçmiş ve bence artık herkesin bildiği -bilmeyen varsa kendini hemen şimdi yorumun devamını okumadan öldürsün- 911 hikâyelerinin, kurulu sistemin, Kur'an'ın peygamber söylemleri... saçmaydı. o sülale haricinde illumunati falan yok şaşırdım. (sırıtıp göz deviren emoji) 7. pi'den spoilerım var, iyice boka saracak seri, ve yeni karakterlerle birlikte, birbirine değmeyen eleman kalmayacak, ama nasıl başardı, batacak mı çıkacak mı bilmiyorum da çok umudum yok.
Tahammül etmesi zor bir kitap. Vakit kaybı. Diziden hatta 300 bin baskı yapmasından dolayı merak edip aldım ama dizi bile sadece karakterlerinden faydalanıyor sanki. Ç
Serideki üç kitabın yorumunu bir arada yapacağım için bayağı uzun bir yazı olacak. Eğer vaktim yok diyorsanız alıntıların başında yazdığım “Sonuç olarak” paragrafını okuyarak seri hakkında ne düşündüğümü görebilirsiniz.
Herkesin bildiğini düşünsem de öncelikle seri hakkında genel bilgi vereyim. Seri üç kitaptan oluşuyor ve okunma sırası şu şekilde: 1. Fi 2. Çi 3. Pi
Bu seri yayınlandığı günden beri hem çok okundu hem çok konuşuldu. Çok seven, bayılan insanlar da oldu, hiç sevmeyip yarım bırakanlar da. Benim çevrem genelde seven kişilerden oluşuyordu.
Öncelikle serinin olumlu taraflarından başlayayım. Yazarın kalemi kesinlikle çok akıcı. Kitapların kalınlığı gözünüzü korkutmasın çünkü kendini hızlı bir şekilde okutuyor. Hem bu kadar kalın kitaplar yazıp hem de kendini okutabilmek kolay değildir. Bu açıdan yazarı tebrik ediyorum.
Fi; olayların başladığı, karakterlerin tanıtıldığı kitaptı. Yazar, hızlı bir başlangıç yaptığı için sonunda ne olacak diye merakla okudum. Bölüm sonlarını “Onun hayatını kurtaracağını o an bilmiyordu… O gün hayatında çok önemli bir yere sahip olacak kişiyle tanıştığının farkında değildi…” vs. şeklinde ifadelerle bitirdiği için ne zaman o kısmı okuyacağım duygusuyla sayfaları hızlı hızlı çevirdim. Çi, serideki en ince kitap. Ara kitap olduğu için geçiş özelliği taşıyor. Sizi final kitabına taşıyor. Pi’de artık olaylar sonuca bağlanıyor ve hiç tahmin etmeyeceğiniz şeyler oluyor.
Kitapta çok fazla karakter var ve bu karakterler bize uzun uzun tanıtılıyor. Davranışları ve düşünce yapıları anlatıldığı için onları iyice tanıyoruz ve gözümüzde canlandırabiliyoruz. Yalnız kitaptaki bütün karakterler çok güzel, çok yakışıklı, çok seksi vb. Fiziksel olarak iyi görünmeyenler de ya çok zeki ya çok karizma ya da çok yetenekli. Kitapta vasat olan kimse yok. Bu bir zaman sonra inandırıcılığı zedeliyor bence.
Serinin en çok eleştiri aldığı konulardan biri de kitapta fazla erotizm olması. Ben erotizm okumayı severim. En sevdiğim türlerden biri historicallardır ama bu kitaptaki erotizmi okumak beni rahatsız etti çünkü çoğu yerde gereksiz kullanılmış. En azından yarısı atılabilirdi diye düşünüyorum. Bir de yukarıda yazdığım bölüme ek olarak karakterlerin neredeyse hepsinin libidosunun tavan olması ve tavşan gibi sevişmeleri bir yerden sonra sıktı.
Olayları farklı karakterlerin gözünden okuma olayını çok seviyorum. Bütün seri bu şekilde yazıldığı için mutluyum.
