Savaşın harap ettiği coğrafyalar, bir devrin geride bıraktığı hayatlar ve kaybettikleri kişilerin ardından ideallerin gölgesiyle yaşamaya çalışanlar... Buket Arbatlı yakın tarihi, belgelerin yanı sıra anılar ve anlatılar üzerinden canlandırıyor. Tarihsel denebilecek öykülerin, insan ruhunun veçheleri ve yazarın hafızasının ilmikleriyle örülmesi onlara hem özgün hem de modern bir tını kazandırıyor.
Erkeklere Her Şey Anlatılmaz'da kadınlık hallerini çeşitli cephelerden anlatan Arbatlı, yeni öykü kitabı Korkunun Kıyılarında ile farklı bir alana açılıyor ve gerek tarihin sayfalarından gerek ailesinin ortak hafızasından kazıp çıkardığı anlatıları modern bir öykücülük anlayışıyla yeniden kurguluyor.
Buket Arbatlı'nın ilk öykü kitabı Erkeklere Her Şey Anlatılmaz'ın epey methini duymuş ama okuyamamıştım, kendisiyle tanışmak ikinci öykü derlemesiyle mümkün oldu. Açıkçası ummadığım kadar çok sevdim Korkunun Kıyılarında'yı. Osmanlı'nın son dönemi, Milli Mücadele yılları ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında geçen öyküler bunlar. Ne yalan söyleyeyim, edebiyatımızda mevzubahis dönemde geçen mebzul miktarda anlatı olduğu için yeni pek bir şey bulamayacağımı düşünmüştüm, yanılmışım.
Kitabı bitirdiğimden beri bu öyküleri farklı kılan ne diye düşünüyorum, sorunun cevabı sanırım yazarın insanla kurduğu ilişki. Kitapta ağalar, askerler, padişahlar var - iktidar sahipleri yani. Ve fakat işte o iktidar sahipleri tek boyutlu maketler olarak orada bulunmuyorlar, son derece kanlı canlı ve pekala kırılganlar; endişeleniyor, acı çekiyor, korkuyorlar: korkunun kıyılarındalar yani sahiden.
Öyküleri okurken aklıma Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok geldi; o kitabı da tam bu yüzden sevmiştim: yazarın insana bakma becerisinden ötürü. Her ne kadar her öyküde bir ikilik kurmuş olsa da, iyiler ve kötüler diye ayırmıyor kahramanlarını Arbatlı, merceğini bu dönem anlatılarının geleneksel "düşman"larına da çeviriyor, onlarla da empati kurmamızı sağlıyor.
Bir de tabii mübadeleye, inkılaplara, o büyük dönüşüm sürecinin insanlarda bıraktığı kalıcı izlere bence çok cesurca bakıyor. O dönemde olan bitenin bir yandan çokça yara açtığını söylemenin illaki kurulanı değersizleştirmek olmayacağını, sahici bir bakışın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor.
Ezcümle, çok sevdim. Anlattığı her karakterle tuhaf bir yakınlık kurdurdu bana, kısacık öykülerde bunu yapabilmek hiç kolay bir iş değil. İlk kitabını da tez zamanda okuyacağım.
hem bitmesin diye yavaş yavaş okudum hem de gereken dikkati toplayabilmek ve bitirdiğim her öykünün üzerinde uzun uzun düşünmek için… yakın geçmişimize dair netameli konular 1970’lere kadar çok sık işlenir ama hemen hemen aynı biçimde, genellikle kurucu cumhuriyetin politikaları ve milli tarih öğretisi içinde. kurtuluş savaşı romanlarıysa birbirine benzer genelde. osmanlı’ya dair ise bazı kadın yazarlar saray artıklarının ne olduğunu (füruzan) işlerken 1915’in 100. yılına yaklaşırken yazılan ermeni - kürt romanları da genellikle insandan çok yapılana odaklanır. oysa aydın’da büyük taarruza hazırlanırken esirlere bekçilik etmek zorunda kalıp vicdanıyla savaşan asker de, megalo idea’sının günbegün yıkımını yaşayan yunan komutan da, haremden arta kalan hadım edilmiş devle cüce ve aileye hasretleri de, savaşta kocasını kaybedip evine çocuklarına tutunan geceleri alev alev yanan bedeniyle ne yapacağını bilmeyen dul da, şeyh sait isyanıyla ege’ye sürülen kürtleri kendisine tehdit görüp şeriattan çok dedesinin bu yola kapılmasından korkan genç zabit de, haremde hayatta kalma savaşı veren üstelik beklenmedik biçimde deli padişaha tutulan habeş zencisi mavi gözlü halayık da var yakın tarihimizde. anlatılmayan bu “insan” hikayeleri bence edebiyatımızın en büyük eksiklerinden. buket arbatlı bu eksiği görmüş, dile, yola yordama çalışmış ve yakın tarihi modern bir öykü tarzıyla harmanlayıp anlatmış. pusulası hep insandan yana, ikilemde kalanlar, vicdan azabı çekenler, aşık olanlar, sevişmek isteyenler, isyan edenler… ak ve kara yönleriyle değil, tüm gri tonlarıyla hem insan hem devlet… çok beğendim, daha uzun yazacağım.
Yılın açılışını çok beğendiğim bir öykü kitabıyla, üstelik tarihi kurgulardan oluşan anlatılarla yapıyorum. Yazar tarihi savaş anlatısı üzerine kalem oynatma ilhamını Claire Vaye Watkins'in Nevada kitabından almış. Benim de okunacaklar listemde.
Korkunun Kıyılarında yer alan öykülerde Sultan Deli İbrahim'den Cumhuriyetle birlikte sudan çıkmış balığa dönmüş haremağası ve cüceye, Kurtuluş Savaşında esir alınanlar ve onlardan sorumlu askerlerden eşinin Sakarya Savaşında şehit olmasıyla yeni bir hayata adapte olmaya çalışan kadına geniş bir karakter, dönem ve olay seçkisi var.
Tarihi kurguda en büyük risk inandırıcı olamamak. Buket Hanım'ın böyle bir sorunu yok kesinlikle. Öyküleri yazarken iyi araştırma yaptığı belli oluyor. Yalın bir dil kullansa da dönemleri yansıtabilmiş. Farklı cephelerden bakmış tarihimize. İhsan Oktay Anar'dan başka yaşayan yazarlarımızın kaleminden bu kadar başarılı tarihi kurgu okuduğumu hatırlamıyorum. Tüm hikayeler aklımda yer etti.