Kitapta çok ilginç bir şey dikkatimi çekti. Ünlü insanların belirgin özellikleri sıralanmış, ünlülerin isimlerine yakın isimler seçilmiş ve onlar eleştiriliyor. Sanırım davalık olmamak için bu yolu seçmişler ama biraz magazin takip eden biri kimlerden bahsedildiğini kolayca anlayabilir. Ben Fi’de üç isim tanıdım mesela. Diğer kitaplarda da vardı.
Ben yazarı biraz halktan ve gerçeklerden kopuk buldum. Kitaptaki diyaloglar çok kötüydü. İnsanların konuşmayacağı şekilde gerçeklikten kopuk konuşmalar yazmış. Yazar söylemek istediği her şeyi karakterlere söyletmeye çalışmış. Bu yüzden bir sayfa süren konuşmalar okuyoruz. Konular da çok çeşitli. Psikoloji, medya, televizyon, siyaset, din, sanat vb. ilk aklıma gelen şeyler. Yazar, aklındaki her şeyi bu seride anlatmaya çalışmış sanki. Bu da inandırıcılığı zedeliyor çünkü günlük hayatta kimse böyle konuşmuyor. Bazı olaylar da çok ütopik. Okurken yok artık deyip güldüğüm yerler oldu.
İlk iki kitapla yakaladığı okuyucuyu son kitapta kaybediyor yazar. Pi, çok uzatılmış bir kitap. Gereksiz çok ayrıntı var ve dediğim gibi olaylar çok uç noktalara gidiyor. Belki yazar sonunda sürprizler yapıp okuyucuyu şaşırtmak istedi ama daha inandırıcı olabilirdi.
Ben kitabın Destek Yayınları tarafından basılmış versiyonlarını okudum. Kitapların baskı kalitesi, kapakları ve kapak renkleri çok güzeldi. Yayınevini başarılı buldum.
Kitabın hatırlarsanız eğer dizi uyarlaması çekildi. Ben henüz dizisini izlemedim ama izlemeyi düşünüyorum. İçimden bir ses dizisini daha çok seveceğimi söylüyor.
Dizisi çok izlenir ve çok sevilirken yazar, kitaptan çok uzaklaşıldığı için dizinin yayından kaldırılmasına sebep olmuş. Bu yüzden dizinin fanları tarafından sevilmiyor. Yazarın, eserinin uyarlamasını sevmemesi ve rahatsız olması çok rastlanan bir şey ama keşke bunu kabul edip diziye karışmasaydı. Hem izleyicilerin tepkisini çekti hem de başarılı bir işin sona ermesine neden oldu. Hâlbuki bu dizi sayesinde çok daha fazla tanınmış ve okunmuştu.
Sonuç olarak bu seri benim için ortalamaydı. İllaki okuyun demiyorum. Okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz. Eğer merak ediyorsanız bir şans verebilirsiniz çünkü serinin hayranı da çok fazla.
Kitap için edebi bir eser demek çok yanlış olur. Kafa dağıtmak için okunabilecek çerezlik bir kitap. Bana göre bu kitabın pozitif bir yönü cinsel ögelerin bolca kullanılmış olması. Cinselliğin konuşulmasının bir tabu olmaktan çıkmasına katkı sağlayabileceğini umuyorum.
serinin üçüncü kitabı için bir köprü görevini gören Çi beni ilk kitabında olduğu gibi büyüledi. İlk defa bir kitap hakkında somut şeyler anlatamıyorum. :) İlk kitabın bittiği yerden bir kaç ay sonra olaylar devam ediyor.Dediğim gibi konuyu anlatamıyorum çünkü burada dikkat etmemiz gereken duydular düşünceler.. Yazarın düşüncelerine katılmakla beraber yeni fikirlerin beynimde ürediğini hissedebiliyorum.Her karakterin yaşadığı olaylar gelişmeler meraktan uyutmadı beni . sınav haftama denk gelen kitabı geç bitirdim. Pi ye hemen başlayacağım ama ondan önce söylemek istediğim: hemen bu seriye başlayın... Başlayın !!!
Dallas bitti, şimdi kötüler cezalandırılıyor :) Pi'yi bilmiyorum ama Fi ve Çi tek kitap olarak yapılabilirmiş... Uzatmış, uzatmış hadi bunu iki kitaba bölelim demiş gibi... Ama öyle bir yerde kesti ki yine romanı Pi'yi okumamak olmuyor işte... İyi bir özet bulup okusammı acaba diye de düşünmüyor değilim hani...
Hayat seni kendinden uzaklaşmaya başladığında yakalar ve öyle bir köşeye sıkıştırır ki kaçamazsın. İçindeki gücü bulup dönüşmen gereken şeyi net bir şekilde görene, anlayana kadar sıkıştırır. Acıtır. Anlamadan gidemezsin nu dünyadan çünkü anlamak, anlamlandırmak için buradasın. Kendini bulmadan var olamazsın çünkü potansiyelini doldurmak zorundasın. (sf 314)
Hep D&R'da çok satan raflarında görünce merak ettim ama Ucuz erotik romanlar gibi başladı kitap. benimsin benim olacaksın kısmında koptum devamını getiremedim. Getiremem gibi de gözüküyor.
Serinin ikinci kitabı olan Çİ, ilk kitaptan da yüzeysel ve başarısız. Fİ de en azından biraz karakterlerin derinliği vardı, olaylar gerçekleşirken nispeten karakterleri tanıma fırsatımız oluyordu, fakat hikayenin devamı Çİ de bu derinlik tamamen koptu ve anlamsız şekilde bilgi verme , bir ders verme , özlü sözler oluşturma havasına girdi yazar nedense. Kitap öyle bir dille yazılmış ki maalesef bir yerden sonra yazar ne söylese de ciddiye alamıyoruz. Bu daldan dala hiç bir konu bütünlüğü olmayan bilgi verme çabası da bizim için ukalaklıktan öteye geçemiyor ve yine yapay kalıyor. Çünkü hikayeye yediremiyor bu paylaştıklarını yazar. Çok da önemli olmayan bir detay ama :
''Okuduğun her kitap toplamda sadece 26 harfin kombinasyonundan oluşuyor, aynı etrafında gördüğün her şeyin aynı atomların bir araya gelmesiyle oluşması gibi ama her şey birbirinden ne kadar farklı değil mi? Bizi oluşturan aynı atom ve okuduğumuz yüzlerce değişik kitabı oluşturan 26 harf..." 26? Türkçe alfabe 29 harf, ingilizce alfabe 26 harftir..
Hikayeyi ben zaman sırasına göre okumayı severim, ilerisi için sürpriz bozan açıklamalardan hoşlanmam, sürekli bazı karakterlerin hikayesi için çok sonrasından bahsederek heyecanı kaçırıyor bence. Aşk ve tutku diye de bize ciddi bağımlılığı olan hasta Can Manay' ın sapıklıklarını okutuyor. Kitapta sürekli duygulardan bahsetmesine rağmen bana göre zerresi bile yok duygunun.
İkinci kitabı da beğenmedim okunmasına gerek olmayan kitaplardan..
'' İnsanlığımıza rağmen hayvanlığımız kadar etrafımızda saygı uyandırabilmemiz ne acıydı.'' '' İnançsız dindarlar, zengin yoksullar, acımasız hayırseverlerle uyutulduk, şimdi uyanıyoruz dedi ve çekip gitti.'' '' Duygularınızın sizi ele geçirmesine izin vermediğiniz kadar insansınız! Öfke, nefret, kıskançlık, hayal kırıklığı.. Bu duyguların kontrolü ele geçirip hemen bir davranışa dönüşmesini engelleyebiliyorsanız gelişirsiniz.'' '' Ters duran gazetenin manşetinde '' Özgürlük'' yazıyordu. Zamana tabi yaşayan bir varlık nasıl özgür olduğunu düşünebilirdi. Her saniye bir hücremiz son nefesini veriyor, evrenin siyahlığına ait oluyordu. Belki de hiç yaşamıyorduk diye düşünüp gözlerini kapattı Bilge, var olmadığını düşündü ama zaten düşündüğü için vardı, nefes aldığı için değil ki. ''
Seksist ve cinsiyetçi dilin yanında fazlalıkla uzatılmış, her önceden kaydedilmiş bilginin verilmesi zorlamasının oldukça hissedildiği, diyalogların fazlaca uzatıldığı bir kitap. Fazla kasıldığını fazlasıyla belli edercesine. Üç seriyi de okudum. Tüm seriyi okuma nedenim ise biraz meraktandı. Dizinin üçüncü sezonunun(pi) çekilmemesinin nedeni olarak, kitapla aynı gitmediği söylenmişti. Bunun için sonrasında gördüğüm dizi ile kitabın hangi noktada nasıl kopmaya başladığını görmek adına, bir de üçünü de set olarak almış bulunmamdandır ki tüm seriyi okudum. Ki diziyi kitaba göre daha başarılı bulduğum bir ilkteyim.
Seriye başlamışken devamını getireyim diyerek Fi'yi çok fazla beğenmesem de ısrarla okudum. Değindiği noktalar fena değil ancak yazım yanlışları olan bir kitap. Genel olarak vasat. Yine de karakterlerden birini git gide kendime biraz daha yakın bulduğum için Fi'ye göre daha akıcı geldi. Son kitabı da okuyarak yorum yapmak en doğrusu olacak sanırım.
Fİ güzelliğin matematiksel ifadesidir. Beynimizin güzelliği kodladığı oran demektir. Örn; Göz ile kaş arasındaki oran, ya da bir resim deki renk uyumu ve renk geçişlerinin biribirine olan oranı demektir. Çİ hayatımızdaki yaşam enerjisinin ifadesidir. Yaşam enerjisinin değerini ve gücünü gösteriyor.
Son zamanların popüler kitaplarından olan bu ikiliye ilk önce ön yargı ile yaklaştım. Bir süre almadım, ilgilenmedim. Ama kışlık kitaplarımı sipariş verdiğimde bir an da sepetim de buldum. Önyargı ile yaklaştığım bu ikili beni resmen şah mat ettiler. Fi ile yüzmeye başladım, Çi ile denizlere açıldım ve yakında çıkacak olan Pi ile sanırım okyanuslara ulaşacağım.
Anlatımın akıcı, hikaye de karakterler çok olmasına rağmen hepsi kendine özgü karakterler ile akılda kalıcı, okuyucuya dokunan ve okuyucu da izler bırakan kitaplar olarak çok satanlar listesindeki yerini sonuna kadar hak ediyorlar.
Kitabın ana karakteri Can Manay’ın genel okuyucu kitlesinden biraz Girinin Eli Tonundaki Christian’ı anımsattığını duydum. Sanırım bu benzerliğin genel de yaşadıkları cinsellik olduğunu düşünüyorum. Ama hemen hatırlatmak isterim ki Christian yakışlı, zengin, zeki, arzulu, ihtiraslı, seks oyuncakları, kırbaçları ve psikolojik tuzakları (seks konusunda) resimliyordu. Ancak Can Manay yakışlı olmayan, arzulu, takıntılı, seks oyuncakları olmayan ama insan psikolojisini çok iyi bilen ve bunu en büyük silahı olarak kullanan çok zeki bir adamı resimliyor.
Christian hayaller kurdururken açıkçası Can Manay insanı peşinden sürüklüyor. İnsanın sınırları nedir? Ne kadar zorlayabilir? Bilgiyi nasıl kullanıp insanı elde edebilir diye insan kendini beyin fırtınası yapıyorken bulabiliyor. Bu yönü ile Can Manayı daha çok sevdim diyebilirim ya da daha çok ilgimi çekti diyebilirim. Ondan öğrenebilecek çok şey var iyi ve kötü. Hemen belirtmek isterim ki bu kadar insan üzerine yazılan bu iki kitap da seks üzerine bu kadar çok şey yazılması biraz fazla gibi geldi. Çoğu zaman erotik kitap okur gibi oldum. Tabi hayatın içinde erotizm var kitap kendi türünde bir erotizm kitabı olmadığı için okuyucusunu şaştırabilir.
Yazar 4 ana karakter üzerinden ilerleyen hikayesinde okuyucu da kendi içselliği ile başbaşa bırakıyor. İnsan ruhunu, zekasını, arzularını ve hayatta mücadele ettiğim maddi manevi değerlerin fotoğrafın çekip elimize veriyor. O fotoğrafları renklendirmek de elimiz de renklendirmemek de elimiz de.
Kurgu o kadar güzel ki yazılmış ki elinizden bırakmanız imkansız hatta garanti veriyorum bırakamayacaksınız. Karakterleri, hayatı bakış açıları birbirinden farklı olan bu 4 ana karakterin peşinden sürüklenirken hiç değişime uğramadıklarını göreceksiniz. Değişimden kastım, ideallerinden vazgeçmeyen Özge, güzellik saplantısı ve delilik derecesindeki sahiplik olgusundan vazgeçmeyen Can, Düşüncenin temeline değer verip değişime uğratmadan fikirlerini yaşayan Bilge, Sanatı ile yeteneğini alkışlara sunmayan ya da alkışların karakterini ruhunu doyurmadığını bilen Deniz hepsi ve diğer yan karakterler Göksel, Ali, Duru, Kaya çizdikleri hayat yolunda kimileri kaybolurken kimileri tekrar hayatlarını kendilerini bulmaya adadılar… Ne demişti yazar, “Kendi potansiyelini keşfetme cesareti gösterebilmiş gerçek kişilere, çatlama cesareti gösterebilmiş tohumlara adanmıştır.” bu söz kitabı baştan aşağıya özetliyor diyebilirim.
Kitap olduğu gibi hayatı anlatıyor. İçinde seks var, nefret var, cesaret var, korku var, manipülasyon var, gözyaşı var, aşk var, zeka var , para var aslında kitap da yaşamın ta kendisi var.
Kitapların kalınlığı ve karakterlerin çokluğu gözünüzü asla korkutmasın. Çünkü hikaye o kadar akıcı ki, hafızanızda tüm taşlar sırayla otuyor. Hani su içmek gibi hızlı ,akıcı, lezzetli ve doyurucu kişisel gelişim romanları diyebilirim.
"Primo romanzo della trilogia 'PHI-CHI-PI'. E un'altra sigla ce l'aggiungo io: MAH!"
Questo l'esordio della mia recensione di "PHI". E, stavolta, il mio "mah" è grande quanto una casa. "CHI" è infatti di una noia tremenda, la quale sopraggiunge subito dopo la snervante sensazione di non averci capito nulla. Sì perché le azioni dei singoli personaggi sembrano mancare non solo di un legame che le connetta a quelle degli altri, ma anche di una razionalità, per così dire, interna, che fornisca loro un senso a sé. Dubito fortemente che leggerò il seguito.
Yerinde yorum yapmak için Pi yi beklemek lazım sanırım, Çi de bana göre kurgu pek gerçekçi değildi, merak uyandırdı okuttu kendini ama karakterlerin yazarın deyimi ile "tohumlarından çıkması" pek inandırıcı fidanlara ulaşmadı. Az olmuş derim.
Fi de guzel ve heyecanla okudugum bir kitapti. Ama bu daha guzel ve daha buyuk heycanla okudugum bir kitap. Dusundurmeye, sorgulatmaya baslayan satirlar. Bakalim Pi ney ve ne vericek bana. Sabirli olmanin cabalarinda Pi'ye sakince sabirsizlaniyorum. : )
Esasında ikinci kitap tadı yok, daha çok ara kitap tadı aldım. Karakterler ve hikaye oldukça sıradan ilerliyor, tatmin edilebilir düzeyde devam eden bir kitaptan ne kadar haz alınabilirse, o kadar aldım; yani hiç!
serinin son kitabı pi'ye geçmeden daha, şimdiden bir puan verdim. yazmaya üşenmediği için o da. acımasızca olacak ama, baştan sonra samimiyetsiz bir kitap.
Fi'den daha iyi bir kitaptı. Pi çok iyi diyorlar arada boşluk kalmasın diye okumuştum, iyi ki de okumuşum. Eğer bir bu kadar daha iyileştirme olmuşsa pi çok daha keyif verecektir.